“Beni koyup koyup gitme
Ne olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme
Ne olursun…”
Atilla İLHAN
“Biz, birbirimizi bırakmak zorunda olanlardık. Ama ruhlarımız birbirine kenetliydi.
Daima, sonsuzluğa…”
|Türkiye Cumhuriyeti|
Börte, elindeki baloncuk tüpüne üfleyip etrafına baloncuklar saçarak neşeyle kendi etrafında koşuşturuyordu. Altın rengi güneş kumral saçlarının rengini açıyor, kahve gözlerini canlandırıyordu.
“Yine mi şu baloncuk tüpüyle oynuyorsun Azeri Börtece?”
Gelen sesle Börte arkasına döndü. Hemen somurtan haline geri döndü. Dilini çıkarıp nanik yaptıktan sonra “Sensin Azeri be deve! Azerbaycan Türk’ü diyeceksin.” dedi Börte Kutan Börü’ye karşı.
Kutan on beş yaşındaydı. Börte ile aralarında yedi yaş vardı. Kutan, Börte ile aynı lojmanda kalan bir çocuktu. Börte ile dalga geçmeyi severdi. Lakin ona kıyamayan bir tarafı da vardı. Arada çok ileri gittiğinde Börte’ye hiç kimseye yapmadığı gibi özür dilerdi. Börte’yi üzgün görmeye dayanamazdı.
Börte’nin annesi bir Azerbaycan Türk’üydü. Yani Börte’nin babası Halil Bey’in anlattığına göre öyleydi. Zira Börte’nin annesi Börte doğduktan iki ay sonra ölmüştü. Zehra hanımdan kızına bir tek miras Azerbaycan kalmıştı.
Kutan önünde minicik kalan kıza yaklaştı. Önünde eğildi. “Üzülmüyorsun değil mi? Üzmedim seni değil mi Börtece?”
Börte tam ağzını açıp bir şey diyecekken arkadan Kutan’ın bir arkadaşı lafa daldı. “Şu annesiz Azeri kızı bırak da yanımıza gel Kurt.”
Kutan arkasında duyduğu sesle sinirle soluyup ayağa kalktı ve arkasını döndü. Börte’den uzaklaştı ve arkadaşlarının önünde durdu.
“Bana bakın lan. Bir daha ona annesiz derseniz gebertirim sizi. Annesiz değil o. Ayrıca ona bir tek ben Azeri derim, o kadar. Nokta. Şimdi defolun gidin geleceğim birazdan.”
Kutan’ın en çok damarına basılan konu buydu. Lojmandaki hemen hemen her çocuk Börte’yi annesi öldüğü için zorbalardı. Halbuki annesiz değildi, sadece annesi ölmüştü.
Fırçayı çektikten sonra geri arkasındaki minik kıza döndü. Börte asla arkadaşları gibi bebeklerle oynamıyordu. Oynadığı şeyler ya babasının armaları ya da baloncuk tüpleriydi.
Kutan kızı izlerken gülümseyecek gibi oldu ama son anda kendini tuttu. Geri eski somurtkan haline döndü ve Börte’nin hizasında diz çöktü.
“Halil amca seni arıyor Börtece. Ben kaç kere sana demedim mi lojmanın bahçesinin ortasında arkadaşlarınla oyna diye? Niye lafımı dinlemiyorsun?”
Börte sanki çok kötü bir suç işlemiş gibi oynamayı bıraktı ve bakışlarını indirdi. Dudağını ısırdı. Ne gibi bir bahane bulabileceğini ölçüp tartıyordu.
“Ama Kurt, diğer erkek çocukları benimle çok alay ediyor. Ne yapayım? Ben de dayanamadım buraya geldim.”
Lojmanın arkasında minik bir bahçe daha vardı. Birkaç çam ağacı, bir de yemyeşil bir çimenlikle Börte’nin gözüne hep çok güzel gözükürdü. Diğer çocukların zorbalıklarından kaçmak için hep buraya gelirdi. Bütün lojman minik Börte’yi aramak için ayaklanırdı lakin Börte bana mısın demezdi.
