Gözlerimi açtığımda kendimi bir koltukta yatarken buldum. Başım zonkluyordu.
"Quze xaram koş uyandı bu laye şerefsizâ!" diye bir kadın sesi duyuldu.
Doğrulmaya çalışırken karşımdaki neon mor abiyeli kadını gördüm. Aynı kadındı.
"Ben... neredeyim?" dedim güçlükle.
Kadın kollarını bağladı.
"Benim salonumdasın. Kapının önünde bayıldın."
Tam o sırada mutfaktan bıyıklı bir adam çıktı.
"Abla, komşular polisi arayalım mı dedi."
Panikle yerimden fırladım.
"Polis mi?!"
"Şaka yaptım." dedi adam kahkaha atarak. "Ben Mahmut, Yurdagül'ün kuzeniyim."
Kadın gözlerini devirdi.
"Ben de Yurdagül."
Bir süre sessizlik oldu.
"Şey..." dedim. "Kapınızdan gelen koku neydi?"
Yurdagül kaşlarını kaldırdı.
"Tırşık yaptım."
"Tırşık mı?"
"Evet. tırşık"
Mahmut kahkahayı patlattı.
"Abla, adam kokuyu alınca direkt kapıya kadar gelmiş."
Yurdagül gülmemek için dudaklarını ısırdı.
"Hayatımda ilk defa birinin yemeğimin kokusunu takip ederek evime geldiğini görüyorum."
Başımı kaşıdım.
"Ben de ilk defa bir tırşık yüzünden bayıldım."
Yurdagül hafifçe gülümsedi.
"O zaman sana bir kase tırşık borçluyum galiba."