Mide bulandırıcı şeyler olabilir.
Herkes birini illaki dışlar ya da arkadaş edinir. Bazılarıysa tek tabanca gibi takılır. Bizim kızda bunlardan biriydi. Ama arkadaşlarının yani sıra hayatı onun dışlanmasına yetiyordu. Onu dışlayan herkesi ve dışlatan hayatından alacağı intikam için and içti. Hayatının her dakikasını bu aşamalar için harcadı.
Adalet Sarayı'nın kapısından yeni Cumhuriyet Savcısı Gece Soykan girdi. Siyah saçları ve kehribar gözleriyle adeta herkese meydan okuyordu. Ciddi hali içindeki kahkaha atan haline ihanet ediyordu. Onun bu hali herkesi disiplin edecek, büyük başarılara imza atacak ve herkesi ezip geçecek olan bu yüzü, herkesin onu kıskandığını, küçümsediğini gördü. Fakat yüzündeki tek kusur o büyük yara iziydi. Lakin yakında onların kıskandığı kadın, hepsini ezip geçecek ve arkasından hayran bırakacaktı. Yeni odasını bulmak için bölümüne gidip bir adam ona odasını gösterdi. Gördüğünde bu ciddi hali için mükemmeldi fakat onun içindeki kahkaha atan haline isyan etti. Ama bu sessizlik anında bozuldu.
- Başsavcı sizinle tanışmak için çağırıyor savcım.
- Geliyorum dedi Gece. Başsavcıyla tanışmak hiç içimden gelmiyordu. Ama gitmem gerekiyordu fakat gitmeyebilirdim de. Fakat adımın çıkmaması daha iyi olur.
Dündar başsavcıyla tanışmak için odasına gittim. Odasına girdiğimde telefon konuşması vardı ama genede eliyle içeri girmemi gösterdi. Saçları kahve ve gözleri ela renkli olan bu adam göz rengini beğenmediği için lens taktığı çok belli oluyordu. Kendinden tiksindirmek için her hareketi yapıyordu. Telefondayken bir insan, konuştuğu kişinin her lafından ikisinde bir göz devirip duruyordu. Nasıl bir gerizekalı bu. Sanki karşısındaki onu görüyor. Telefon konuşmasının sonlarına doğru sekreteri Sinem geldi.
- Başsavcım yeni bir cinayet vakası geldi. Bakmak isterseniz diye size ayrı getirdim dedi ve göz kırpıp gitti. Zevksiz olduğu burdan belli oluyordu. Kendisinden 20 yaş küçük biriyle sevgili olduğu yetmiyormuş gibi bir de karısı vardı. Sonra konuşmaya başladı, keşke konuşmaz olaydı.
- Eeee savcım nasıl buldunuz burayı? dedi.
- Gayet güzel ama şu yeni gelen dosyayı daha çok merak ettim. Acaba bir an önce
bakabilir misiniz? diye sordum. Kendim gibi davransaydım;
"Merhaba budala, p*şt efendi sizinle görüşmek hiç içimden gelmiyor. Şu dosyaya bir an önce bak, bir de senden 20 yaş küçük biriyle sevgili olmaya utanmıyor musun? Ayrıca zevksizliğin gözümü bozuyor, bir an önce burdan s*kt*r olup gitmeye ne dersin " demek vardı ama ilk günden işten kovulmak istemiyorum. Adam göz ucuyla bakıp dosyayı bana verdi.
- Bu dosya senin. Yüzümü yere sakın eğdirme! dedi. Yere eğdirilecek bir yüzü kaldı sanki sapığın!
Dosyayı alıp tiksintilerle beraber odadan çıktım. Odama girdiğim ilk andan itibaren incelemeye başladım.
