Camdan yine yavaşça nazlı nazlı düşen kar tanelerini izliyordum. Her zaman çalıştığım dikiş atölyesinde belkide en sevdiğim aktivite bu olabilirdi. Yoldan geçen insanlar olduğumu düşünürdüm çoğu kez. O pahalı siyah jipden indiğimi üstüm islanmasin diye şoförün tuttuğu siyah renkli şemsiyeyi yerde ki buza rağmen ayağımda ki ince topuklularla kuğu gibi yürüdüğünü hayal ederdim. Anlayacağınız üzere hayallerimin bir sahibi vardı. Dükkanın karşısında kalin duvarlarla donatilmis denize bir adimlik mesafede olan büyük bir köşkte yaşayan Azra hanimdi.
Azra Hanim yani Atahanlarin tek gelini bu hayatta görüp görebileceğiniz en güzel kadınlardan biriydi. Etrafında binbir insan tek sözüyle adam bile öldürebilecek insanlardan bahsediyorum. Herkes o olmak istiyordu. Kac tane kadın ona benzemek için estetik ameliyat olduğunu ve kac erkeğini onunla konuşmak için sıraya girdiğini tahmin bile edemezsiniz. Iste bende onlardan biriydim. Ama tek bir farkım vardı. Ben onun gibi olmak istemiyordum o olmak istiyordum. Azra hanim değil Feris Hanim olmak istiyordum.
