İçeriğe geç

KIZIL BUZ

Bölüm 1 · 4 dk okuma

KIZIL BUZ

Bölüm 1

bölüm

Kasabadaki küçük evimden uzakta, ilkbaharın taze çimlerinde uzanmış doğanın güzelliklerinin tadını çıkarıyordum. Evin sorumluluğu ve iki kardeşimin yükü omuzlarıma ağır geldiğinde rahatlamayı kırlarda uzanmakta, gökyüzünde özgürce uçan kuşları seyretmekte buluyordum. Anne babamızın kaybı bizi derinden sarsmış; beni erken yaşta olgunlaşıp sorumluluk almaya itmişti. Sırtımla ezdiğim çimlerde huzuru ararken üzerimde aniden bir gölge belirdi. Ani bir hareketle doğrulup gölgenin kaynağına baktım; beyaz bir atın üzerinde buz mavisi gözleriyle bana bakan bir adamı görmeyi hiç beklemiyordum. Uzun süre üzerimde takılı kalan bakışları içimi ürpertiyordu.

​"Affedersin, keyfini böldüm. Kasaba ne tarafta acaba?"

​Sesi de en az bakışları kadar soğuktu.

​"Şu büyük kayadan sağa dönüp doğrudan devam ederseniz kasabaya ulaşırsınız," dedim.

​Bana attığı garip bakışların arasında, "Teşekkürümü kabul edin lütfen," diyerek hafifçe başını eğdi. Ağaçların arasında kaybolana kadar bakışlarını üzerimde tutması oldukça garipti. Atın üstündeki duruşu asil ve soylu birini andırıyordu ancak giydiği kıyafetler tam tersini yansıtıyordu.

​Kırların huzurunu içime çekip yarım kalan işlerimin ve kardeşlerimin yanına dönmek için yola koyuldum. Kasabaya vardığımda üzerime çöken o kasvetli hava, sanki tüm enerjimi emiyordu. Yol kenarındaki demirci dükkanının önünden geçerken, demirci çırağıyla göz göze geldik. Bakışlarını hemen kaçırdı. Babamın namı ve benim ona benzerliğim, kasaba halkının bana yaklaşırken bir an duraksamasına sebep oluyordu. Bu saygı mıydı, yoksa korku mu, tam olarak bilemiyordum; ama hissettiğim yabancılaşma bakiydi. Etraftaki ahşap evlerin kasvetli gölgeleri ve köylülerin mesafeli duruşu bana her defasında aynı şeyi fısıldıyordu: Sen buraya ait değilsin.

​Evimizin kapısına geldiğimde duraksadım. Kırlarda karşılaştığım o garip bakışlı buz adam buradaydı. Konaklama yerinin çift kanatlı tahta kapısına sırtını dayamış, bakışlarını doğrudan bana dikmişti. Üzerindeki eski kıyafetlere tezat oluşturan o dik ve asil duruşu, tarif edilemez bir gerilimi üzerime yansıtıyordu. Gözlerimi hızla kaçırıp içeri geçtim.

​"Yine aynı hamlede geç kaldın," dedim kapıyı kapatırken.

​Küçük kardeşlerimden biri odada kurduğum yapay tahta mekanizmaya karşı hamle yapmaya çalışıyordu. Nefes nefese bana döndü. Diğeri ise köşedeki minderinde elindeki kitaba gömülmüştü. Babamın bize bıraktığı en büyük miras bu disiplindi. Nuvan kraliyet savaşçısı olan babam, canını saray uğruna vermeden önce bildiği her şeyi bana öğretmişti; ben de şimdi kardeşlerimi hayatta tutabilmek için aynı ağır dersleri onlara veriyordum. Babamdan aldığım ağır savaş eğitimi vücudumun birçok yerinde yara izleri bıraksa da beni güçlendirmiş, kendimi ve kardeşlerimi her türlü kötülükten koruyabilecek seviyeye getirmişti. Şimdi ise sıra bendeydi; tıpkı babam gibi benim de onlara öğretmem gerekiyordu. Kraliyet uğruna can veren birçok insan vardı, babam da onlardan biriydi. Annem ise babamın yokluğuna bir yıl bile dayanamayıp hastalanmış, onu da kaybetmiştik. Mütevazı evimizde hayatımızı sürdürmeye çalışan bir kasaba ailesiydik. Babama duyulan saygıdan ötürü kimse bize pek sorun çıkarmazdı. Çıkarmaya cüret eden ise hak ettiğini ellerimden alırdı. Karakter olarak babama benzemiş olmam yaşantımızı biraz da olsa rahatlatıyordu. Çünkü burada zayıflık ölümcüldü.