Osman Kavaklı, 45 yaşında, doktor, annesi ile babası ölmüş, 2 kardeşi var; biri abisi Mert Kavaklı, 60 yaşında , biri de kardeşi Burcu Kavaklı, 20 yaşında, eski evliliğinden iki çocuğu var, boşanma nedeni karısı, Osman Kavaklı'yı sevgilisiyle yatakta basmış ve adamın neredeyse servetinin yarısını götürmüş. Bir süre sonra sevgilisi metres diye anılmaktan bıktığı için adamı terketmiş. Adam bir süre servetinin yarısını tekrar yapmak için çabalamış ve yapmış da. İşte tamamını topladığı o gün parti yapmış ve ertesi gün ölü olarak denizde bulunmuş. Öldürüldüğü zaman 4:30, kanıt olarak, kırmızı gül ve gülün üstünde adamın midesinden bir parça ve önceki saatlerde yemiş olduğu capcakein vıcık vıcık olan hali vardı. Adam her yerinden bıçaklanmış özellikle de testislerine yakın olan taraflar ve bazı organlara büyük bir zarar verilmiş. Adam telefonundan bütün özel bilgilerini her zaman siliyormuş. Sekreteri ifade verirken söylemiştir. Abisi kardeşinin hiçbir düşmanı olmadığını fakat son zamanlarda takıştığı biri olduğunu söylemiştir. Bu kişi de Ahmet Çakmak; son zamanlarda iş ortaklığı yapıyorlardı. Ama iş anlaşmazlığı sonucu ortaklığı bitirmişler. Kardeşi ise böyle birisinin olmadığını, iyi huylu, tartışmaya bile girmeyen bir adam olduğunu vurguladı. Kardeşinin bu ifadesi abisini nezarethaneye atılmasına sebep olmuştur.
Gece iki kardeşin neden ters ifade verdiğini düşündü. Bir kardeş abisi nezarete girsin diye neden bu ifadeyi verir? Acaba hangisi doğru hangisi yanlış? Gece düşünürken bir tane daha zamparayı bu dünyadan temizlendiği için neredeyse göbek atacaktı ama maalesef ki bu vakaya o bakıyordu. Sonra Zafer komiseri çağırdı.
- Bana hemen Osman Kavaklı'nın son zamanlardaki icraatlarını getirin! Hemen! dedi.
Zafer komiser baş sallayarak odadan çıktı. Gece, Zafer komiserin itaatkar mı yoksa gerizekalının önde gideni mi diye bir düşünce de bulundu. Çünkü insanların peşinde bir köpek gibi dolaşması, onu gülünç bir duruma düşürüyordu. Ama onun bu hali Gece'nin çok işine yarayacaktı. Belki Gece'nin sopası bile olabilirdi ya da köpeği.
Gece, ölen adamın evini incelemek için oradan ayrıldı. Fakat bir süre sonra Gece'ye kimse ulaşılamadı. Zaten ulaşılmak da istemiyordu. İnsanlar onun için boş bir vızıltıydı. Özellikle erkekler. Bu dünya da kadınların erkekleri basamak olarak kullandığını görecek de bilecek de. O baş savcının yüzünü böyle süre süre o yeri onun yüzüyle temizlemedikçe benim içim soğumayacaktı. Saatler su gibi geçiyordu fakat kimse ona ulaşamıyordu.
BİRKAÇ SAAT SONRA
Birkaç saat sonra Gece'nin bir yakını ihbarda bulundu ona ulaşamadığına dair. Fakat Gece'nin bu hayatta hiçbir yakını yoktu. Ona ulaşmak isteyen kimdi ve niye ona ulaşmak istiyordu? Bir süre sonra Polisler de savcıya ulaşamayınca Gece'nin telefon konumundan, Osman Kavaklı'nın evine gittikler. Eve gittiklerinde kapıyı çaldılar ama kimse açmadı. Havuz olan tarafa baktılar. Havuzda yüzükoyun biri yatıyordu. Cesedi oradan kaldırıp çimenlerin üstüne koydular. Bir güvenlikti. Gözü olması gereken yerde kırmızı gül vardı. Boynunda bıçak yarası vardı ve şah damarı kesilmişti. Üstelik ölmesine rağmen bu tek saldırı izi değildi. Bacaklarının ikisi de kırılmıştı. İlk önce boğulmuş, daha sonra boğazı kesilmişti. Dişleri de sökülmüştü. Belli ki katil kurbanın dişlerini kerpetenle tek tek çıkarmıştı. Tek tek.
