İçeriğe geç

Kırmızı Dosya

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Kırmızı Dosya

Bölüm 1

1.Bölüm Sıradan Bir Gün Değildi.

Ayzel Koral, okulda kimsenin gerçekten görmediği bir öğrenciydi.

Ne yaptığı önemliydi ne de ne hissettiği. Sınıfta adı genelde fısıltılarla geçerdi. Bazen bir gülüş, bazen bir alay, bazen de doğrudan yüzüne söylenen kırıcı sözler…

O gün de farklı değildi.

Matematik dersinde başı sıraya düşmek üzereyken arkadan bir ses yükseldi.

“Yine uyuyor bak.”

Bir diğeri güldü.

“Zaten anlamıyor ki, uyusa da olur.”

Sınıf kısa bir kahkaha attı.

Ayzel gözlerini açtı ama hiçbir şey söylemedi. Alışmıştı. Tepki vermek bile yorucu geliyordu artık.

Kapüşonunu biraz daha çekip sessizce önüne döndü.

Bir süre sonra ders bitti.

Okul dağıldı.

Ayzel etüt çıkışı tek başına eve doğru yürüyordu. Hava yavaş yavaş kararıyor, sokaklar sessizleşiyordu.

Yorgundu. Tek isteği gidip uyumaktı.

Tam köşeyi dönerken yaşlı bir adamın elindeki çantayı düşürdüğünü gördü.

“Amca, çantanız düştü!”

Hızla eğilip çantayı yerden aldı ve adama seslendi.

Ama adam durmadı.

Duymamış gibi yürümeye devam etti.

Ayzel birkaç adım peşinden koştu.

“Amca, bekleyin!”

Köşeyi döndü.

Boş.

Sokak tamamen boştu.

Bir saniye önce orada olan adam yoktu.

Ayzel olduğu yerde kaldı.

Kalbi hızlı atmaya başlamıştı.

“Nasıl… kayboldu?”

Elindeki çantaya baktı. Eski, koyu renkli ve ağırdı. Sanki içinde sadece eşya değil, başka bir şey daha vardı.

Merakı korkusuna karıştı.

“Bir bakayım sadece…”

Çantayı açtı.

İçinden tek bir dosya çıktı.

Kırmızı.

Ayzel’in nefesi bir an durdu.

Dosyayı titreyen elleriyle açtı.

İlk sayfa…

İsimler…

Tarihler…

“Dosya No: 07”

Sayfaları çevirdikçe yüzü solmaya başladı.

Hırsızlıklar…

Kayıplar…

Kapanmış dosyalar…

Ve en altta bir isim:

Aras Vardar.

Ayzel yutkundu.

Parmakları titriyordu.

“Bu… ne?”

Bir sayfa daha çevirdi.

“Şüpheli: Aras Vardar”

Altında tek bir cümle vardı:

“Yaklaşmayın.”

Ayzel dosyayı kapatamadı.

Sanki dosya, onu bırakmıyordu.

Ve o an, sokak bir kez daha sessizleşti.

Ama bu sessizlik, normal değildi.

Ayzel dosyayı gördüğünde önce arkadaşlarının yaptığı saçma bir şaka olduğunu düşündü. Zaten okulda sürekli onunla uğraşıyorlardı. Dosyayı masasına bırakıp üstünü bile değiştirmeden yatağına uzandı.

"Kesin yine birilerinin işi..." diye mırıldandı.

Dosyayı açmaya bile gerek duymadan gözlerini kapattı ve kısa süre içinde uykuya daldı.

Ertesi sabah alarmın sesiyle uyandı. Hızlıca hazırlanıp okula gitti. Koridorlar her zamanki gibi kalabalık ve gürültülüydü.

Sınıfa girdiğinde herkes kendi arasında konuşuyordu.

"Yeni bir rehberlik öğretmeni gelmiş." dedi bir öğrenci.

Ayzel pek umursamadı. Çantasını sıraya bırakıp yerine oturdu.

İlk ders matematikti.

Her zamanki gibi konular birbirine karışıyor, sayılar gözünde dans ediyordu. Uykusuzluğun da etkisiyle başı sıraya doğru düşmeye başladı.

Tam gözleri kapanırken bir ses duydu.

"Ayzel?"

