keyifli okumalar dilerim🤍
oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
“Gerçek cinayet ruhsal olarak işlenendir”
Kolumda hissettiğim Keskin sızıyla yerimde huzursuzlandım, gözlerimi araladığımda, karşımdaki kitaplığı gördüm, iyi de benim odamda kitaplık yoktu. Kafamı kaldırıp etrafa baktığımda odamda değil de çalışma odasında olduğumu farkettim, yattığım yer ise yatağım değil masaydı. Kolumdaki ağrı ve sızının nedeni üzerine yatmış olmamdı, bir koltuk üzerinde uyuduğum için sırtım tutulmuş, boynum da ağrıyordu. Birazda olsun rahatlamak için geriye doğru yaslanıp sırtımın kıtlamasına yardımcı oldum. Boynumu sağa ve sola çevirerek onu da kıtlattım. Büyük bir ihtimalle her yerim tutulmuştu.
Masanın üzerinde duran telefonumu aldım ve saate baktım, saat 17;20'ydi. Ben uyuduğumda ise saat 8;30 gibiydi. Sabaha kadar hiç uyumamış çalışmıştım, sanırım sonunda ise bünyem buna dayanamamıştı ve uyumuştum, kaç gecedir uykusuzum Allah bilir. Masanın üzerindeki dağılmış dosya ve kağıtlara takıldı gözlerim, yere sanırım uyuduğumda düşmüş olan kağıtları eğilip topladım, masadakileride toparlayıp hepsini bir dosyanın içine koyup çekmeceye koydum. Oturduğum yerden kalktım ve telefonumu alıp odadan çıktım.
"Bildiğiniz üzere kimliksiz dedektifin beşinde bir çok kişi var, hepsinin niyeti dedektifi bulmak ve kimliğini ortaya çıkarmak, çoğu bunu para karşılığı yapıyor" bu doğruydu, bu dedektif son bir kaç yılda herkesin ilgisini baya çekmişti ve çoğu insan her yerde o dedektifi arıyordu.
Kanal değiştirdim, açtığım her kanalda aynı haber yayınlanıyordu. Bundan canım sıkıldığı için çayımdan son bir yudum alıp koltuktan kalktım, fincanı sehpaya bıraktım, telefonumu alıp saate baktığımda saat epey bir geç olmuştu. Hava kararmış akşam çoktan çökmüştü, ev pislik götürdüğü için evi temizleme kararı aldım. Sehpanın üzerindeki pis tabak ve bardakları mutfaktan getirdiğim tepsinin üzerine koyup mutfağa götürdüm. Tezgahın üzerine bıraktığım bulaşıkları alıp bulaşık makinesine yerleştirdim.
Mutfağı temizledikten sonra yukarı çalışma odasına çıktım, uyandığımda rastgele bir dosyaya tıkıştırdığım kağıtları çekmeceden çıkardım. Tüm kağıtları düzgünce kendi dosyalarına koydum, masanın üzerinde biriken dosyaları aldım ve diğer dosyaların olduğu rafa kaldırdım.
Üzerimdekilerden artık kurtulmak istiyordum, odadan çıktım ve koridorun sonunda sağda kalan odama yürüdüm, odadan içeri girdiğimde üzerimdekileri çıkardım ve kendime yeni bir pijama takımı aldım dolaptan, siyah pijama takımını üzerime giyindikten sonra dağılmış olan saçlarımı da tepeden bir topuz yaptım, şuan uykum olmadığı için yatağın üzerine bırakmış olduğum leptobu aldım ve yatağın içerisine girdim. Leptopu açtım ve rast gele bir film açtım kendime, telefonu sesize aldım ve komidinin üzerine bıraktım. Film oynamaya başlayınca yatakta uzanır bir pozisyon aldım ve filmi izlemeye başladım.
