İçeriğe geç

Kıssadan Hikayeler

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Kıssadan Hikayeler

Bölüm 5

GENERAL

Bölüm 1: General’in Firarı ve İki Zıt Kutup Barış, hayatını cetvelle çizen adamlardandı. Sabah kalktığında yatağını öyle bir gererdi ki, üzerine bozuk para atsanız geri seker, komşunun camını kırardı. Emekli bir özel harekatçı olarak en büyük operasyonu artık mutfaktaki baharatlıkları alfabetik sıraya dizmekti. Tek dostu ise General’di; bakışlarıyla insanı sorguya çeken, sadece pahalı somon konservesi yiyen ve sanki emekli bir albayın ruhunu taşıyan gri bir Van kedisi. Melo ise mahallenin "yürüyen kaosu" gibiydi. Üzerindeki neon yeşili eşofman takımıyla, kilometrelerce öteden "ben geliyorum ve muhtemelen bir şeyi devireceğim" mesajı veriyordu. Hayat felsefesi: “Dünya yansa, üstünde sucuk ekmek yaparız.” O Büyük Felaket O sabah Barış, General’in tüylerini askeri disiplinle tararken, yan binadan bir gürültü koptu. Melo, balkonuna astığı ve rüzgarda bayrak gibi dalgalanan 78 parça renkli çamaşırın arasından bir çığlık attı: "Ayyy! Benim uğurlu leopar desenli çorabım uçtuuu!" Leopar desenli çorap, rüzgarın azizliğiyle Barış’ın balkonuna, tam da General’in burnunun ucuna kondu. General, hayatında ilk kez gördüğü bu garip nesneyi bir av sandı ve öyle bir zıpladı ki; balkon demirinden aşağı, oradan da alt yoldan geçen belediyenin çöp kamyonunun açık arkasına "cuk" diye oturdu. Barış, hayatında ilk kez kontrolü kaybetti. "General! Mevziyi terk etti!" diye kükredi. Takip Başlıyor Beş dakika sonra Barış, kapının önünde Melo’nun 1994 model, her yerinden ses gelen ve ön konsolunda sallanan peluş köpeklerin olduğu pembe arabasına binmek zorunda kaldı. Barış: "Melo, bu araba gitmiyor, sanki can çekişiyor. Ayrıca neden her yer sim içinde?" Melo: "Ay Barış abi, o simler moral simi! Hem bu araba '94 model değil, 'Ruhun Yaşı Yoktur' model! Tutun bakayım, turbo tuşuna basıyorum!" Melo’nun turbo dediği şey, arabanın radyosunun sesini sonuna kadar açıp vitesi iki yerine yanlışlıkla geri vitese takmaya çalışmasıydı. Araba öyle bir silkelendi ki, Barış’ın jilet gibi ütülü gömleğinin yakası kırıştı. Barış: "Melo! Gömleğim! Onu iki saat simetrik olsun diye ütüledim! Ayrıca kamyon sağa saptı, sen neden sola kırıyorsun?!" Melo: "Kestirme biliyorum ben! Hem General akıllı kedidir, kokumdan beni bulur." Barış: "Senin kokundan kediler değil, sadece parfümeri çalışanları seni bulur Melo! Şu an 180 desibel şekerli vanilya kokuyorsun, kedi baygınlık geçirecek!" Kamyonla Yüzleşme Işıklarda çöp kamyonunu yakaladılar. Barış, camdan dışarı sarktı. Barış: "Evlat! Kamyonu sağa çek! İçeride stratejik öneme sahip bir kedi var!" Kamyon Şoförü: "Abi kedi mi? Bizde sadece mahallenin dünkü pazar artıkları var." O sırada General, kamyonun içindeki bir balık kafasının üzerinde, sanki bir tahtta oturuyormuş gibi gururla belirdi. Barış’a öyle bir baktı ki, sanki "Beni bu simli arabayla mı kurtarmaya geldin? Yazıklar olsun" diyordu. Melo’nun "kestirme" dediği yolun aslında pazar yerinin tam ortasından geçtiğini ve Barış’ın emekli karizmasının yerle bir olacağını tahmin edersin... Bölüm 2: Domatesler Arasında Bir Bordo Bereli Barış, ön konsoldaki sallanan peluş köpeğin kafasına vurmamak için kendini zor tutarken, Melo arabayı pazarın girişine, "Girilmez" tabelasının tam altına öyle bir yanladı ki, tabelanın boyası döküldü. Melo: "Bak Barış abi, taktiksel derinlik budur! Kamyon pazarın öbür ucundan çıkacak, biz buradan dalıp onu kıstıracağız." Barış: "Melo, burası pazar yeri! Taktiksel derinlik dediğin şey, teyzelerin pazar arabalarıyla bizim tamponu dövmesi mi?" Melo dinlemedi bile. Arabanın kornasına "dat dat daaat" diye basarak kalabalığın arasına daldı. Pazarcıların "Taze bunlar taze!" nidaları yerini "Hop ablacım, dükkanın