Polisler Cumhuriyet Savcısı'na birşey olduğunu düşünerek sonunda kapıyı kırmaya karar verdiler.
Kapıyı kırdıktan sonra kapının önünde yatan hizmetçiyi gördüler. Uzaktan fırlatılmış bir bıçakla öldürülmüş olduğunu, yine üzerinde kırmızı gül ve gülün üstünde hizmetçinin kendi kesilmiş baş parmağı vardı. Sanki o parmakların bir gün başına bir iş açıcak mesajı verilmek isteniyor gibiydi. Ama bilirsiniz ki kimse bu tehtidleri göz önünde bulundurmaz fakat katilimiz bu durumu pek önemsiyor gibi. Herkes elindeki silahlarla evi aramaya başladılar.
Bir başka odadan evin uşağın boğazının kesildiğini, üstünde kırmızı gül olduğunu ve gülün üstünde uşağın gözü olduğunu görmüşlerdi. Belli ki çok şeye şahit olmuştu ve katil gözden intikam alıyormuşcasına gözü katletmişti. Bu arada adamı öldürmeden önce adam canlıydı. Çünkü gözdeki kan, adamın diğer yerlerin kanlarından daha kuruydu. Katil gözden intikam almış gibiydi. Ruh hastası mı bu katil? Sanki görmedikleri şeydi. Yavaş yavaş 2. kata çıkmaya başladılar. Sessiz sessiz yürüyorlardı katil hala evde olabilir diye. Bu katil salaksa zaten evin içindedir ama bu kadar katliamı yapıp da burada kalacağını hiç sanmıyorum.
2. Katta ise Burcu Kavaklı'nın cesedi vardı. Onda ise gene kırmızı gül olduğunu ve gülün üstünde kadının hem abisini nezarete attırdığı için bir özür mektubu ve kadının dili vardı. Bu katilin acaba duyu organlarıyla ne gibi bir derdi olabilirdi? Bu sefer de katil, o dilin çok uzadı, biraz kısaltalım mantığını uygulamış. Ama ne yalan söyleyeyim. İyi de olmuş. Abisini göz göre göre nezarete attırmıştı. Üstelik doğru söylüyor diye. Ne derler; doğru söyleyeni dokuz köyden de kovarlarmış. Abisi de onu kovdurmasını izin vermeseydi. Çok da umurumda! Katilin kanla, aynaya yazdığı not şuydu;
MERAK ETMEYİN! SAVCIYA PEK BIRŞEY YAPMADIM. YAPSAM DA BANA NE YAPABİLİRSİNİZ Kİ ZATEN? ADIMI SANIMI BİLE BİLMİYORSUNUZ. KEŞKE SAVCIYI ÖLDÜRSEYMİŞİM. AMA KAN KAYBINDAN ÖLEBİLİR.SIZ BUNLARA ACIYACAĞINIZA SAVCIYA KOŞUN!
En üst kata çıkıldığında tam olarak karşılarında duruyordum. Çarmığa gerilmiş gibi yerde yatıyordum. Omzumdan ve bacağımdan bıçaklanmış, üzerimde kırmızı gül vardı. Neredeyse kanım 3. kat için bir halı olacaktı. Aslında gayet iyi olurdu. En azından böyle bir iğrenç yerin değerli bir yanı olurdu.O kadar kanımın gitmesine rağmen hala nasıl ölmediğimi bilmiyorum. İşte öldürmeyen Allah öldürmüyor.Herkes koşuştururken söylediğim cümle şuydu;
Bu iş daha burada bitmedi HAYAT. Seninle kapışacağız bir maç var,
dedim ve gözlerim kapandı.
