İçeriğe geç

Kitabın Son Satırı 2 Sonsuzluğun Tanığı

Bölüm 10 · 2 dk okuma

Kitabın Son Satırı 2 Sonsuzluğun Tanığı

Bölüm 10

BÖLÜM 10 – KİTABIN SON SATIRI (Işığın Geri Dönüşü)

Gece tapınağın zirvesini yutmuştu. Gökyüzü kırmızıya çalmıştı – kan gibi değil, ateş gibi. Kara geçidin içinden karanlık gölgeler yeryüzüne sızıyordu. Tapınağın duvarlarından yüzlerce yaratık belirdi – şekilsiz, uluyan, aç. Hacate taş tahtında oturuyordu. Gözlerini yummuş, ellerini yana açmıştı. Sesinde zafer değil, son bir meydan okuma.

“İlk harfi ben yazdım. Son noktayı da ben koyacağım!”

Arelion önde, savaşçılar arkasında hücuma geçti. Şeyda çift bıçakla fırladı – hızlı, sessiz. Yiğit ok fırlattı – her biri hedefini buldu. Mammun arka saflarda zehirli büyü yaydı – hava ağırlaştı, nefes daraldı.

Savaş montaj gibi aktı. Kan, ışık, çığlık, dua, yemin… Arelion ışıklı kılıcıyla gölge yaratıkları biçti. Şeyda eski Astarot tekniklerini karanlığa yöneltti. Yiğit Mammun’la teke tek kapıştı – bıçaklar, kan, ateş. Müritler bir bir düştü – ama pes etmedi. Her düşen kalktı. Her kalkan vurdu.

Tapınağın zirvesinde savaş yavaşladı. Arelion Hacate’nin karşısına geçti. Zaman dondu. Etraf sessizleşti.

Arelion konuştu – sesi alçak, ama keskin.

“Bitti, Hacate.”

Hacate güldü – soğuk, derin.

“Hayır. Yeni başlıyor.”

Göz göze geldiler. Zaman dışı bir boşluk açıldı – beyaz, sonsuz. Sadece ikisi vardı.

Arelion sordu.

“Sen neden bu kadar nefret ettin?”

Hacate sustu. Sonra cevap verdi – sesi kırık.

“Çünkü ben sevilmedim. Çünkü ben seçilmedim. Çünkü ben… unutuldum.”

Arelion yaklaştı. Elini uzattı – değil vurmak için, anlamak için.

“O hâlde seni unutanlara karşı savaş. Ama dünyayı yakarak değil… Kendini affederek.”

Hacete’nin gözlerinden siyah duman süzüldü – yaş gibi, ama zehir gibi.

“Beni… gerçekten anladın.”

Arelion kılıcını kaldırdı. Hacate göğsünü açtı.

“Vur. Ama beni yok etme. Işıkla mühürle.”

Kılıç dokundu. Karanlık ışığa döndü. Hacate’nin vücudu parçalanmadı – bir mum gibi eridi, huzura kavuştu. Sessizlik indi.

Gökyüzündeki kara spiral sarsıldı. Geriye doğru büzüldü. Arelion kitabı havaya kaldırdı.

“Işığın yazısı yazılsın!”

Kitap kendi kendine açıldı. Sayfalar rüzgârla döndü. Son sayfaya gelindi. Orada tek bir cümle belirdi:

“Karanlık geçer… Ama gölgesi kalır.”

Geçit kapandı. Karanlık çekildi.

Sabah oldu. Ormanda kuşlar öttü. Yaralı savaşçılar birbirine yardım etti. Yiğit yere oturmuş, gökyüzüne bakıyordu.

“Oğlum… başardın.”

Arelion sessizce Kaelion’un mezarına yürüdü. Şeyda yanında. Taşın üzerine oturdu. Kılıcını temizledi.

“Kardeşim… Sonsuza dek iki tarafı tuttuk seninle. Ben ışığı seçtim… ama sen gölgesini tuttun. Ve o gölge beni aydınlattı.”

Kitabı yavaşça kapattı. Artık tüm sayfalar yazılmıştı. Kapağında yeni bir sembol belirdi: Güneşin ortasında gölgeyle çevrili bir yıldız. Altında tek satır:

“Bu kitap bir elçinin hikâyesidir. Ve her çağda yeni bir elçi doğar…”

Arelion ayağa kalktı. Şeyda, Yiğit ve hayatta kalanlar yanındaydı. Yavaş adımlarla ormana yürüdüler. Güneş göz kamaştırıyordu.

Arelion dış sesle mırıldandı.

“Gölge geçti. Ama ben hep oradaydım.”

Kamera yükseldi. Güneş ışığı her şeyi sardı. Karanlık geri çekilmişti. Ama gölgesi kalmıştı – bir uyarı, bir hatırlatma. Ve ışık, sonsuza dek yanacaktı.

THE END

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.