1. Bölüm: İlk Yumruk
Babam bana ringde kalmayı öğretmişti. Ayakların üzerinde dimdik durmayı, nefesini kontrol etmeyi ve ne olursa olsun o gardı asla düşürmemeyi… Ama o ring temizdi. Kuralları vardı, boks eldivenleri vardı, adaleti sağlayan bir hakemi vardı.Sokakta ise kural yoktu.Şehrin en tekinsiz arka sokaklarından birinde, sağanak yağmurun altında neon ışığı titreyen o eski tabelaya baktım: BOKS SALONU. Babamın cenazesinden sonra buraya ayak basmak içimdeki öfkeyi daha da körüklüyordu. İçeri girip kapıyı kapattığımda, burnuma dolan o tanıdık eski kum torbası ve ter kokusu beni çocukluğuma götürdü. Ringin köşesine oturdum. Parmaklarımı, çocukluğumdan beri nasır tutmuş ellerimi siyah boks bandajlarıyla sıkıca sarmaya başladım. Kafamdaki siyah kapüşonu iyice öne çektim, yüzümü gölgeledim. Kaşımdaki taze yara izine dokundum hafifçe. Acımıyordu. İçimdeki intikam ateşinin yanında bu yaranın lafı bile olmazdı.Yumruğumu avcuma sertçe vurdum. Çıkan tok ses, sessiz salonda yankılandı."Babamı bir sokak kavgasında kaybettim dediler," diye fısıldadım kendi kendime. Polis dosyayı kapatmış, üstünü örtmüştü. Ama babam arkasında polisin bile bulamadığı bir harita bırakmıştı. Ringden inip salonun arkasındaki köhne ofise geçtim. Masanın gizli çekmecesini açıp o yıpranmış, kenarları aşınmış deri defteri çıkardım.Defterin sayfasını açtığımda, babamın o sert el yazısıyla kırmızı mürekkeple yazılmış başlık karşıma çıktı: “Yeraltı Dövüş Çeteleri”.Altında bu şehri parmağında oynatan pisliklerin isimleri listelenmişti: Kuzgun, Bozkurt, Demir, Yılan, Kartal. Sayfanın en tepesinde ise kurşun kalemle büyük bir daire içine alınmış o isim parlıyordu: “KATİL: DEMİR”.Parmağımı listenin en başındaki ismin üzerine bastırdım: KUZGUN. Demir'e ulaşmak, babamın katilinin boğazına sarılmak istiyorsam, önce onun bu şehirdeki kollarını tek tek kırmam gerekiyordu. Av başlamıştı.Birkaç saat sonra, şehrin öteki ucundaki terk edilmiş devasa bir fabrika binasının önündeydim. İçeriden gelen çılgınca bağırışlar ve uğultu dışarıya taşıyordu. Kapıdaki korumaları fark ettirmeden geçip içeri sızdığımda, yeraltı dünyasının kalbine girdiğimi anladım. Fabrikanın tam merkezine, paslı çelik tellerle örülmüş devasa bir dövüş kafesi kurulmuştu. Etrafta ellerinde paralarla çılgınca bağıran, yüzleri gölgede kalmış yüzlerce yasadışı seyirci vardı. Tek bir ışık huzmesi, sadece o kanlı kafesin içini aydınlatıyordu."Ve karşınızda!" diye bağırdı anonsçu, sesi hoparlörlerden cızırdayarak çıkıyordu. "Bu kafesin yenilmez kabusu... KUZGUNNN!"Kafesin içinde devasa, kaslı ve vücudu uğursuz dövmelerle kaplı bir adam duruyordu. Kollarını iki yana açmış, seyircinin vahşi tezahüratlarını selamlıyordu. Yüzünde, karşısına çıkacak herkesi paramparça edeceğinden emin olan küstah bir gülümseme vardı.Kafesin çelik kapısı gıcırdayarak açıldı. Kapüşonumu başıma iyice çekip, adımlarımı hiç yavaşlatmadan