&
Baştan aşağı siyah renklerle döşenmiş olan odada, masasında oturmuş önündeki dosyalarla ilgilenen adam, kafasını önündeki işten kaldırmıyordu. Gözü arada bir masadaki telefonuna kayıyordu, bir telefon bekliyordu lakin telefon bir türlü ona gelmiyordu. Önündeki dosyayla ilgilenmesini sürdüren adam, biraz ara vermek için oturduğu koltuktan kalktı ve terasa çıktı. Cebindeki sigara paketinden bir dal sigara aldı ve çakmakla yaktı. Karşısındaki İstanbul manzarasını seyreden adam, artık ne yapacağını bilmez bir haldeydi.
Planları hiç bir şekilde işe yaramıyordu, ne yapacağını artık şaşırmıştı. Aklı durmuş, ilk defa düşünmeyi bırakmıştı. Canı bu duruma fazlasıyla sıkılıyordu. Şu vakte kadar isteyipte olduramadığı hiç bir şey olmamıştı, ne istediyse elde etmiş, kazanmış olan adamın şu anda bir türlü istediğini olduramaması sinirleriyle oynuyordu. Elini şakaklarına atmış, bir yandan da sigarasını içiyordu, havaya bıraktığı zehirli dumanı tekrardan içine çekti, tekrar havaya bıraktı. Sigarasının sonuna geldiğinde sigarasını külüğe bastırarak söndürdü ve içeri girdi.
Koltuğuna geri oturdu ve önündeki dosyalara tekrardan odaklandı, imzalaması gereken belgeleri vardı, tüm belgeleri teker teker imzalamaya başladığında odanın kapısı tıktıklandı, kafasını kaldırmadan kapının ardındaki kişi için "Gel" dedi.
Kapı açılıp içeri giren kişi sessizce kapıyı ardından kapadı ve masanın önündeki iki tekli koltuklardan birine oturdu. Önündeki belgelerden kağıdını kaldırmayan adam kafasını kaldırdı ve karşısındaki kişiye baktı, baştan aşağı siyah takım giyinmiş kumral saçlı adam, kalem kutusundan aldığı kalemi elinde sallarken gözleri karşısındaki adamdaydı.
"Neden geldin" diye sordu belgeleri imzalamaya devam ederken adam. Kalemle oynamayı bırakan arkadaşı "Sana kurbanını seçtim" dedi. Dediklerinden sonra belgelerle ilgilenen adam, durdu. Kafasını kaldırdı ve arkadaşına baktı. Arkadaşı kafasını sallayarak kendi söylediğini onayladı.
"Kim?" Diye sordu adam, kurbanının kim olduğunu fazlasıyla merak ediyordu, bir hiç uğruna umarım kimseyi öldürmezdi.
Kumral saçlı adam, "Evsiz, sokaklarda kalan bir adam" diyerek, yanıt verdi.
Bunları duyan adam yutkundu, evsiz birinin canına kıymak kesinlikle istemiyordu. Başka birisi olamazmıydı.
Kumral saçlı adam, karşısındaki adamın neler düşündüğünü tahmin etmiş olacak ki detaylı bir açıklama yaptı.
"Adam ayyaşın teki, etrafa rahatsızlık vermek dışında birşey yapmıyor, gaspçı ve birde..." Dedi ve sustu, bu noktada karşısındaki adama devamını söylemek ne kadar doğru gelirdi bilmiyordu. Karşısındaki adam gözlerine devam etmesini isteyerek bakıyordu.
Kumral saçlı adam tedirgince lafına devam etti. "Birde, adam tacizci, daha önce küçük bir kız çocuğuna tacizde bulunmaktan tutuklanmış fakat serbest bırakılmış." Duyduklarından sonra adamın gözleri nefret ve sinire büründü. Gözü kararmış adam oturduğu yerden kalktı ve karşısındaki büyük camın karşsında durdu.
"Yani ölmeyi çoktan haketti" dedi. En azından bir tacizci ayyaş ortadan kalkacaktı, değilmi.
