İçeriğe geç

KIZIL GÜLLER SİYAH YEMİNLER

Bölüm 8 · 4 dk okuma

KIZIL GÜLLER SİYAH YEMİNLER

Bölüm 8

Kırılan sesizlik

(Açelya'nın Gözünden)

İnsan, hayatının hangi anında gerçekten büyüyor biliyor musunuz?

İlk aşkında değil.

İlk hayal kırıklığında da değil.

Bence insan, güvenmek istediği kişiden şüphe etmeye başladığında büyüyor.

Çünkü o an kalbinizle mantığınız ilk kez birbirine düşman oluyor.

Ve ben...

Son birkaç gündür tam olarak bunu yaşıyordum.

Her sabah gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm kişi Aras oluyordu.

Her gece uyumadan önce de.

Bu durumdan hoşlanmıyordum.

Çünkü ben, hayatı boyunca kimseye bu kadar kısa sürede bağlanan biri olmamıştım.

---

Sabah gözlerimi açtığımda odamın içi gri bir ışıkla doluydu.

Yağmur yağıyordu.

Pencereye doğru yürüyüp perdeyi araladım.

Damla seslerini hep severdim.

Eskiden bana huzur verirdi.

Şimdi ise nedense içimde bir sıkıntı oluşturuyordu.

Komodinin üzerindeki fotoğrafı elime aldım.

Babam...

Yanındaki adam ise Aras'ın babasıydı.

İkisi de gülümsüyordu.

Fotoğrafa her baktığımda aklıma aynı soru geliyordu.

Nasıl oluyor da bir zamanlar kardeş gibi görünen insanlar birbirine düşman olabiliyor?

Fotoğrafı yerine bırakırken telefonum çaldı.

Bu kez annem arıyordu.

"Kızım, bugün erken gelir misin?"

"Bir şey mi oldu?"

"Sadece... seni görmek istedim."

Annemin sesi garipti.

Yorgun...

Kırgın...

Ve biraz da korkmuş gibi.

İçime bir huzursuzluk çöktü.

"Gelirim."

---

Kahvaltı bile yapmadan evden çıktım.

Sokağa adımımı attığım anda aynı hissi tekrar yaşadım.

Birisi beni izliyordu.

Arkama döndüm.

Kimse yoktu.

Belki de gerçekten fazla düşünmeye başlamıştım.

Tam yürümeye devam edecekken siyah bir araba önümde durdu.

Cam yavaşça açıldı.

Aras...

Beni görünce hafifçe gülümsedi.

"Günaydın."

"Sen beni takip mi ediyorsun?"

"Hayır."

"Yalan."

Omuz silkti.

"Belki biraz."

İlk defa istemsizce güldüm.

"Bu hiç normal değil."

"Hayatım da normal değil."

Bu cevabı beklemiyordum.

Arabaya bindim.

İçerisi her zamanki gibi kahve ve hafif odunsu bir parfüm kokuyordu.

Bilmiyorum neden...

Ama artık bu koku bana yabancı gelmiyordu.

---

"Annen nasıl?" diye sordu.

Şaşırdım.

"Nereden biliyorsun?"

"Onun seni tek başına büyüttüğünü araştırmam gerekmedi."

Kaşlarımı çattım.

"Benim hakkımda araştırma mı yaptın?"

"Bunu yapmak zorundaydım."

"Hoşuma gitmedi."

Haklı olduğumu biliyordum.

Ama o da sessizce başını eğdi.

"Özür dilerim."

O an bütün öfkem kayboldu.

Çünkü ilk kez ondan özür kelimesini duyuyordum.

---

Arabayı deniz kenarında durdurdu.

Hava hâlâ kapalıydı.

Dalgalar kıyıya sertçe vuruyordu.

"Burayı neden bu kadar seviyorsun?" diye sordum.

"Deniz kimseyi yargılamaz."

Bu cümleyi uzun süre düşündüm.

Belki de bu yüzden ben de denizi seviyordum.

İnsanlardan kaçabildiğim tek yerdi.

Bir süre sonra cesaretimi toplayıp sordum.

"Babamı gerçekten tanıyor muydun?"

Aras'ın bakışları uzaklara daldı.

"Ben küçüktüm."

"Nasıldı?"

"Çok gülerdi."

Kalbim sızladı.

Çünkü babamı gülümserken hatırlamakta bile zorlanıyordum.

"Babamla baban arkadaş mıydı?"

