Keşişlerden başka, Kimsenin gitmediği, tenha, yüksek bir dağda konumlanmış eski bir tapınak...
Ailelerinden küçük yaşlarda koparılıp, keşiş olmaları için eğitilen erkek greonlu çocuklar... Ve onlarca erkeğin içinde yanlız kalan yetim bir kız çocuğu...
Keşiş olmak için gereken yaşlara geldiklerinde... Zayya adı verilen, Zorlu sınavlara tâbi tutulurlar...
Hayatta kalan ve sınavı geçen çocuk, artık greon keşişi olur.
~🍁~
"Sırtını dik tut... Nefesi burnundan alıp ağzından ver..."
Parmak uçlarında yükselmiş ve hareket etmeyen gurup, keşişin verdiği talimatları uyguluyordu...
"Evet, şimdi bir ayağınızı kaldırabilirsiniz..." Gençler keşişin emri üzerine sağ bacağını kafa hizasına kadar kaldırdılar...
Ayak parmaklarında ve bacak kemiklerindeki acı dayanılmazdı...
Bazılarının ayak tırnakları kanamaya başlamıştı bile,
Keşişin giydiği turuncu cüppesi göz alıyordu...
Yavaş adımlarla hareketsiz kalan gurubun içinden geçiyordu...
Enselerinden akan terler sırt çizgisinden kuyruk sokumuna akıyordu...
Kızgın güneş tenlerini kavuruyordu...
"Kafanı dik tut myung!... Sınavlara çok az kaldı... Böyle hayatta kalırmısın sence hah?"
Keşişin karşısındaki kız titreyen vücudunu dik tutup başını kaldırdı...
Sardığı ayak parmakları kanamaya başlamıştı...
Terden sırılsıklam olan saçları yüzüne yapışmıştı...
Hızlı hızlı nefes alıp veriyordu...
Kafa hizasındaki bacağını kaldıramıyordu artık...
"Biraz daha kaldır!" Myung Hee bacağını biraz daha kaldırmaya başladı fakat bu oldukça zordu...
"Titremeyi kes!..." Myung Hee yorgun gözlerle keşişe baktı, anlındaki terler burun ucundan yere damlıyordu...
Bu keşişin onla ne derdi vardı ki?...
Keşişin emirleri artık bulanık... Yüzü ise buğlu gelmeye başladı...
Myung Hee daha fazla dayanamıyordu
Yorgun kalan vücudu kendisini tozlu ve kuru yapraklarla dolu olan zemine bıraktı...
Bayılmıştı... Yine, her zamanki gibi...
Umutsuz vaka...
🍁
Elindeki süpürge sapını sıkıca kavradı... Ağlamamak için zor tutuyordu kendisini... Yeri kazarcasına süpürüyordu...
Bayıldığı için yine ceza almıştı, düşüp bayıldığı zemini süpürüyordu...
Gerçi cezanın bu kadar hafif olması onu bir nebze rahatlatmış olsa da yaklaşan zayya sınavları onu korkutuyordu...
Süpürme işine kendisini o kadar kaptırmıştı ki, onu izleyen kişiyi fark etmemişti bile...
"Çok dalgın gözüküyorsun myung" myung baş keşişi gördüğüne biraz şaşırmış biraz da utanmıştı...
"Özür dilerim efendim... Yine başarısız olduğum için buraları süpürmem gerek..."
Ona iyi davranan tek keşiş, baş keşiş Vu' idi
"Gel, şöyle otur..." Dedi keşiş Vu, merdiven basamağına oturarak
Myung topallayarak ona doğru ilerledi ve hemen keşişin yanına oturdu...
"Seni ilk bulduğumda... Daha yeni doğmuştun myung..."
"Hah? Beni sizmi buldunuz?... Beni buraya ailem getirmedimi?..." Keşiş Vu ilk defa myunga küçük bir itirafta bulunmuştu...