&
Film bitmişti, zaten benimde artık uykum vardı, gözlerim kapanıyordu. Leptopu kapatım ve komidinin üzerine bıraktım. Yorganın altına iyice girip kafama kadar örttüm, gözlerimi kapattım ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Çalan telefonun sesiyle yerimde huzursuzca kıpırdadım. Arkamı döndüm ve elimi komidinin üzerine attım, telefonu arıyordum çünkü bir türlü susmak bilmiyordu. Elime gelen telefonla gözlerimi açtım, telefonun ışığı gözlerimi rahatsız ettiğinden gözlerimi kısmak zorunda kaldım, arayan yasemin'di telefonu açtım ve hapörlere alıp yatağın üzerine bıraktım, gözlerimi geri kapadım ve yorganı üzerime çektim.
Telefonun diğer ucundan,
"Ceylin" diye seslenen yasemin'e 'hı' diyerek yanıt verdim.
"Sen uyuyormusun?" Diye sorduğunda uzandığım yerden doğruldum. Telefonu alıp kulağıma götürdüm.
"İzin verirsen evet" şuan eminim ki bana göz falan deviriyordur.
"Öğlen oldu ceylin"
Diye sitem ettiğinde, ben onun tersine bu durum omuz silktim.
"Öğlenleri uyunmuyormu yasemin"
Anlamıyorum ki bu uyuma kavramı yalnızca geceleri içinmi geçerli, gün içinde uyumak yasakmı ne?
"Bugünde de öğlene kadar uyunmaz ama"
Bugünmü, bugün neydi ki. Telefonu kulağımdan çekip bugünün tarihine baktığımda Eylül'ün 9'undaydık. Ve bugün ben ve yasemin buluşacaktık. Şimdi anlıyordum neden sitem ettiğini. Haklıydı saat neredeyse akşam olacaktı.
"Merak etme yasemin, akşama hazır olurum." Dediğimde beni onaylayan mırıltılar çıkardı. Telefonu kapattım ve yataktan kalktım. Banyoya gittim, öncelik olarak güzel bir duş aldım. Banyodan çıktığımda gardrobun karşısına geçtim ve akşam için ne giyinebileceğime baktım. Sade ve şık olmak istiyordum, bunun için üzerime siyah boğazlı bir elbise seçtim, son baharda olduğumuz için ona göre giyinmeye özen gösteriyordum.
Elbiseyi üzerime giyindiğimde, belime gümüş renkte bir kemer taktım. Makyaj masasının karşısına geçtim, saçımdaki havluyu çıkarıp yatağın üzerine fırlattım. Saç kurutma makinesini çekmeceden çıkarıp prize taktım ve saçlarımı kurulamaya başladım. Saçlarımı kurtuktan sonra makyajımı yapmaya başladım, fazla abartılı olmayacak şekilde hafif bir makyaj yapmak istiyordum. Elime aldığımı kapatıcıyı göz altlarıma sürüp dağıttım. Far paletindeki siyah ve pembe tonlarını birbirine karıştırıp göz kapaklarıma hafifce dağıttım. Rimeli alıp kirpiklerimin uçlarına sürdüm. Çantadan allığı alıp fırçayla yanaklarıma hafifçe yukarı doğru dağıttım.
Son olarak ise, göz pınarlarıma aydınlatıcı sürdüm. Makyajım bitince saç uçlarıma maşayla hafif dalgalı şekiler verdim. Artık tamamiyle hazırdım. Aynadaki görüntüle bakınca kendimi bir hoş buluyordum. Aynanın karşısından kalkınca dolaptan kabanımı aldım ve giyindim, siyah çantamı da alıp içine arabanın anahtarı ve telefonumu atıp koluma taktım. Artık tamamiyle hazırdım. Odanın kapısının kenarında duran siyah uzun botumuda ayağıma giyindim ve odadan çıktım. Merdivenlere doğru yürüdüm, merdivenleri inip aşağı vardığımda her yerin ışıklarını kapadım. Evin kapısını açıp dışarı adımladığımda hava kararmış ve soğuktu. Rüzgarın soğuğu suratıma çarpıp gidiyordu.