"Evet."

"Sonra?"

Uzun bir sessizlik oldu.

Rüzgâr saçlarımı savururken onun cevabını bekledim.

"Sonrasını anlatacak kişi ben değilim."

İçimde yine aynı öfke yükseldi.

"Herkes aynı şeyi söylüyor."

"Açelya..."

"Hayır Aras."

İlk kez sesimi yükselttim.

"Ben çocuk değilim."

"Neden herkes beni korumaya çalışıyor?"

"Çünkü..."

Sözünü yarıda kesti.

"Çünkü?"

"...Çünkü seni kaybetmek istemiyorum."

Kalbim...

Bir an duracak sandım.

Bana öyle bakıyordu ki...

Sanki o cümleyi söylerken bütün duvarlarını indirmişti.

Başımı başka yöne çevirdim.

Göz göze gelirsem ne hissedeceğimi bilmiyordum.

---

Öğleden sonra beni eve bıraktı.

Kapıyı açarken seslendi.

"Açelya."

Döndüm.

"Bir şeye ihtiyacın olursa..."

Cümlesini tamamlamadı.

Ben de tamamlamadım.

Çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum.

---

Eve girdiğimde annem salonda oturuyordu.

Elinde eski bir kutu vardı.

Beni görünce telaşla kapağını kapattı.

"Neyi saklıyorsun?"

"Hiç."

"Anne..."

İlk kez bu kadar ciddi konuştum.

"Bana artık yalan söyleme."

Yüzü soldu.

Sessizce koltuğa oturdu.

Gözleri dolmuştu.

"Baban hakkında konuşmanın zamanı geldi."

Kalbim öyle hızlı atıyordu ki duyduğum tek şey buydu.

Annem kutuyu açtı.

İçinden eski mektuplar, birkaç fotoğraf ve gümüş bir anahtar çıktı.

Anahtarı elime verdi.

"Bunu bana baban emanet etmişti."

"Emanet mi?"

"Eğer bir gün gerçekleri öğrenmek isterse..."

Sesi titredi.

"...Bunu ona ver, demişti."

Anahtara uzun uzun baktım.

Üzerinde küçük bir sembol vardı.

Aynı sembolü...

Babamın bana bıraktığı kolyenin arkasında da görmüştüm.

"Bu neyin anahtarı?"

"Bilmiyorum."

Gerçekten bilmiyor gibi görünüyordu.

---

O gece odama çekildim.

Mektuplardan birini açacakken telefonum çaldı.

Arayan Aras'tı.

Sesini duyar duymaz içimde garip bir huzur oluştu.

"İyi misin?"

"Evet."

"Yalan söylüyorsun."

İstemsizce gülümsedim.

"Bunu nereden anlıyorsun?"

"Sesinden."

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra ben konuştum.

"Aras..."

"Hı?"

"Sence insanlar kaderlerinden kaçabilir mi?"

Derin bir nefes aldığını duydum.

"Ben yıllarca kaçmaya çalıştım."

"Başarabildin mi?"

"Hayır."

"Sen?"

Pencereden dışarı baktım.

Yağmur yeniden başlamıştı.

"Sanırım ben de kaçamıyorum."

---

Telefonu kapattıktan sonra mektubu açtım.

Ama içi boştu.

Önce şaşırdım.

Sonra sayfayı ışığa tuttum.

Soluk harfler görünmeye başladı.

Sanki görünmez mürekkeple yazılmıştı.

Okuyabildiğim tek cümle şuydu:

"Anahtar seni geçmişe götürecek."

Tam o anda alt kattan büyük bir cam kırılma sesi geldi.

Yerimden fırladım.

Annemin çığlığı bütün evi doldurdu.

"AÇELYA!"

Koşarak merdivenlerden indim.

Salonun camı paramparçaydı.

Yerde siyah bir kutu duruyordu.

Kutunun kapağını titreyen ellerimle açtım.

İçinden tek bir kırmızı gül ve küçük bir not çıktı.

Notta yalnızca şu yazıyordu:

"Sıradaki seçiminde ya kalbini dinleyeceksin... ya da aileni."

Elimdeki kâğıda bakarken ilk kez gerçekten korktum.

Çünkü bu kez tehdit bana değil...

Sevdiğim insanlara yapılmıştı.

Ve anladım ki...

Artık hiçbirimiz güvende değildik.

Bölüm Sonu...

Bölüm sonu

1 yorum