BİRKAÇ SAAT SONRA
Gözlerimi açtığımda bir bodrum katında bağlı duruyordum. Bu ne be! Bu işin raconunu iyice kaçırdınız! Ben işkence aletleri falan bekliyordum, bu az geldi bana. Buraya Cumhuriyet Savcısı geliyor ve bir kibrit çöpü bile bulunmuyor. Çok ayıp. Bu arada beni en son polisler almamış mıydı? Ben acaba davayı çözeceğim derken günah keçisi mi oldum? Ama böyle güzel, böyle ihtişamli bir günah keçisi görülmemiştir bence.
Kapı açıldı ve içeriye biri geldi. Siyah kapüşonlu, uzun boylu, deynek gibi duran biri. Sanki koyun otlatacak da saatini bekliyor. Etrafımda dolanıp durdu. Sanki kurban seçiyor. Ama kurban kendisi oldu. Yüzü kapalı, homurdanıp duran, yanlışlıkla birini öldürmüş gibiydi. O kadar ahmak ki beni öldürememiş. Bir çuval inciri kendisi berbat etti. Bunları niye 'tetikçi' olarak seçiyorlar, bir türlü anlayamıyorum. Böyle yeteneksiz birini seçeceğine, gider eski asker seçerdim. Daha iyi! Sonra bir kadın girdi. Güzel biri olsaydı bari.
Bu kadın da etrafımda dönüp dolaşan m*ldan da bir farkı yok. Ya üzüm üzüme baka baka kararmış ya da körle yatan şaşı kalkmış. İkisi de birbirinden salak. Kadın, karşımdaki sandalyeye oturdu. Sanki ülkenin başbakanı. Doğrusu aday bile olsan seçilir misin, pek sanmıyorum.
- Seni bir şartla bırakırız. Polise gidip ötmeyeceksin dedi. Bunlar herhalde yanlış adamı kaçırdı. Ben polisin ta kendisiyim. Bide demez mi " polise ötmeyeceksin " ben senin o dilini keserim be kadın! Doğrusu kadın da kadın olsa dünyayı o kurdu sanki. Yahu bare beni doğru düzgün biri kaçırsaydı ya! Mıymıntı gibi kadınla muhattap olmak bana hiç yakışmıyor. En azından heybetli bir kadın kaçırsaydı da helal be deseydim. Ama nerde?
- Siz yoldan sıradan birini kaçırmak istediniz de önünüze polis çıktı. Senin yerinde olsam laflarıma dikkat ederdim. Çünkü bana söyleyeceğin bir laf, hayatına mal olabilir. Bundan sonra söyleyeceğiniz her laf aleyhinize kullanılacaktır. Doğrusu beni buradan çıkarmayabilirsiniz. Hem rahat hem de sinirlerini ya da psikolojilerini bozacağım insanlar var. İster çık ister kal, umurumda değil. Ama kalırsan buradan çıkarken psikolojin bozuk ve bitkin bir halde çıkacaksın. Ha bu arada patronuna benden selam söyle. Baya korkak biriymiş.
- Nereden çıkarıyorsun bir patronum olduğunu? Belki burayı ben yönetiyorum.
- Senin gibi tehdit savuran kadından lider mider olmaz canım. Adam gibi adam kadın anca buranın patronu olur. Fakat görünene göre öyle bir patron da ortada gözükmüyor. Halinize acıdım. Eğer patronunuz erkekse de ona selam söyleyin. Korkacağı işlere bulaşmasaymış. Korkak gibi saklanacağına gelip karşımda dursaymış, belki böyle düşünmezdim.
- Belki onu görmeye layık değilsinizdir. Hiç böyle düşündünüz mü acaba?
- Tatlım. Beni kaçıran sizsiniz. Siz acaba beni kaçırırken düşündünüz mü ben Cumhuriyet Savcısı'nı görmeye layık mıyım diye?