içine girdin!" feryatlarına bıraktı. Barış: "Melo, dur! Önümüzde koca bir pırasa dağı var!" Melo: "Korkma Barış abi, pırasa yumuşaktır, amortisör görevi görür!" Çatırt! Araba, pırasa kasalarına sürterek geçerken Barış’ın jilet gibi ütülü pantolonuna bir adet taze soğan fırladı ve kemerine sıkıştı. Barış, hayatında ilk kez bir çatışmanın ortasında değil, bir demet taze soğan tacizi altında kalmıştı. General’in Keyfi Yerinde Tam o sırada pazarın ortasından ağır ağır geçen çöp kamyonunu gördüler. General, kamyonun tepesinde, bir balıkçının çöpe attığı devasa bir kalkan balığı kafasının üzerinde oturuyordu. Bakışları o kadar kibirliydi ki, sanki pazar halkını selamlayan bir imparator gibiydi. Barış: "General! Mevziye dön! Bu bir emirdir!" General, Barış’a bir an baktı, sonra patisiyle kulağını kaşıdı ve arkasını döndü. Barış’ın gururu, o an dökülen pırasalardan daha fazla ezilmişti. Melo: "Ay kedi seni takmıyor Barış abi! Bak, General'in canı sıkılmış, eğlence istiyor. Ben şimdi ona ulaşıyorum!" Melo, arabanın açılır tavanından (aslında tavan bozuktu, sadece yarım açılıyordu) dışarı fırladı. Elinde, sabah balkonundan uçan o meşhur leopar desenli çorap vardı. Melo: "Pisi pisi pisi! Bak ne getirdim! Senin en sevdiğin oyuncak!" Barış: "Melo, yapma! Bütün pazar halkı bize bakıyor!" Kaosun Zirvesi Melo çorabı sallarken, ayağı vites koluna takıldı ve araba birden fırladı. Bir patlıcan tezgahına çarpmaktan son anda kurtuldular ama arabanın ön camı tamamen domates salçasıyla kaplandı. Barış: "Göremiyorum! Önümüz kıpkırmızı! Bu bir pusu mu?" Melo: "Hayır abi, bu organik silecek testi! Silecekleri çalıştır!" Silecekler çalıştı ama domatesi sadece camın her yerine iyice yaydı. Barış, o jilet gibi haliyle, belinde taze soğan, ön camda domates püresi ve yanında çılgınlar gibi bağıran Melo ile hayatının en büyük hezimetini yaşıyordu. Barış: "Melo... Eğer bu kedi bugün eve dönmezse, seni o leopar desenli çorapla boğabilirim." Melo: "Aşk olsun abi, daha karpuz kesecektik!" Bölüm 3: "Ben Bu İnsanları Tanımıyorum" Kamyon, pazar yerinden sıyrılıp tozlu yollara dökülürken, Melo’nun arabası domates salçasıyla kaplı bir savaş tankı gibi arkasından seyrediyordu. Son durak; yüzlerce kamyonun, süpürge aracının ve asfalt makinesinin olduğu devasa Belediye Garajı’ydı. Kamyon durdu. Şoför indi, üzerindeki tozu silkeledi ve arkaya baktı. General, balık kafasının üzerinde hala bir heykel gibi duruyordu. Şoför: "Vay arkadaş, bu kedi herhalde bizim birimin yeni denetmeni." Tam o sırada, ön camı domates püresinden kıpkırmızı olmuş, silecekleri can çekişen o meşhur araba, yanlayarak garajın ortasına daldı. Araba durduğunda egzozundan "puf" diye siyah bir duman çıktı ve motor, sanki "Benden bu kadar" dercesine son nefesini verdi. Barış, belindeki taze soğanı hışımla söküp yere attı. Gömleğinin bir kolu sim içinde, diğer kolu ise salça lekesiyle "sanatsal" bir hal almıştı. Kapıyı açtı ve o askeri heybetiyle (ya da kalan kırıntılarıyla) General’e doğru yürüdü. Barış: "General! Operasyon bitti. Hemen aşağı in ve teslim ol. Eve gidiyoruz, simetrik mamalarını yiyeceksin." General, Barış’ın bu perişan halini gördü. Şöyle bir süzdü; kırışmış gömleğe baktı, salçalı pantolona baktı... Sonra yanındaki Melo’ya baktı. Melo o sırada saçındaki pırasa parçasını çıkarmaya çalışırken "Ay Barış abi, kedi sanki bizi yargılıyor?" dedi. General, o an hayatının kararını verdi. Yavaşça kamyondan aşağı atladı. Ama Barış’a gitmedi. Gitti, garajın girişindeki güvenlik kulübesinde oturan, elinde bir parça simit olan ve hiçbir şeyden haberi olmayan güvenlik görevlisinin bacağına sürtündü. Güvenlik görevlisi şaşkınlıkla kediyi kucağına aldı. Güvenlik: "Aaa ne güzel kediymiş bu. Sen nereden geldin bakayım?" General, güvenlik görevlisinin kucağında öyle bir gururla