Evin eşiğindeki iki basamağıda inip arabaya doğru yürüdüm, arabanın yanına varınca kapıyı açıp içine bindim. Koluma takılı olan çantamı alıp yan koltuğa bıraktım, içinden aldığım arabanın anahtarını takıp arabayı çalıştırdım. Bahçenin kapısı otomatik olarak açılınca arabayı sürmeye başladım, bahçeden çıktıktan bir kaç dakika sonra evden tamamiyle uzaklaşmış ve ana yola girmiştim.
Ana yolda arbayı sürüyordum. Yasemin ile buluşacağımız restoranta yaklaşmama az kalmıştı. İlerideki kavşağı döndükten sonra sağa saptım. Beş dakika süren yolun ardından restoranın yolun girmiştim. Düz yolda arabayı sürmeye devam ediyordum. Saat neredeyse 19;30'a geliyordu. Yol bitmiş restoranın karşısındaydım. Arabayı park yerine parkettikten sonra çantamı aldım ve arabadan indim. Restorantn girişine doğru adımlarımı attım.
Kapıdan içeri girdiğimde, karşıdaki masalardan birinde oturan Yasemini gördüm. Benim geldiğimi farkeden Yasemin oturduğu yerden kalkarak bana doğru adımladı. Bende ona doğru adımladım, karşı karşıya geldiğimizde ikimizde kolarımızı açarak birbirimize sarıldık. Sarılma faslı bitince Yaseminin bizim için önceden ayırtığı masaya ilerleyip oturduk. Yasemin benim karşımda oturuyordu.
İkimizde birbirimize bakarken sırıtıyorduk, bunun nedeni uzun zamandır telefon dışında görüşmüyor oluşumuzdu.
"Sana inanamıyorum ceylin" dedi
"Yasemin" diyerek ona uyarıcı bakışlar attım.
"Selim niye yok" diye sordum, sahi o geveze çocuk niye aramızda değildi.
"Sence, böyle bir günde onu çağırırmıyım" yasemin selime karşı fazla katıydı. Yazık çocuğa.
"Ne alaka Yasemin" dedim.
"Boş konuşup canımı sıkmasını istemiyorum o nedenle kendisini çağımak istemedim." Çocuğa gerçekten üzülüyordum. Çok konuşuyor olması onun suçu değildi ki.
"Cık cık, ayıp arkasından böyle konuşma" diye cıkladım.
Bana gözlerini dikmiş bakan Yasemin
"Arkasından konuşmak mı?" Dedi.
Neyse daha fazla uzatamayacaktım o yüzden sustum. Ama yaseminin susmaya pek de niyeti yoktu.
"Haberleri gördünmü" dedi, sanki görmemem mümkünmüş gibi.
"Gördüm" dedim umursamaz bir tavırla.
Bizim masaya doğru gelen garsonu görünce ikimizde sustuk. Masaya gelen garson bize tebesüm ederek, "Ne alırsınız" diye sordu.
Masadaki menüyü aldım ve incelemeye başladım. Kararımı verince garsona döndüm.
"Ben bir salata alayım yeter" dedim ve menüyü kapatıp masaya bıraktım, yasemin menüden gözlerini çekip garsona döndü ve siparişini verdi.
"Bende et prizola ve salata alayım, içecek olarak ise limonata" dedi. Verdiğimiz siparişleri elinde tuttuğu kağıta yazdıktan sonra masadan uzaklaştı. Siparişlerimiz gelene kadar bizde Yasemin ile sohbet ettik. Garson elinde tepsiyle masaya doğru geliyordu, masaya gelen garson tepsideki tabakları önümüze bıraktıktan sonra bize, "Afiyet olsun" dedi ve gitti.
Sanırım yasemin fazla açtı çünkü önündeki yemeğine odaklıydı. Bende salatamdan bir çatal alarak ağzıma atım. İkimizde sesizce yemeklerimizi yerken Yasemin aramızdaki sesizliği bozdu. Azına tıkıştırdıklarını yerken konuşmaya başladı.