- Düşündük ki kaçırdık.
- Hem ben kendi iznimle bile gelmedim. Nereden görüyorsunuz kendinizi bu layığa? Ben ortada bir beyin bile göremiyorum da.
- Sen burayı oyun sandın herhal. Seni istersem bir işaretimle gebertebilirim.
- Ne oldu? Laflarım duygularınızı mı bozdu? Çok üzüldüm. Bir psikiyatriye gözükmenizi öneririm.
- İlk kendiniz gidin. Sizin durumunuz daha vahim.
- Ben böyle iyiyim. Üstelik sinirleri bozulan ben değilim, sizsiniz. Üstelik madem beni böyle tehtid ediyorsun. O zaman dediğini yapsana. Çok merak ediyorum. Beni nasıl öldüreceksiniz? Kürekle mi? Silahla mı? Bıçakla mı? Aaa ama sen korkaktın dimi? Kesin sen kibrit bile yakamazsın korkudan. İstersen iddiaya bile gireriz. Fakat ben sadece kazanacağım oyunlara girerim. Ona göre dikkat et. Sende artık geberteceksen gebert. Ama beni öldüreceksen iki kere düşün derim. Diyelim ki düşündük. Beni öldürdün diyelim, öyle bir ihtimal hiçbir zaman olamayacak da genede ihtimal verelim. Bütün herkes peşine düşecek. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncü de yakalanır. Şuan siz ikincidesiniz. Üçüncüde de ben sizi içeri atıcam. Artık içeride bol bol ölümler diliyorum.
- Büyük konuşma istersen. Büyük lokma ye, büyük konuşma derler.
- Canım büyük lokma da gözümüz yok. Ama sizin varsa buyurun tadın. Nasıl olsa ölmeden sizi mezara sokacağım. Üstelik ben büyük konuşurum ama yapabileceğim şeyler için konuşurum. Size hepsini teker teker tattıracağım. Beni serbest bıraktığınız an sizi dava etmeyen Gece, sizin gibi tehtid eden ama korkusundan bir halt yapamayan olsun.
Kadın odadan çıktı. Kendini birşey zanneden, etrafımda zebani gibi dönen adam da ardından çıktı. Bu adam maşa yerine mi kullanılıyor yoksa herkesin arkasından giden köpek mi bilemedim. Aynı Zafer Komiser. Bence bir farkları yok. Ama sadece bir fark var; o da birinin polis, öbürünün maşa olması. Ben bunlarla bebek gibi oynarım. Hem bana da eğlence olur. Beni salmayacaklarını biliyorum zaten. Salsalar da ben gitmem ki. Burada ben varsam ve rahat değilsem kimseyi rahat bırakmam.
İKİ SAAT SONRA
-Benim lavabo ihtiyacımı gidermem lazım. Hey!
- Çatlama be! Geldim, yürü!
Maşallah bu nasıl bir güzergah her yerde nöbetçi, ben buranın konumunu bulsam hepsini içeri alacağım ama bunlar biraz bekleyecek. Benim onlarla bir görülecek hesabım var. Lavabonun önüne geldiğimizde girdim.
- Bir gelebilir misiniz? Burada kilitli kaldım. Adam olduğum lavabonun önüne geldi ve kapıyı açtı. Sorun şu ki ben orada yoktum. Arkasına döndü.
- Ben sizin gibi aptallarla anca dans ederim.
Elektro şoku verdim. Üstüne de muslukları açtım. Artık kim fark ederse öyle kurtulacak.
Bana göre ise biraz zor kurtulur zaten kısık açtım musluğu. Oradan çıktım. Mübarek adam yürüyen cephane. Aldım bütün mermiyi silaha koydum. Şimdi ben ananızı laciverte boyadım. Koridor başına 6 adam düşüyor, an*sını sat*yım.Ben buradan sağ kalırsam özel harekata geçerim be! Aslında yönlerini şaşırtsam burdan kurtulurum.
