Ve bir can gider
(Hande'nin gözünden)
Gözlerim yavaşça açılırken karanlık bir odadaydım, nerdeydim? Ne olmuştu? Yine beynim sorguluyordu, ve bir şeyden emindim ki yine Erhan işin içindeydi. Ellerim ayaklarım oturduğum sandalyeye bağlıydı, ağzım ve gözlerim açıktı, boş ve karanlık odada kimse yoktu.
Derin bir nefes aldım, beynimdeki sorular susmazken içeri birisi girdi, karanlık odada yüzünü göremiyordum. Karşıma biraz daha uzaktaki sandalyeyi çekti ve oturdu, ben karanlıkta kim olduğunu anlamaya çalışırken gözüme birden tutuğu ışıkla gözlerim reflex olarak kapandı. ışığı gözümden çekti, gözümü yavaşça açtım, ışığı yüzüne tutmuş bana bakıyordu, gözümü tamamen açtım. "Bö" dedi yükselmeyen sesiyle ve piskopatça sırıttı. Tahmin etiğim gibi bu piskopat Erhan'dı. Tiksintiyle suratına baktım. Yüzüne tutuğu feneri kapattı ve kalkıp loş ışığı açtı ve tekrar oturdu. "Napmaya çalışıyorsun? neden benimle uğraşıyorsun?" Dediğimde kıkırdadı. "Ah sevgili Handecim...hiç bir bilgin yok değilmi...izin ver en başından anlatayım her şeyi" dedi ve devam etti. "Bir varmış bir yokmuş...çok zengin bir çete lideri varmış, ismi Anıl'mış. babasıda, onun dedeside, onun büyük babasıda bu yoldan devam etmiş ve çocuklarına aktarmışlar...her neyse bu zengin manyak çete lideri bir kadına aşık olmuş. Bu kadın güzelmiş ve bizim manyak çete liderini kendine aşık etmiş...ama tabi gönlü başkasındaymış..neyse para için çete lideri ile evlenmiş ve bu ikilinin bir çocuğu olmuş...ismini Erhan koymuşlar" bir an durdu, ben sakince dinliyordum. Devam etti "bu kadın bir daha hamile kalmış ama bu sefer başka bir adamdan bu adamımızın adı da Asaf'mış" hikaye devam ettikçe daha çok soru oluşuyordu beynimde, sorularıma cevap aramak için dinlemeye devam ettim. "Tabi bizim lider bunu kendi çocuğu zannetmiş..ihaneti öğrenince karısını tam kafasından bam" derken elini silah gibi yapıp bana doğrultu ve ateş etmiş gibi yaptı "kadın ölmüş, bir can gitmiş. güzel kızı o zamanlar 9 aylıkmış. Lider kızı almış ve oğluna dönmüş, tabi o da izlemiş bütün olanları. Çocuk daha 8 yaşındaymış o gün. Kırmızı hat yolunda gidiyorsa unutması gerekmiş zaten...babası oğluna demişki 'ihaneti unutma, bu bebek yüzünden annen gitti görüyormusun? Masum olabilir, hiç bir şeyden haberi olmayabilir...ama o senin annenin kızı..oyüzden annesi gibi olucak büyüdüğünde' demiş. Oysa çocuğun ne kulağı ondaymış ne de gözleri, annesinde kalmış bakışları...annesinin kanlı bedenine...neyse bu çocuğun yane Erhan'ın babası kızı yetimhane'ye bırakmış ve üstünede bir not bırakmış 'Hande yılmaz' diye" şok içinde o na bakakaldım "sen ne-" diyecekken delirmiş gibi bağrarak "sözümü kesme!!" Dedi ve tekrar sakince arkasına yaslandı "babası Erhan'ı eğitmiş 'o çocuğa anne babasının günahlarını çektireceksin babasına da çektireceksin yaptıklarını' demiş ve Erhan da gayet iyi yapmış planını...acı çektir, umutlandır ve acı çektir, yanında ol, umutlandır ve acı çektir, kendini sevdir, güvendir...yemeklerine akıl sağlığını bozacak ilaçlar koy, dengesini boz ve daha çok acı çektir...biliyormusun kırmızı hat'a neden duygular ölmeli...çünkü duygular zayıflıktır ve sen Hande yılmaz bu zayıflık yüzünden burdasın...bak aşık ettim seni kendime...bak aşk seni ne hâle soktu...acınası"
"Sen daha tanımadığım babamı öldürdün" dedim sesim şoktan kısıktı. "Evet yaptım"
"Annemi öldürdünüz"
"O kaltak ölmeyi hak etti"
"O seninde annendi" bi aydınlanma geldi birden "b-biz kardeşmiyiz yani?"
"Evet...öyleyiz"
"Sen...sen benimle birlikte oldun"
"Gerekti...hem seni kardeşim olarak görmüyorum"
Midem bulanıyordu, o iğrenç bir herifti
"Siktir git...hiçmi acımadın...ben sana ne yaptım?"