Başını kaldırdığında yanında genç bir adamın durduğunu gördü. Yeni rehberlik öğretmeniydi.

"Neden uyuyorsun?"

Ayzel gözlerini ovuşturdu.

"Dersi anlamıyorum."

Sınıf bir anda kahkahalara boğuldu.

"Zaten ne zaman anladı ki?"

"Matematik görünce uyuyor!"

Ayzel başını eğdi. Bu sözlere alışkındı artık. Canı yanıyor muydu? Evet. Ama belli etmiyordu.

Rehberlik öğretmeni bir anda sınıfa döndü.

"Yeter."

Sınıf sessizleşti.

"Bir insanın anlamadığı bir şeyle dalga geçmek yerine ona yardım etmeyi deneyebilirsiniz."

Kimse konuşmadı.

Öğretmen tekrar Ayzel'e baktı.

"Dersi anlamak için biraz daha çaba göstermelisin."

Ayzel içinden acı bir şekilde gülümsedi.

Bu cümleyi kaç kez duymuştu bilmiyordu.

Öğretmenlerden, akrabalarından, hatta kendisinden...

"Tamam."

Sadece bunu söyledi.

Fakat rehberlik öğretmeni gözlerini ondan ayırmadı. Sanki Ayzel'in verdiği cevaba değil de sakladığı bir şeye bakıyordu.

Ders devam ederken Ayzel'in aklı sürekli evdeki kırmızı dosyaya gidiyordu.

Her ne kadar bunun bir şaka olduğunu düşünse de içinde garip bir huzursuzluk vardı.

Ve rehberlik öğretmeni...

Onun bakışlarında da tuhaf bir şey vardı.

Sanki Ayzel'i ilk kez görmüyormuş gibiydi.

Rehberlik öğretmeni sınıftan çıktıktan sonra Ayzel derin bir nefes aldı. Matematik defterine tekrar baktı ama sayılar yine birbirine girmiş gibiydi. Birkaç dakika gerçekten odaklanmaya çalıştı.

Ama nafile.

“Anlamıyorum…” diye içinden geçirdi ve kalemi bıraktı.

Dersin bitmesiyle birlikte zil çaldı.

Teneffüs…

Ayzel her zamanki gibi kalabalıktan uzak bir köşeye geçti. Okulun arka bahçesindeki banklardan birine oturdu. Çantasından kitabını çıkardı. Sessizce okumaya başladı.

Bu an onun için kaçış gibiydi.

Ama uzun sürmedi.

“Demek burada saklanıyorsun.”

Ayzel başını kaldırdı.

Rehberlik öğretmeni, Emirhan Soylu, yanında duruyordu.

Ayzel bir an şaşırdı. “Saklanmak değil… sadece okumak.”

Emirhan cevap vermedi. Sadece bankın yanına oturdu, gözlerini Ayzel’in kitabına indirdi.

“Ne okuyorsun?”

Ayzel kitabı gösterdi ama tam o anda Emirhan kitabı elinden aldı.

Ayzel irkildi.

“Hey—”

Ama Emirhan çoktan kapağı incelemeye başlamıştı.

Sayfaları hızlıca çevirdi. Yüz ifadesi değişmedi ama bakışları biraz daha ciddileşti.

“Bu kitap sana ağır gelir,” dedi sakin bir sesle.

Ayzel kaşlarını çattı.

“Ben seviyorum.”

Emirhan kitabı kapatıp tekrar ona uzattı. Ama bu kez bakışları Ayzel’in üzerinde biraz daha uzun kaldı.

“Sadece kitaplar değil,” dedi. “Bazı şeyler de insanın kaldıramayacağı kadar ağır olabilir.”

Ayzel o cümlede bir tuhaflık hissetti ama tam anlayamadı.

Emirhan ayağa kalkarken son bir kez ona baktı.

“Tek başına kalma alışkanlığın… iyi değil.”

Sonra yürüyüp gitti.

Ayzel elindeki kitabı tekrar açtı ama artık okumuyordu.

Sadece Emirhan’ın söylediği cümle kafasının içinde dönüp duruyordu.

Ayzel kitabı yeniden eline aldı ama artık okumuyordu. Sayfalara bakıyor, ama gördüklerini anlamıyordu.

“Ne demek istiyor…” diye fısıldadı.

