İçeriğe geç

KIYIDA KALAN SIRLAR

Bölüm 1 · 4 dk okuma

KIYIDA KALAN SIRLAR

Bölüm 1

Dalgaların Öncesi

"Bazı sırlar denizin dibine gömülmez. Dalgalar onları mutlaka kıyıya vurur.."

Deniz, valizinin fermuarını son kez çekip odasına göz gezdirdi.

Dağınık yatağı, masanın üzerinde bırakılmış test kitapları ve duvara asılı mezuniyet fotoğrafı... Hepsi geride kalacakmış gibi hissediyordu.

Telefonu titredi.

Emir: "Yola çıktım. Yarım saate sende olurum. Sakın yine geç kalma."

Deniz istemsizce gülümsedi.

Liseden beri ilk kez altı kişi günlerce aynı evde kalacaktı. Üniversite sınavı, kayıt telaşı, yeni şehirler... Herkes farklı yerlere savrulmuştu. Bu yaz tatili, eski günlere dönmek için bulunmaz bir fırsattı.

En azından öyle düşünüyordu.

Aşağı indiğinde annesi mutfakta son hazırlıkları yapıyordu.

"Telefonunu açık tut olur mu?"

"Tutacağım anne."

"Kendine dikkat et."

Deniz başını sallayıp valizini kapının önüne bıraktı.

Beş dakika sonra beyaz minibüs sokağa girdi.

Direksiyonda Emir vardı.

Her zamanki gibi sakin görünüyordu. Camı indirip gülümsedi.

"Prenses hazır mı?"

Deniz kahkaha atarak valizi bagaja koydu.

Arka kapıyı açtığında Alper'in yüksek sesi duyuldu.

"Sonunda! Bir saat seni bekledik."

"Abartma ya, beş dakika oldu."

Arka koltukta Beste oturuyordu. Kulaklığını çıkarıp Deniz'e sarıldı.

"Seni çok özledim."

"Ben de."

En arkada Ecem vardı.

Telefon ekranına dalmıştı. Deniz'i görünce gülümsedi ama o gülümseme bir an sürüp kayboldu.

"İyi misin?"

"İyiyim."

Ama sesi iyi gibi değildi.

Deniz bunu yorgunluğa verdi.

Minibüs hareket etti.

Şehir geride kalırken kahkahalar yükseliyor, eski anılar konuşuluyordu. Sanki hiçbir şey değişmemişti.

Yalnızca Cenk sessizdi.

Camdan dışarıyı izliyor, ara sıra telefonuna bakıyordu.

Deniz omzuna yaslandı.

"Neyin var?"

"Hiç."

"Kesin mi?"

"Yorgunum sadece."

Deniz daha fazla üstelemedi.

Yol boyunca Ecem'in gözleri birkaç kez dikiz aynasında Cenk'le buluştu.

Sadece bir saniyeliğine.

Sonra ikisi de bakışlarını kaçırdı.

Bunu fark eden olmadı.

Ya da fark edip görmezden gelenler vardı.

Yaklaşık üç saat sonra denizin tuz kokusu arabanın içine dolmaya başladı.

Emir, sahil yolundan sapıp çam ağaçlarının arasındaki dar yola girdi.

Yolun sonunda iki katlı, beyaz bir yazlık belirdi.

Mavi panjurları, geniş verandası ve denize bakan balkonuyla tam bir kartpostal gibiydi.

"Hoş geldiniz."

Emir arabadan inip kollarını iki yana açtı.

"Burası önümüzdeki on gün boyunca bizim evimiz."

Herkes heyecanla valizlerini indirirken Deniz bir an durup denize baktı.

Dalgalar kıyıya usulca vuruyordu.

O an içinde açıklayamadığı tuhaf bir his belirdi.

Sanki bu evden ayrılırken hiçbir şey başladığı gibi kalmayacaktı.

Ve yıllar sonra o yazı düşündüğünde, en çok da ilk günün bu sessizliğini hatırlayacaktı.

Çünkü bazı felaketler gürültüyle değil, kusursuz bir huzurun içinden doğardı.

Yazlık evin kapısı açıldığında içeri dolan ilk şey hava değildi.

Sessizlikti.

