İznik’in soğuk taşlarından kurtulup Söğüt’ün bereketli topraklarına ayak bastıklarında, güneş tepelerin ardında kan kırmızı bir veda ediyordu. Gökçe Hatun, Sümbül’ün üzerinde dimdik durmaya çalışsa da, Leon’un aynalarda ruhuna bıraktığı yaralar kılıç darbelerinden daha derindi. Börü, efendisinin bitkinliğini hissetmiş gibi yanından ayrılmıyor; Alaca ise artık daha güçlü çırptığı kanatlarıyla obanın üzerinde bir müjdeci gibi süzülüyordu.
Sessiz Karşılama
Obaya girdiklerinde her zamanki neşeli kalabalığın yerini ağır bir sessizlik almıştı. Çadırların önündeki ateşler sönmeye yüz tutmuş, nöbetçiler huzursuzca mızraklarına yaslanmıştı. Gökçe, bir şeylerin ters gittiğini daha Osman Bey’in çadırına ulaşmadan anladı.
"Turgut," dedi Gökçe fısıltıyla. "Toprak bile küsmüş gibi... Neler oluyor?"
Tam o sırada, Osman Bey’in çadırından bir kadın çıktı. Üzerinde ak kaftanlar vardı, boynunda ise kemikten yapılmış tuhaf tılsımlar taşıyordu. Bu, obanın şifacısı değil, Şaman Akça’nın bile "Göklerin Bilgesi" diye bahsettiği, nadiren yerinden kımıldayan Umay Ana’ydı.
Umay Ana’nın Görüsü
Umay Ana, Gökçe’nin yanına yaklaştı ve elini Börü’nün başına koydu. Dev kurt, normalde kimseye yaklaştırmazken, bu yaşlı kadının önünde başını eğdi.
"Hoş geldin Kurt Kızı," dedi Umay Ana. Sesi rüzgarda titreyen bir çınar yaprağı gibiydi. "İznik’te bir kapı açtın ama o kapıdan sadece sen geçmedin. Leon’un karanlığı, senin gölgeni takip edip obaya sızdı. Osman Bey günlerdir derin bir uykuda, ruhu rüyalar aleminde bir tutsak."
Gökçe’nin kanı dondu. "Leon... Bunu nasıl yapar? Biz onu mühürlemiştik!"
"Mühürledin ama kırmadın," dedi Umay Ana. "Onun asıl amacı Osman Bey’in rüyalarını kirletip, kurulacak olan o büyük devletin tohumlarını çürütmek. Şimdi senin kanındaki o 'Gök Börü' gücünü kullanma vakti geldi."
Rüya Alemine Yolculuk
Gökçe, Osman Bey’in çadırına girdiğinde, genç beyin yüzünün bembeyaz olduğunu gördü. Sanki nefes almıyor, sadece bedeni burada duruyordu. Umay Ana, çadırın ortasına bir kase su ve bir avuç üzerlik otu bıraktı.
"Gökçe, senin ruhun kurtların dilini bilir. Şimdi Osman Bey’in zihnine girmen gerek. Alaca göklerden yolunu bulacak, Börü ise senin bu dünyadaki bağın olacak. Eğer Osman Bey’i o karanlık rüyadan çıkaramazsan, şafakla birlikte Kayı’nın ateşi sönecek."
Kurt Ruhunun İlk Adımı
Gökçe, Osman Bey’in elini tuttu ve gözlerini yumdu. Börü, Gökçe’nin ayak ucuna uzandı; Alaca ise çadırın tepesindeki açıklığa konup nöbet tutmaya başladı. Gökçe, bilincinin yavaşça karardığını ve kendini devasa, siyah bir bozkırda bulduğunu hissetti. Gökyüzünde kızıl bir dolunay vardı ama bu dolunay ağlıyordu.
Uzakta, Osman Bey’i devasa siyah zincirlere vurulmuş, etrafı gölge kurtlar tarafından sarılmış halde gördü.
"Dayan Beyim!" diye haykırdı Gökçe. Sesi bu rüya aleminde bir gök gürlemesine dönüştü. Elinde gümüş kaması yoktu ama parmak uçlarından mavi bir ışık sızıyordu.
9. Bölümde Neler Olacak?
- Gökçe, Osman Bey’in rüyasındaki gölge kurtlarla nasıl savaşacak?
- Börü, bu dünyada Gökçe’nin bedenini koruyabilecek mi?
- Osman Bey’in gördüğü o meşhur "Ağaç Rüyası" (Devlet-i Aliyye müjdesi) ilk kez mi belirecek?