Onların ters yönüne sıktım. Hepsi noluyor derken sadece biri hariç bakmıyordu. Bende ona gittim dedim ki " Selamünaleyküm iyi nöbetler " dedim. Sopayı aldım, adamın kafasında kırdım. Bayıldı gitti. Öbürleri bana baktı, Bu kim lan diye. " Gece time hoşgeldiniz"
Bayılan adamın taramalı silahı alıp üzerlerine tuttum. Adamları vurdum falan ama sonra da gittim nabızlarına baktım geberdiler mi diye. Kamerayı safdışı ettikten sonra bir adamın daha tüfeklisini aldım. Öbür koridorlara gittim baktım. Adam yok. Madem bunlar yok, bende kameraları safdışı bırakacağım. Tam kamera odasına gireceğim derken yan tarafta bütün korumalar falan toplantı yapıyor.
Lan! Bunlar beni görmüş. Bu kadını nasıl yakalarız diye konuşuyorlar. Aman hallederiz. Bunların hepsi bir odanın içindeyken bu fırsatı değerlendirsem mi ki? Ama benim amaç adam öldürmek değil, onlarla kedi fare gibi oynamak. Kameraları safdışı yapmaktan vazgeçtim. Çatıya çıktım. Yüksek ama anca kolumu, bacağımı falan kırarım. Adamlar şuan toplantı da en iyi fırsat şuan.
Ve atladım gitti.
Atladım ama ben niye atladım? Madem buraya polis gelecekti de ben atlamadan gelseler olmaz mıydı?Bu arada ne ara polis geldi? Ama bu sefer gerçeği. Beni öldürmeye çalışanlar yakalanmış. Benim bedduam bu kadar hızlı tutar mıydı acaba? Bu arada ben iyiyim. Boşuna atlamış bulundum ama. Adam da vurmuştuk ama ben oradan paçayı kurtarırım. Zaten etrafım full salak dolu, her türlü atlatırım. Zafer komiser yanıma geldi.
- İyi misiniz savcım?
- Ben iyiyim de hiç gelmeseydiniz. Biz çay kahve içiyoduk.
- Anca bulabildik sinyali Savcım.
Lan bu p*şt Başsavcı ne halt ediyordu da beni bir yıla buldular? Şimdi hatırladım; Kesin sekreteri ile birliktedir. Başka ne olacak? Kadındaki m*llığa bak. Beni tehdit eden kadına el salladım hem de gülerek. Hadi sana güle güle.
Karakola geldik. Benim ifademi aldılar. Her şeyi anlattım. Beni tehdit ettiklerini falan. Sonra çok sevdiğim Başsavcı geldi. Çok bayılırım kendisine aman aman.
- Nasılsınız Savcım. Bu ne ya! Herkesin ağzında nasılsınız lafı. Sanırsın öldüm dirildim.
- İyiyim Başsavcım. Siz acaba ne yaptınız? diye bir çınlattım sekreteriyle aşk yaşadıklarına dair. Doğrusu böyle aşkta yerin dibine batsın! Yüzünün aldığı hal beni benden aldı. Yüzü kıpkırmızı kesildi utançtan. Ben daha çok mosmor olmasını bekliyordum fakat bu da tatmin edici.
- H-hiç savcım. Sizi bulmaya çalıştık.
- Bir yıla buldunuz herhalde. Çok işleriniz vardı sanırım? Sanki ben hiç birşey dememişim gibi arkasına bakmadan kaçtı. Eee! Yaptığın işten utanacaksan yapmayacaksın. Ama başsavcıyla uğraşmak ayrı bir keyif.
Allah'tan tayini buraya istedim. Herkesle uğraşıyorum. Ne güzel!