"Annemi benden aldın"
"Sen manyakmısın...hem annem diyorsun hem kaltak diyorsun...sen iğrenç bir varlıksın" yine gülmeye başladı, bense iğrenerek izliyordum o nu. Sakince tekrar bana baktı "bak sözlerimle bile acı çekiyorsun...hikayenin tamamı doğru değil...kardeş değiliz sadece biraz daha acı çektirmek istedim. Babam annen ile evlenmeden önce başka bir kadın ile evliydi...yane kardeş değiliz Hande'cim" dedi ve ayağa kalktı, bense yere bakıyordum, şoktaydım. Karşımda durdu, eliyle çenemi sıkıca tutup kafamı kaldırdı "öz annem de senin yüzünden öldü, üvey annemde..babam işini riske atamazdı diğer karısıyla boşandığında yani annem ile boşandığında düşmanları annemi kullanacaktı o na karşı ve bu yüzden o nu da öldürdü ve bir can daha gitti...senin yüzünden"
"Sen manyakmısın! Hepsi baban yüzünden! Ben ne yaptım da benim yüzümden?"
"...Doğdun" dedi ve çenemi bıraktı. Gözümden tutamadığım bir yaş aktı, parmağıyla nazikçe sildi. "Yazık kıyamam...ağlama daha çok ağlayacaksın" yüzümü elinden uzaklaştırdım. sakince uzaklaştı karşımdan, cebinden telefonunu çıkardı, birisini arayıp kulağına götürdü telefonu "gel" dedi sadece. Telefonu kapatıp bana döndü, kıravatını çıkardı arkama geçti ve gözlerimi bağladı, göz yaşlarım kıravatın kumaşına bulaştı. Kulağıma eğildi "sana süprizim var tatlım" dedi ve yanağıma bir öpücük bıraktı.
Bir kaç dakika sonra kapı sesini duydum, odada ben ve Erhan dışında birisi daha girmişti. Erhan yine kulağıma fısıldadı "hazırsan açıyorum" dedi, yutkundum, kıravat çözülüp yere düşerken ilk gözlerim önümdeki kişinin ayaklarındaydı, sonra gözlerim yavaşça yukarı çıktı, gördüğüm yüzle dahada şaşırdım. "Bora" dedim sesim kısıktı ve şaşkındı, önümde Bora duruyordu, tam önümde ve gözlerime bakıyordu. "Süprizz...beğendinmi?" Anlam vermeye çalışıyordum...ne oluyordu? Erhan devam etti konuşmaya "şaşırmış gibisin...herkese güvenmemek gerekmiş değilmi...Bora hâlâ benim adamım...seni umutlandırdım sadece...yani Bora'yı gördün diye sevinme Handecim...her şey
...yaşadığın her şeyi ben kontrol ediyorum...ipler tamamen benim elimde...mesela Bora'nın sana anlatıkları sadece güvenini kazanmak içindi...ve o aramızda geçen ufak çatışmada seni rehin almam felan...hepsi planımın içindeydi...sen çözdüğünü sandın ama ben sadece seni umutlandırıyordum...hatta Bora'nın Alev'imle kavgalarıda sadece gerçekçi olsun diyeydi...hatta o hastaneye gidişiniz o hastane bile sahteydi, polisler bile...tabi Bora gerçekten polis ama bu o nun kırmızı hat'dan olmadığını göstermiyor ya..."
"S-siz manyaksınız...piskopatlar..hepsi babanın suçu olmasına rağmen beni suçluyorsun...resmen baban beynini yıkamış" dedim şokum hâlâ devam ediyordu. Erhan derin bir nefes aldı "babam bana ne görev verdiyse o nu yapıyorum tatlım...babadan babaya aktarılan görevler işte...Bora gerisi sende" Bora kafasıyla onayladı gözleri hâlâ bendeydi. Erhan kenara çekilip bizi izliyordu. Bora belindeki silahı çıkardı ve allıma dayadı, korkuyla o na baktım "Bora..." o bu değildi...o duygusuz değildi, o asansörde benimle uğraşıp fark etmeden eğlenen Bora'ydı...o duygusuz değildi...biliyordum, görüyordum. Göz yaşlarım yanağımdan süzülürken Bora'nın gözlerinden gözlerimi ayırmadım "Bora" dedim bir daha, gözünde bir seyirme gördüm...tereddüt ediyordu..bu da bir oyunmuydu...hayır değildi. "Bora yapma...sen onlar gibi değilsin" Bora silahı dahada sıktı elinde, Erhan kenarda keyifli keyifli bizi izliyordu ama bukadar uzun sürmesi sinirini bozmuştu belliydi
"Bora uzatacakmısın?" Dedi bıkınlıkla. "Hayır" dedi Bora ve gözlerini biraz daha kısarak baktı gözlerime. Gözlerimi kapatım bu sefer ve silah sesi oda da yankılandı, acı yoktu...ölüm acısızmıydı...nefes alıyordum...ölen biri nefes alamazdı. Gözlerimi yavaşça açtım ve yerde kanlar içinde duran Erhan vardı kenarda...arkamda Bora iplerimi çözüyordu "Bora...sen"
"Konuşacak zaman yok çabuk kaçalım sadece"
İplerimi çözdü ve elimden tutup hızla kaldırdı beni, beni yönlendirmesine izin verdim. Bora beni kurtarıyordu...ya bu da bir oyunsa?