"Hayır, seni buraya ailen getirmedi... Seni ben buldum... Adını da ben koydum myung Hee...
Seni bulduğum ilk zamanlar, baş keşiş değildim... O zamanlar seni, kız olduğun için istememişlerdi..."
Kurumuş, yaşlı eli ile myungun elini tuttu
"Sana kızım gibi baktım myung... İki veya üç yaşlarına geldiğinde, bana babalık duygusunu yaşatırdın... Ve oldukça zevkliydi... İsmini de 'zevk' yani myung Hee koydum" dedi hafifçe gülümsüyerek
"Fakat, beş yaşında seni yeni gelen oğlanlarla birlikte tapınağa eğitim için verdim... Çünkü, içindeki savaşçı ruhu o zamanlar bile görebiliyordum..." Derin bir nefes aldı... Sanki bunlar onun için yıllardır bir yükmüş ve anlatığı için rahatlamış gibiydi
"Ben, ne diyeceğimi bilemiyorum efendim... Ama yine de teşekür ederim..." Gözleri ardı ardına dizilen dağlara haps olmuştu sanki
"Teşekür etmene gerek yok... Ayrıca sınavlar için korkma... Bunu başarabilirsin..." Keşiş Vu Ayağa kalkıp, yavaş yavaş dağdaki küçük tapınağına doğru yürüdü...
Myung hee İse sendece arkasından baka kaldı...
Derin bir nefes aldı myung hee
Süpürgeyi öfke ile fırlatıp attı... Bu kadarmı değersizdi?, bu kadarmı istenmiyordu?
Çökmüş omuzlarla ayağa kalkıp süpürgeyi yerden aldı... Güneş artık batıyordu... Süpürgeyi sağ omuzuna koyup ilerlemeye başladı...
Uyudukları geniş kulübeden oğlanların sesleri yükselmeye başlamıştı bile...
"Tanrım çekil üstümden" diyordu biri
"Olmaz!!! Yürüyemiyorum"
Myungun kulübeye girmesi ile tüm sesler durmuş ona yönelmişlerdi... "Hey! İşin bittimi?"
Myung yavaşça kafasını salayip yer yatağına uzandı
"Ah! Tanrım... Ayaklarımı hisedemiyorum..." Myung iki eli ile yüzünü kapattı...
"İlk bayılan hep sen oluyorsun?"
Myung kaşlarını çatarak"sizde mi bayılıyorsunuz?" Dedi oturur pozisyonu alarak
Gürültü bir kahkaha seli koptuktan sonra "ilk bayılan olduğun için görmüyorsun"
"Çok kötü, yarın yine antrenman var... Her zaman ki gibi..." Gençler bıkmış ve usanmıştı...
"Ama zayya sınavları çok yaklaştı..." Myungun cevabı üzerine hepsi derin bir sessizliğe büründü...
"Çoğumuz hayatta kalamıyacak... Ve biz ilk senin ölüceğini düşünüyoruz..." Yanındaki çocuk hafifçe dürttü onu "hey korkutma kızı!"
"Şey... Özür dilerim myung"
"Sorun değil... Haklısınız aranızdaki en güçsüz kişi benim..."
En önde oturan çocuk myungu yavaşça süzdükten sora "keşiş Vu bize hep 'gerçek yetenekler daima zor anlarınızda çıkar' der..."
"Umarım. Sizi uyarıyorum gençler... Sınavlarda karşıma çıkanı döverim!" Myung işaret parmağını onlara salıyordu...
Çektikleri acıya rağmen gülüyorlardı...
Ölüceklerini bile bile gülüyorlardı...
Yazar notu✨ : merhabalar değerli okurlar... Ki okuyan varsa!!!
Neyse umarım beğenmişsinizdir 🐖
Gençlerin ismini daha bulamadım çoğuna şimdiden Allah rahmet eylesin 🧕🏿📿
~Bölüm sonu~
🍁