Börü sabır dilenir gibi bir nefes verdi. Ellerini dalgalı siyah saçlarının arasından geçirdi. İfadesi daha da ciddileşmişti.
“Ne yapacağız senin bu kendini savunamamanı be kızım? Hep ben olmayacağım ki yanında. Ben sana kaç defa dedim canını sıkan olunca iki tane vur kafasına?”
Börte kafasını daha da aşağı eğip sağa sola hafifçe sallanmaya başladığında Kutan’ın ifadesi yumuşadı. Kızma süresi rekoru yaklaşık üç dakikaydı. Şu zamana kadar bu sürenin üstünde kızgın kalamamıştı. Bücür falandı ama Börü’nün yumuşak karnıydı.
“Tamam üzülme kızmadım çok. Ama bir daha kendini savun tamam mı Börtece?”
Börte hemen kafasını kaldırdı ve parlayan gözlerle kafa salladı. “Yaxşı Kurt. Bir daha dediğin gibi yaparım.” Sonra aklına gelen şeyle birkaç saniye duraksadı. Kutan’ın elinden tutup çekiştirerek “Kurt gel. Mən sənə kəpənək göstərəcəyəm.”
Kutan bir süre kızın ne dediğini anlamaya çalıştı.” Kəpənək ne demek Börtece? Türkçe konuşsana.”
“Türkçesini unutmuştum Kurt. Kelebek göstereceğim. Gel.”
Kutan karşı koymak istedi ama koyamadı. Mecburen kızın kendi elini çekiştiren minik elini tuttu ve onu takip etmeye başladı. Bir yandan da içinden ‘of’ çekiyordu. Nereden çıkmıştı şimdi bu kelebek gösterme işi?
Biraz ilerlediler. En sonunda sayısız renklerle bezeli çiçeklerin bulunduğu bir köşeye geldiler. Börte işaret parmağını kaldırdı ve çiçekleri işaret etti.
“Hep gelmiyorlar Kuta. Ben isteyince gelmiyorlar istemeyince geliyorlar.” Dedi dudak büzerek. Kutan bu surata daha da yumuşadı. Börte’yi çok hafif bir şeymiş gibi kucağına aldı. Yüzünden birkaç saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırdı.
“Kızayım mı kelebeklere gelmiyorlar diye?”
“Kızma Kuta. Üzülürler. Ama söyle gelsinler.”
Kutan dayanamayıp hunharca kahkaha atmaya başladı. Şu ana kadar kendini zor tutmuştu.
“Ne gülüyorsun deve? Çok mu komik?” Börte kollarını göğsünde bağladı ve küstüğünü belli edercesine başını başka yöne çevirdi.
Bu hali Börü’ye daha da komik gelse de kendini sıkarak tekrar gülmemek için direndi. Tekrar gülerse Börte bu sefer hiç konuşmayabilirdi.
“Tamam kızma bücür. Bir şey demedik. Hem kelebekler sadece bir gün yaşar, bırak da o bir günlerini iyi harcasınlar.”
Börte anında tekrar Börü’ye döndü. Elini şaşkınlıkla ağzına kapattı ve bir şaşırma nidası çıkardı.
“Ama niye o kadar kısa ki Kuta? Hiç üzülmüyorlar mı?”
Kutan bir anlığına çiçeklere baktı. “Allah öyle yaratmış. Her güzel şey az yaşar, Börtece.” İçli bir nefes verdi.
Kutan’ın da annesi Kutan ve babasını terk etmişti. Tam beş sene olmuştu Kutan Börü annesini göremeyeli, ona sarılamayalı, onun sıcak yemeklerini yiyemeyeli. Çok buruktu, çok üzgündü ama bunu ne babasına ne de etrafındakilere gösteriyordu. Onları da sıkmak istemiyordu. Aldığı nefesler haram geliyordu.
Börte Kutan’ın sıkıntılı yüzünü görünce hiçbir şey demeden bir elini Kutan’ın saçlarına attı. Hep onun saçlarıyla oynardı. Börü aslında bunu severdi ama sevmiyormuş gibi yapardı.
“Bu gece yıldızları sayalım mı, Kuta?”
“Sayalım Börtece. Ebediyete kadar yıldızları sayalım.”