​"Zey, işlerini hallettin mi? "

​Bana masum bakışlar fırlatıp, "Ama abla, bitirmedim ki daha kitabımı," dediğinde yanına yaklaşıp yanaklarından öptüm.

​"Biraz çabuk olmalısın. Kiko ve ekibi senden yem bekliyor, yoksa bize yumurta vermezler biliyorsun."

​Bana bakışı içime huzur dolduruyordu. Yüzü bana sürekli babamı hatırlatırdı.

​"Adel, bu kadar yeterli. Kilerden kurutulmuş balıkları getirir misin?"

​Adel yorgun ve ağır adımlarla yanıma geldi. "Abla, bugün başka bir şey yesek olmaz mı? Sıkıldım balık yemekten, midem almıyor artık."

​Haklıydı. Ya tuttuğum balıklar yenirdi ya da satabildiğim buğdayların karşılığında sebze alırdım. Yumurta zaten her gün içimizi bayan bir yiyecekti; tavukları da yaşlanıp yumurtadan kesilmeden kesip yiyemezdik.

​"Haklısın canım," dedim gülümseyerek. "Bugün tavşan avına çıkarım. Şansımız yaver giderse belki kendimize güzel bir ziyafet çekeriz."

​İkisinin de sevinci gözlerinden okunuyordu. Eğer bir tavşan avlayabilirsem, yüzlerindeki bu mutluluğa fazlasıyla değerdi.

​Güneş batmaya yüz tutarken, yayımı ve okluğumu kuşanıp kasabanın dışındaki ormanlığa doğru yola çıktım. Ormanın derinliklerine daldıkça kasabanın gürültüsü yerini yaprakların hışırtısına bıraktı. Gözlerim, taze çimlerin üzerinde tavşan izi arıyordu. Orman, kasabadan farklıydı; burası hem tanıdık hem de tekinsiz bir sessizliğe sahipti.

​Bir süre sonra çalılıkların arasında bir hareketlilik fark ettim. Yayımı yavaşça çektim, nefesimi tuttum ve oku hedefe nişan aldım. Tam o anda, yakınlardaki bir ağacın arkasından tanıdık bir siluet belirdi. O buz mavisi gözlü adamdı. Atından inmiş, sanki beni bekliyormuş gibi duruyordu. Şaşkınlıkla yayımı indirdim ve ona doğru bir adım attım.

​"Yine mi sen?" dedim, sesimdeki gerilimi gizlememeye çalışarak.

​Yabancı, hiçbir şey söylemeden bakışlarını üzerimde tuttu. Gözlerindeki o soğukluk, ormanın havasını bile donduruyor gibiydi. Bir an için, aramızdaki bu sessizlik daha da uzayacakmış gibi geldi. Ancak sonra, dikkatimi adamın sağ koluna çeken bir şey oldu. Giydiği eski ve yıpranmış kıyafetlerin kolunu hafifçe sıyırdığında, derisinin üzerinde parlayan garip bir mühür fark ettim. Buzdan yapılmış bir dalga figürünü andırıyordu ve tuhaf bir şekilde, ormanın alacakaranlığında hafifçe parlıyordu.

​Bu mühür, sadece bir dövme değildi; bir tür büyü veya işaretti sanki. Üzerinde dondurucu bir aura taşıyor gibiydi ve bana, adamın geçmişi veya kimliği hakkında çok daha fazlasını anlatmaya çalışıyordu.

​Yabancı, şaşkınlığımı fark etmiş gibiydi. "Bazı şeyler, göründüğünden çok daha derindir," dedi, sesi yine aynı soğuklukla yankılanarak.

​Bu sözler, merakımı daha da artırmıştı. O mühür ne anlama geliyordu? Ve bu adamın kasabada ne işi vardı? Kafamda binlerce soru işaretiyle, yabancının karşısında durmaya devam ettim...

Bölüm sonu

15 yorum