kafese doğru yürüdüm. Seyirciler benim bu zayıf ve ufak tefek halimi görünce dalga geçmeye, yuhalamaya başladılar."Bu çocuk da kim? Kemiklerini un ufak edecekler!" diye bağırdı birisi. Bir başkası gülerek, "Parayı direkt Kuzgun'a basın, bu çelimsiz ilk rauntta ölür!" dedi.Kafesin ortasında karşı karşıya geldik. Kuzgun, boyuma ve cüsseme bakıp aşağılayıcı bir kahkaha attı. "Yanlış yere geldin evlat," dedi sesi kaba ve hırıltılıydı. "Burası çocuk parkı değil. Seni tek yumrukta hastanelik ederim."Gardımı aldım. Siyah bandajlı yumruklarımı yüzümün önüne getirdim ve doğrudan gözlerinin içine baktım. "Çok konuşuyorsun," dedim soğuk bir sesle. "Bölümü geçelim."Kuzgun öfkeden kudurmuş gibi öne fırladı. Devasa, ayı pençesini andıran sağ yumruğunu havayı yararak suratıma doğru savurdu. Yumruk tam yüzüme çarpacakken, babamın bana binlerce kez yaptırdığı o kaçış refleksini devreye soktum. Başımı milimetrik bir farkla sola eğdim. Kuzgun'un yumruğu boşa gitti."Büyük bedenler, büyük boşluklar bırakır Asya," demişti babam bir keresinde. "Kör noktayı bul."Kuzgun'un yumruğundan kaçtığım an, tüm vücudumun ağırlığını arkaya verdiğim sağ ayağımdan alıp yukarı doğru patlattım. Tam çenesinin altından, namludan çıkan bir mermi gibi aparkatı çıkardım! Yumruğum çenesinde patladığında kemik kırılma sesi fabrikanın tavanında yankılandı. Kuzgun'un ağzından kan ve tükürük fırladı, devasa gövdesi geriye doğru sendeledi.Seyirciler şok içinde tek bir nefes bile alamadan sessizliğe büründü. Durmaya niyetim yoktu. Kuzgun daha dengesini toparlayamadan hızla kendi eksenimde döndüm ve sağ diz kapağına acımasız bir tekme indirdim. Bir çatırdama sesi daha geldi. Kuzgun acı içinde inleyerek tek dizinin üzerine çöktü.O sırada yaptığım ani hareketle başımdaki kapüşon arkaya düştü. Uzun siyah saçlarım omuzlarıma döküldü. Işığın altında yüzüm tamamen ortaya çıkmıştı.Arenadaki yüzlerce kişi hayretler içinde donakaldı. "O... o bir kız mı?!" diye fısıldaşmalar başladı. "Nasıl yani?!"Kuzgun acı ve utanç içinde başını kaldırdı, gözleri kan çanağına dönmüştü. Dişlerinin arasından kan sızarken kükredi: "Seni küçük sürtük... Seni geberteceğim!"Yerden doğrulmaya çalışırken son darbe için havaya sıçradım. Sağ yumruğumu geriye çektim. İçimdeki tüm özlem, tüm acı ve tüm intikam arzusu o an sağ yumruğumda toplandı.Bu senin içindi baba."Her yumruk bir intikamdır!" diye haykırdım.Yumruğum Kuzgun'un yüzünün tam ortasında patladı. Devasa adam, kökünden sökülen bir ağaç gibi arkaya doğru savrulup çelik kafesin tellerine büyük bir gürültüyle yıkıldı. Gözleri geriye kaçmış, bilinci tamamen kapanmıştı. Yere yığıldığında toz bulutu havaya kalktı.Kafesin dışındaki herkes ayağa fırlamış, ağızları açık bir şekilde bana bakıyordu. Ben ise ellerimden düşmanımın kanı damlarken, Kuzgun'un tepesinde dimdik ayakta duruyordum.İlk hedef düşmüştü. Sıradakiler... Hazırlanın.
[1. BÖLÜMÜN SONU]