BİR GÜN SONRA
Osman Kavaklı vakasına geri dönelim. Adamın evini bile inceleyemedim. Daha davanın başındayım. Arabaya binip Osman Kavaklı'nın evine gittim. Bu sefer kimse yok. Bakalım bu adam kimlere bulaşmış? Tabi bütün kanıtlar yakılmadıysa. İlk adamın çalışma odasına baktım. Bütün her yer karmakarışık. Nedeni belli değil mi acaba? Ölüyodum be az daha!
Her yere baktım. Sadece bir fotoğraf vardı. O fotoğrafta; bütün ailesi birlikte ama sadece biri aileden değildi. O kişi de Başsavcısı'nın babası; Güney Sağlam. Fotoğrafın arkasında; " Ölsem bile senin peşini bırakmayacağım Güney." yazıyordu. Hemen karar vermeyelim ki Başsavcı'yı tamamen suçlayalım da şutlayalım şu p*ç*.
Yatak odasına baktım. Oooo başka bir kadın daha çıktı ortaya. Bu adamın yeni sevgilisi varmış. Adamın eşyalarına dokunurken, elimde eldiven olduğu halde içim tiksintiyle doldu. Acaba karınla evliyken kaç ceviz daha kırdın da haberi yok. Zaten haberi olsaydı o servetinin yarısını da alırdı. Kendine dünyayı satın alıp seni de oksijensiz olarak uzaya atardı. Buna kesinlikle eminim.
Adam bildiğin cebinde, kadınlarla birlikte olmak için ilaç kullanılıyordu. Eee o kadar yaş için gayet normal ama tam bir o*osp* çocuğu hareketi. Bir usb vardı. Onu buradan çıkınca bakarım, unutmazsam artık.
Vay p*şta bak! Komodinin gizli çekmecesinde bir kutu var. İçinde bir ses kaydı, birlikte olduğu kadınların hem fotoğrafları hem de adları ve eski karısının hatıraları vardı. Lan bu nasıl bir p*ç? Birlikte olduğu kadınların, bayılmış halleri vardı. Lan s*l*k? Hatıralarını bu pis şeylerle aynı yere mi koydun? Sana daha birşey demiyorum. İyi ki gebermişşsin. Ama keşke kendi rızanla ölseydin de bana kadar dosyan gelmeseydi.
Ses kaydına da daha sonra bakarım. Mutfağa gittiğimde sanki biri orda kahve içmiş de öfkelenip bardağı kırmış gibiydi. Madem kahve içiyorsun, beni niye çağırmıyorsun acaba? Sen polisler eşliğinde giderken ben de kahvemi yudumlayıp senin gidişini izlerdim. Orda biri var. Ama nerede? İçerlerde bir kırılma sesi geldi. Oraya gittiğimde içerideki kişinin yüzü kapkaranlıktı. Bütün yüzünü kaplayan bir maske, kapşonlu, eldivenli biri.
- Ya pardon ben birine bakıp çıkacaktım. Başka yalan kalmadı sanki. Camdan aşağıya atladı. Lan p*ç ben seni yakalayamam sanki. Ben de arkasından atladım. Derler ya o atlasa sende mi atlayacaksın diye. Eğer elimdeki koz bu adam ise evet!
- Lan p*ç! Sen kaç kaç! Sanki ben seni kovalayamam.
Adam çıkmaz sokağa saptı. Tam elime düştü diyecektim ki, bu binaya tırmanıyor. Şimdi ananı laciverte boyadım. Ben senin ipini şimdi çekiyor muyum çekmiyor muyum görürüz.
Tetiği çektim. Tam isabet! Bacağından vurdum. Hem de sağı. Vah vah tırmanamıyor. Tırmanamadığından önüme düştü. Sürünerek benden kaçmaya çalışıyor yazık! Yüzünü açtığımda lan bu kim? Ben bunu ne tanıyorum ne de bir yerde gördüm.
- Merhaba üvey ablacım.
- Lan ben senin nereden ablan oluyorum? Tabi yakalandın palavra ile kurtulmaya çalışıyorsun değil mi? Yemezler tatlım yemezler!