Ama bu sessizlik huzurlu bir sessizlik değildi. İçine girildiğinde fark edilen, insanın omzuna hafifçe oturan türdendi.

Emir anahtarı çevirip kapıyı tamamen açtı.

“Tamamdır… artık buradayız.”

Alper ilk giren oldu. Ayakkabılarını çıkarmadan salonu geçti, camdan dışarı baktı.

“Burası gerçekten iyiymiş.”

“Babamın eski evi,” dedi Emir. “Çok kullanılmadı son yıllarda.”

Beste içeri girer girmez pencereleri açtı.

“Burası biraz havasız.”

Ecem kapının eşiğinde bir an durdu. Sanki içeri girmek istemiyormuş gibi.

Deniz bunu fark etti ama üzerine gitmedi.

Cenk en son içeri girdi.

Telefonuna bakıyordu.

Bir mesaj gelmişti.

Ekran ışığı yüzüne vururken ifadesi bir an değişti. Ama hemen toparladı.

Deniz yanına yaklaştı.

“Bir şey mi oldu?”

“Yok.”

“Yine mi yok?”

Cenk başını kaldırdı, kısa bir gülümseme attı.

“Sadece işte… kafam dolu.”

Deniz ona inanmak istedi.

Ve inandı.

Valizler yukarı taşınırken evin içi yavaş yavaş dolmaya başladı.

İki katlı evin ahşap merdivenleri her adımda hafifçe gıcırdıyordu.

Duvarlarda eski fotoğraflar vardı. Deniz bir an durup baktı.

Emir küçükken çekilmiş bir fotoğraf.

Ama fotoğrafta Emir tek değildi.

Yanında bir çocuk daha vardı.

Yüzü silikleşmişti.

Deniz gözlerini kıstı.

“Kim bu?”

Emir arkasına bakmadan cevap verdi.

“Çocukluk arkadaşım.”

“Şimdi nerede?”

Bir an durdu Emir.

Sonra omuz silkti.

“Bilmiyorum.”

O an Deniz, nedenini anlayamadığı küçük bir rahatsızlık hissetti.

Ama yine de geçiştirdi.

Akşam olduğunda herkes verandaya çıkmıştı.

Güneş yavaş yavaş denizin içine batıyordu.

Gökyüzü turuncuya, sonra mora dönüyordu.

Alper bir bira açtı.

“Bu yaz efsane olacak.”

Beste hafif güldü.

“Sen her yaz bunu diyorsun.”

“Bu sefer farklı.”

Cenk sandalyeye yaslanmıştı.

Konuşmuyordu.

Ecem onun karşısında oturuyordu.

Aralarında kimsenin fark etmediği bir mesafe vardı.

Ama Deniz fark etti.

Sadece nedenini anlamadı.

Gece çöktüğünde evin içi daha da sessizleşti.

Sadece buzdolabının sesi ve arada gelen deniz dalgaları duyuluyordu.

Emir mutfakta bardakları toplarken Alper yanına geldi.

“Cenk’le yine mi bir şey oldu?”

“Ne oldu?”

“Bütün gün surat asık.”

Emir başını iki yana salladı.

“Bilmiyorum… ama bu yaz kimseyi kavga ettirmeyin olur mu?”

Alper güldü.

“Biz mi başlatıyoruz sanki?”

Emir cevap vermedi.

Sadece uzun bir süre camdan dışarı baktı.

Deniz odasına çıktığında herkes yerleşmişti.

Ecem alt kattaydı, Beste üst odada.

Cenk odasının kapısını kapatmıştı.

Sessizdi.

Çok sessiz.

Deniz yatağa oturdu.

Telefonunu eline aldı ama açmadı.

Bir şey vardı.

Ama ne olduğunu bilmiyordu.

Sanki bu evde herkes bir şey söylüyor ama kimse gerçekten konuşmuyordu.

Ve en garibi…

Herkes birbirine bakıyor ama kimse gözlerinin içine bakmıyordu.

Deniz ışığı kapatmadan önce bir an camdan dışarı baktı.

Deniz kapkaranlıktı, tıpkı içindeki kötü hisler gibi ama dalgalar hâlâ kıyıya vuruyordu. Sanki bir şeyleri geri getirmek ister gibi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.