Tam o sırada okulun diğer ucundan gelen gürültü dikkatini çekti.

Bir grup öğrenci koridorda bir şey hakkında konuşuyordu.

“Aras Vardar mı? O kim ya?”

Ayzel’in eli bir anda durdu.

Kalbi istemsizce hızlandı.

Aras Vardar.

Dosyada gördüğü isim.

Ayağa kalktı ama yaklaşmadı. Sadece dinledi.

“Yeni mi nakil olmuş diyorlar.” dedi birisi.

“Yok ya, adı daha önce de geçiyormuş.”

Ayzel’in boğazı kurudu.

Bir adım attı ama sonra durdu.

Sanki o isim sadece bir kelime değilmiş gibi… etrafındaki hava değişmişti.

Tam o anda koridorun ucunda biri göründü.

Ayzel onu net seçemedi, sadece siluetini gördü.

Ama içinden garip bir his geçti.

“Bu… o mu?”

Ve o an zil çaldı.

Gürültü arttı, öğrenciler dağıldı.

Ama Ayzel’in içinde tek bir şey kaldı:

Kırmızı dosya ve Aras Vardar ismi artık aynı yerdeydi.

Ve bu, tesadüf gibi durmuyordu

Zil çaldıktan sonra koridor bir anda boşalmaya başladı. Öğrenciler sınıflara dağılırken Ayzel de yavaş adımlarla kendi sınıfına yöneldi.

Kalbi hâlâ garip bir şekilde hızlı atıyordu. Az önce duyduğu isim… Aras Vardar…

Sanki o isim söylendikçe etraf biraz daha ağırlaşıyordu.

Sınıfa girdiğinde herkes yerini almıştı. Gürültü azalmış, tahtanın önünde öğretmen konuşmaya başlamıştı bile.

Ayzel en arka sıradaki yerine oturdu.

Tam o sırada kapı yeniden açıldı.

Sınıf sessizleşti.

İçeri giren kişi, yeni biri gibiydi.

Uzun boylu, sakin duruşlu, yüzü ifadesiz ama dikkat çekici bir genç…

Bir anlık sessizlik sınıfa yayıldı.

Öğretmen başını kaldırdı.

“Sen… yeni öğrenci olmalısın. Gel, kendini tanıt.”

Genç çocuk sınıfa baktı.

Bakışları kısa bir an Ayzel’in olduğu sıraya kaydı.

Ama Ayzel bunu fark etmedi bile.

“Aras Vardar.”

Sınıfta küçük bir fısıltı yayıldı.

Ayzel’in kalemi elinden düştü.

O an sadece bir isim duymamıştı.

Aynı zamanda dosyada gördüğü her şey zihninde yeniden canlanmıştı.

Aras devam etti:

“Buraya okumak için gelmedim.”

Sınıfta bir kahkaha ya da tepki olmadı. Çünkü ses tonunda şaka yoktu.

Sadece netlik vardı.

Öğretmen kaşlarını çattı.

“Ne demek okumak için gelmedim?”

Aras kısa bir an sustu.

Sonra gözlerini sınıfta gezdirdi.

“Benim burada olmamın sebebi başka.”

Bakışları bir anlığına Ayzel’in olduğu tarafa yeniden kaydı.

Bu kez daha uzun.

Daha bilinçli.

Sanki onu ilk kez görmüyormuş gibi değil…

Sanki onu çok iyi biliyormuş gibi.

Ayzel nefesini tuttu.

Çünkü o an anladı:

Bu karşılaşma tesadüf değildi.

Ve kırmızı dosya… artık sadece bir kağıt yığını değildi.

Ayzel nefesini tuttu.

“Ne oluyor şimdi?” diye düşündü.

Sınıfta kimse kıpırdamıyordu. Herkes Aras’a bakıyordu ama kimse gerçekten konuşmuyordu.

Öğretmen bir an tereddüt etti. Sanki ne söylemesi gerektiğini biliyor ama söyleyemiyormuş gibi…

Bakışlarını kaçırdı.

Aras’a doğru kısa bir bakış attı ve sesini düşürerek konuştu:

“İstediğin yere oturabilirsin.”

Bu cümle sınıfta garip bir etki yarattı. Normalde yeni gelen bir öğrenciye söylenen bir şey değildi bu. Emir gibiydi ama aynı zamanda kaçınma gibi…

Ayzel bunu fark etti.