Bak şu ana kadar ailemden kimsenin olmadığına adım kadar emindim. Ta ki babam annemi aldatıp yeni bir çocuk yapana kadar. Seni kazıklardan kazıklara oturtacağım seni ihanetin çocuğu! Adi herif! Bekle sen bekle! Sana da gelecek sıra elbet! O zaman göreceğim seni.
- Ne işin var lan benim araştırdığım evde? Hem belki kurtulmaya çalışıyorsun bu olaydan. Nasıl bileceğim senin benim üvey kardesim olduğunu acaba p*şt efendi!?
- O zaman beni hapise at. O sırada DNA testi yaptır. Anlarsın o zaman kardeş olup olmadığımızı.
- Ah seni zeka küpü! Ben zaten polisleri aradım. Az sonra burada olurlar. Sende o sıra tıpış tıpış hapise gireceksin. Canım isterse yaptırırım.
Polisler gidip onun deyimiyle" üvey kardeş" aldılar. O gereksiz biri zaten. Pek işim olacağını sanmıyorum.
Bu p*ç yüzünden hem evi tam inceleyemedim, hem de geç oldu. Eve geldiğimde ses kaydına baktım. Ses kaydı hasarlıydı fakat genede duyulabiliyordu. Ses kaydında ise Osman Kavaklı'nın sesi vardı. Seste ise şunu söylüyordu;
"Eğer ben yakın zamanda ölürsem bilin ki; bunu bana Güney Sağlam'ın oğlu yapmıştır. Şimdi size bu adamla niye düşman olduğumu anlatacağım.
Bu adamla benim babam eskiden çok yakın arkadaştı. Ta ki babamın ölümüne kadar... O sıra Güney adındaki o ş*r*fs*z adam, benim babam iyiye gittiği halde onun öldürülmesi için serumuna zehir katmış. Onun ardından babamla beraber kurduğu şirketin başına o geçti. Herkes onu tebrik ederken ben ise ona kin, nefret duyuyordum. Çünkü onu babamın serumuna zehir katarken görmüştüm.
Küçük olduğum için de kimse bana inanmadı. Babam öldükten sonra kimsemiz yoktu. Bu katil adam bize göz kulak oldu fakat beni birkaç kere öldürmeye çalıştı. Mesela bunlardan biri yemeğime zehir koyması oldu. Nefretimi daha ileriye götüren ise bu adam öldükten sonra çocuğu da aynı şeyi yapmaya çalıştı fakat ben onu yakaladım ve bu huyunu baya bir kestim. Ta ki bugüne kadar.
Beni ilk odama ziyaret etmeye geldi. Biz biraz konuştuk tabi. Sonra telefondan fotoğraf çektik. Sonra bana "bu son selfiemiz" dedi. İlk başta ben anlamamıştım fakat olaylar gelişmeye başladıkça anlamaya başladım. İlk önce bu akşam yemeği sahilde yiyelim mi? diye sordu. İlk önce ben istemesem de sonrasında beni ikna edip dışarı çıktık. Paltomu giyerken arkadan bir cisim çarptı. Meğerse o imiş. O olmasaydı ben şuan kanlı canlı yaşıyor olacaktım. Şuan kapatmam lazım. Lütfen beni unutmayın!"
Bunu duyunca şok oldum. Ama adam her türlü kadınla birlikte olmuş, bir tek erkekle baş edememiş olması biraz gülünçtü.
Sonra usb belleğe baktım. İçinde ne ararsan var. İş dosyaları, birlikte olduğu kadınların özel fotoğrafları, son olarak ise bir dosya vardı. Adı ise Güney Sağlam. Bunlar burunlarını nereye soktular acaba? Dosyayı açtığımda düşman olduğu adamın evinde kameralar olduğunu gördüm ve biri bana oradan el sallıyordu. Sonra el sallayan kişi bir anda kayboldu ve arkamda bir el hissettim.