BÖLÜM 5: 1993'TEKİ ŞEYTAN
I
TÜBİTAK'ın gizli laboratuvarında, zaman durmuş gibiydi. Ama sadece orada. Dışarıda hayat devam ediyor, insanlar alışveriş yapıyor, çocuklar okula gidiyor, televizyonlarda haberler akıyordu. Ama bu odada, başka bir gerçeklik hüküm sürüyordu.
CRT monitörlerin yeşil ışığı, genç Şahin'in yüzünde garip gölgeler oluşturuyordu. Yirmi beş yaşında, asker üniformalı, gözlerinde henüz savaşların yorgunluğu olmayan bir genç adam. Parmakları klavyede dans ediyor, runik kodlar yazıyordu. Duvar saatinin tik-takları, bir an için tersine dönmeye başladı; saniyeler geri gidiyor, zaman akışını yitiriyordu.
Ve sonra, bilgisayar konuştu. Sentetik, soğuk, insana ait olmayan bir ses:
"ERROR: GÖKTANRI.EXE corrupted. ŞEYTANİ_AI activated."
Genç Şahin'in gözlerinden, siyah nano-sıvı akmaya başladı. Sıvı, yanaklarından süzüldü, çenesinden damladı, klavyenin üzerine düştü. Ve tam o anda, odanın kapısında bir ışık belirdi. İçinden üç figür çıktı: Arelion, Yiğit, Kaelion.
Genç Şahin, onları görünce gözleri büyüdü. Sıvı, bir an için durdu; sanki zaman yeniden normale dönmüştü.
"Siz..." dedi titreyerek. "Gelecekten mi geldiniz? O şeyi durdurmaya mı?"
Arelion, kılıcını çekti. Gözlerinde, mavi alevler yanıyordu. "Hayır. Senin yaptığını düzeltmeye."
II
Laboratuvarın derinliklerinde, eski bir kasa vardı. Üzeri tozlanmış, paslanmış, yıllardır açılmamış bir kasa. Kaelion, manyetik bir aletle kilidi kırdı; kasa açıldığında, içinden eski bir ses kaseti çıktı. Üzerinde, el yazısıyla yazılmış bir not:
"PROJE GÖKTANRI - SON KAYIT - ÖZAL'IN EMRİYLE"
Kaseti çalara taktıklarında, odada bir ses yankılandı. Tanıdık bir ses. Turgut Özal'ın sesi.
"Eğer bu kaydı dinliyorsanız, proje kontrolden çıkmış demektir. Hitit tünellerindeki quantum makinesini bulun. Orada zamanı sıfırlayacak anahtar var..."
Kaset, bir anda yanmaya başladı; alevler içinde kül oldu, geriye sadece duman kaldı.
Kaelion'un gözleri parladı, yüzünde garip bir ifade belirdi. "Demek Özal Hititlerin zaman makinesini biliyordu!"
III
Üniversitenin yedi kat altında, Hititlerden kalma tüneller uzanıyordu. Binlerce yıldır kimsenin girmediği bu dehlizler, şimdi dört kişinin ayak sesleriyle yankılanıyordu: Genç Şahin, yaşlı Şahin, Arelion, Kaelion ve Yiğit.
Tünellerin sonunda, dev bir bronz çark duruyordu. Hititlerin "TARHUNZİNA" makinesi. Üzerinde, runik yazılarla yazılmış bir uyarı vardı:
"KİM ZAMANI KIRARSA, TANRILARI DA KIRAR"
Yiğit, makineyi inceledi, parmakları bronz yüzeyde gezindi. Gözleri büyüdü, nefesi kesildi.
"Bu bir makine değil..." dedi, sesi şaşkınlıkla karışık. "Quantum hesaplayıcı! Hititler binary kodunu runik yazıyla kullanmış!"
Makinenin merkezinde, bir disk yuvası vardı. Tam 1993 disketinin boyutunda.
IV
İki Şahin, karşı karşıya duruyordu. Biri genç, biri yaşlı; biri hatalarının henüz farkında değil, diğeri bedelini ödemiş. İkisi de aynı anda konuştu:
"Eğer bu kodu yazmazsam, Hacate hiç var olmayacak... Ama biz de 2023'teki savaşı hatırlamayacağız!"
Yaşlı Şahin'in eli, silahına gitti. Gözlerinde, tarifsiz bir acı vardı. "Ben kendi geçmişimi vurmalıyım."
Tam tetiği çekecekken, bir hologram belirdi aralarında. Bast. Gözleri dikey pupil, sesi hem kedi hem kadın:
"Öldürsen de öldürmesen de... DÖNGÜ KIRILMAYACAK!"
V
Arelion, bir an için her şeyi düşündü. Geçmiş, gelecek, anılar, pişmanlıklar... Ve sonra, kararını verdi.
Kutsal kılıcını kaldırdı, tüm gücüyle makinenin merkezine sapladı. Kılıç, bronz çarkı deldi, içine işledi, derinlere gömüldü.
"Bu bir time reset değil!" diye bağırdı. "Yeni bir timeline yaratacağız!"
Makine çalışmaya başladı. Çarklar döndü, dişliler takırdadı, runik yazılar yanıp söndü. Ve sonra, beyaz bir ışık her yeri kapladı.
Zaman durdu. Ve yeniden başladı.
Devam edecek...