“Öğretmen neden böyle konuştu?” diye içinden geçirdi.

Aras sınıfı yeniden süzdü.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi en arka sıralara doğru yürüdü.

Adımları sakindi.

Ama Ayzel’e yaklaştıkça zaman yavaşlamış gibiydi.

Ayzel gözlerini kaçırmak istedi ama yapamadı.

Aras tam onun bulunduğu sıranın yanına geldiğinde durdu.

Bir anlık sessizlik…

Sonra en arka sıranın boş koltuğuna oturdu.

Ama otururken bile gözleri Ayzel’den ayrılmadı.

Sanki sadece sınıfta değilmişler gibi…

Sanki başka bir yerde karşılaşmışlar gibi…

Ayzel’in kalbi hızlandı.

“Elini masaya koy,” dedi kendi kendine, “normal davran.”

Ama hiçbir şey normal değildi.

Çünkü Aras artık aynı sınıftaydı.

Ve Emirhan Soylu’nun bile yüzünü düşüren bir şey… bu çocukla ilgiliydi.

Dışarıda rüzgâr camlara vurdu.

Ve o an Ayzel, kırmızı dosyanın neden “dosya” değil de bir “uyarı” gibi hissettirdiğini ilk kez gerçekten anladı.

Aras’ın gelişiyle sınıfta oluşan o garip sessizlik bir süre daha sürdü.

Ama zaman, okulda her zamanki gibi ilerliyordu.

Ders anlatılıyor, defterler açılıyor, kalemler yazıyordu…

Ayzel ise yavaş yavaş o seslerin arasına karıştı.

Başta direnmeye çalıştı.

“Dikkat etmeliyim…” dedi içinden.

Ama uykusuzluk, yorgunluk ve günün ağırlığı onu yine yakaladı.

Göz kapakları ağırlaştı.

Sırasına biraz daha gömüldü.

Aras hâlâ birkaç sıra gerideydi.

Ama Ayzel bunu artık net düşünemiyordu bile.

Sesler uzaklaştı.

Sınıf bulanıklaştı.

Ve Ayzel, fark etmeden yine uykuya daldı.

Sanki bütün o garip olaylar — kırmızı dosya, yaşlı adam, Aras’ın gelişi — sadece yarım kalmış bir rüya gibiydi.

Ama değildi.

Çünkü Aras, tam o sırada Ayzel’e kısa bir kez daha baktı.

Ve bu kez bakışında merak yoktu.

Tanıma vardı.

Ayzel gözlerini açtığında sınıf neredeyse bomboştu.

Bir an nerede olduğunu anlayamadı. Sıralar sessizdi, tahtada silinmemiş yazılar kalmıştı, ışıklar daha loş geliyordu.

Kalbi bir anda hızlandı.

“Yine mi…” diye mırıldandı.

Sınıfa baktı. Kimse yoktu.

Öğretmen gitmişti. Öğrencilerin çoğu çoktan çıkmıştı.

Sanırım yine geç kalmıştı.

Telaşla doğruldu.

Defterlerini, kalemini, kitabını hızlıca çantasına doldurmaya başladı. Ellerini aceleyle hareket ettiriyordu ama zihni hâlâ tam uyanmamıştı.

“Bu kadar uyumamalıyım…” diye söylenirken çantasını kapattı.

Ayağa kalktı.

Tam o sırada sınıfın kapısı rüzgârla hafifçe oynadı.

Ayzel durdu.

Bir an için içini garip bir his kapladı.

Sanki biri az önce burada olmuştu… ama artık yoktu.

Boğazını yutkundu.

“Saçmalama,” dedi kendi kendine.

Hızlı adımlarla sınıftan çıktı.

Koridor neredeyse boştu.

Sadece uzaklardan gelen ayak sesleri ve kapanan birkaç sınıf kapısı duyuluyordu.

Ama Ayzel’in içinde açıklayamadığı bir şey vardı.

Sanki o gün… sadece uyuyup uyanmakla bitmemişti.

Ve bir şey, hâlâ onu izliyordu.

1594 Kelime..

Fazla okunmazsa devamı gelmez..

Görüşürüz bebeklerimmm🐣😻🧸🫠

Bölüm sonu

5 yorum