oturdu ki; Barış ve Melo’ya dönüp "Ben bu insanları hayatımda ilk kez görüyorum, bu evsiz barksız salçalı tipler kim?" bakışı fırlattı. Büyük İhanet Barış: "General? Benim! Ben, Barış! Hani her sabah tüylerini 45 derecelik açıyla taradığım baban?" General, kafasını çevirip güvenlik görevlisinin simidinden bir parça yedi. Melo: "Barış abi, kedi resmen hafızasını sildirdi! Bizi tanımazlıktan geliyor. Rezil olduk diye bizi reddetti resmen!" Barış: "Hayır... Hafızasını sildirmedi. O sadece bir aristokrat gibi davranıyor. Şu an bizimle görülmek kariyerine zarar verir diye düşünüyor." Barış, çaresizce yanındaki Melo’ya baktı. Melo’nun neon yeşili eşofmanı güneşin altında parlıyordu, araba arkada can çekişiyordu ve her yerleri sebze artığı içindeydi. Barış: "Melo... Haklı galiba. Ben de olsam şu halimle kendimi tanımazdım." Final: General’in Büyük Affı ve "Simli" Barış Barış, hayatı boyunca sınır boylarında, dağ tepelerinde operasyon yönetmişti ama ilk kez bir belediye garajının ortasında, kucağında simit yiyen bir kediye karşı stratejik bir mağlubiyet yaşıyordu. Yanında neon yeşili eşofmanıyla Melo, elinde leopar desenli çorabı sallayarak "Ay Barış abi, kedi resmen bizi engelledi, hayalet takılıyordu!" diye sızlanıyordu. Barış, derin bir nefes aldı. Üzerindeki domates salçasına, koluna yapışmış maydanoza ve Melo’nun arabasından üzerine bulaşan o "moral simlerine" baktı. Karizması, pazar yerindeki ezilmiş pırasalar gibi yerle bir olmuştu. "Melo," dedi Barış, sesi her zamankinden daha yumuşaktı. "Biliyor musun, General haklı. Şu halimize bak. Ben bile kendimden şüphe ediyorum." Barış, yavaş adımlarla güvenlik görevlisine yaklaştı. Görevli, "Abi hayırdır, salça fabrikasında patlama mı oldu?" diye sordu. Barış, General’in gözlerinin tam içine baktı. O an askeri disiplini bir kenara bıraktı ve cebinden General’in en sevdiği, her zaman yanında taşıdığı o minik oyuncak fareyi çıkardı. Ama bu sefer fareyi sallamadı. Sadece General’in önünde diz çöktü. "Tamam evlat," diye fısıldadı. "Sen kazandın. Eve gidince o pahalı somonlardan üç kutu açacağım. Ve söz veriyorum... Gömleklerimin çizgileri bazen yamuk olabilir. Melo’nun bu saçma arabasına bir daha binmeyeceğiz ama... Seni seviyorum be aslanım." General, bir süre Barış’ı süzdü. Sanki Barış’ın o jilet gibi halinin bozulup "insanlaştığını" görmek istiyordu. Ve nihayet, o aristokrat duruşunu bozdu. Güvenlik görevlisinin kucağından bir hışımla atlayıp Barış’ın o salçalı, simli omzuna tırmandı. Pençelerini Barış’ın pahalı kumaşına (artık bir anlamı kalmamıştı) geçirdi ve yüksek sesle mırıldanmaya başladı. Melo: "Ayyyy! Barış abi, kedi seni affetti! Hemen bir selfie çekinelim, bu anı ölümsüzleştirmeliyim!" Melo, telefonunu çıkarıp o meşhur "balık gözü" kamerasıyla kareyi yakaladı: Bir yanda domates soslu eski asker Barış, bir yanda onun omzuna tünemiş kibirli kedi General ve en önde, ağzı kulaklarında, zafer işareti yapan neon yeşili Melo. Bir Hafta Sonra Mahalledeki o sessizlik geri gelmişti. Ama bir farkla... Barış, balkonunda yine jilet gibi ütülü gömleğiyle oturuyordu. Masada General, gümüş tabağındaki somonunu yiyordu. Yan binadan bir ses geldi: "Barış abiiii! Çamaşır ipim koptu, bütün çoraplarım senin bahçeye düştü! Yardıma geliyorum!" Barış, gözlerini devirdi. General’e baktı. General de ona bakıp "Yine başlıyoruz" dercesine iç çekti. Barış gülümseyerek ayağa kalktı. Artık ütüsü bozulsun istemiyordu ama biliyordu ki; bazen hayatın tadı o ütünün bozulduğu, domates salçasının her yere bulaştığı ve simlerin her tarafa saçıldığı o kaotik anlardaydı. "Gel Melo gel," diye bağırdı Barış. "Ama sakın arabanla gelme, yürüyerek gel!" Pazar yerindeki o salçalı kedi operasyonu, Barış’ın hayatındaki en başarılı mağlubiyet olarak tarihe geçmişti. Son.

Bölüm sonu

1 yorum