"Ceylin," dedi ve yutkundu. Ağzı hala doluyken konuşmak zordu.
"Sen ne alemdesin" diye sordu. Neyi kastettiğini anlamıştım.
"Hala aynı" diyerek yanıt verdim kendisine.
"Asıl sen söyle, sen ne alemdesin" diye ben sordum ona.
"Bildiğin gibi, aynı" dedi.
Şu kızla benim hayatımın bu denli aynı ilerlemesi hiç hoş değildi. İkimizinde hayatı olduğu yerde duruyordu. Sanki bir trafik vardı ve hiç ilerlemiyordu. Evet, aynen bizim hayatımız böyleydi. Karnımızı doyurduktan sonra garson gelip önümüzdeki boş tabakları aldı. Yasemin yine birşeyler anlatmaya başlamıştı, bende onun anlatıklarını dikkatle dinliyordum.
&
Hala önündeki dosyaları bitirememiş olan adam, yine belgeleri imzalamakla meşguldü. Bu iş artık canını sıkıyordu. Önündeki belgeleri tek tek okuyup imzalarken, sürekli olarak kolundaki saat'e bakıyordu. Gece yarısına az kalmıştı ve hala arkadaşı gelmemişti. Gözü yine kolundaki saatine kaydı.
Saat şu an 22:37'ydi. İmzaladığı belgeyi alıp diğer belgelerin üzerne ekledi. Önüne yeni gelen belgeyi tam incelemeye başlamıştı ki odanın kapısı çaldı, gelenin kim olduğunu tahmin edebiliyordu. Kafasını kaldırıp kapıya baktı ve, "Gel" komutunu verdi. Kapının ardındaki kişi kapıyı açıp içeri girdi. Baştan aşağı siyah giyinmiş kumral saçlı adam masanın önündeki tekli koltuklardan birine oturdu.
Adam belgelerle ilgilenmeyi bırakıp arkasına yaslandı. Kumral saçlı adam konuşmaya başladı.
"Adam aynı adreste" dedi.
"Gece yarısına az kaldı" diye yanıt verdi adam.
Onu onaylayan mırıltılar çıkardı kumral saçlı adam. Ve konuştu.
"Bunu yapmak istediğinden eminmisin, bak bu yolun geri dönüşü yok" diyerek karşısındaki adamın fikrini değiştirmeyi denedi tekrar. Haklıydı, bu yolun bir dönüşü olamazdı.
Arkasına yaslanmış adam, masadaki kağıtlara gözünü dikerek konuştu.
"Başka türlü o kadını bulamam" dedi.
Kumral saçlı adam kaşlarını çattı, "Onun bir kadın olduğunu nerden çıkardın?" Diye sordu adama.
Adamın dudağının kenarı hafifçe yukarı doğru kıvrıldı, kafasını kaldırıp karşısında oturan adama baktı.
"Çünkü ancak bir kadın bir ülkeyi bu denli ayağa kaldırabilir" diyerek açıkladı.
Kumral saçlı adam bu dediğine bir anlam veremedi. Ama yine de konuştu.
"Bir kadın olduğunu düşünmüyorum, ama her kimse elinden kimse kurtulamadı" diyerek karşısında rahatça oturan adamı iğneledi.
Adam daha net konuşmak adına doğruldu. "O bir kadın, ve o kanın kokusunu alıyor" dedi.
O dedektif kesinlikle adama göre bir kadındı. Ancak bir kadının zekası böyle çalışabilirdi adama göre. O dedektif her kimse daha tanımadan böyle etkilenen adam, onu bulduğunda ne yapacaktı.
Kolundaki saatte baktı, saat gece yarısına varmak üzereydi ve gideceği yer kendisine uzaktı, o yüzden arkadaşına birşey demeden oturduğu yerden kalktı. Ve odanın kapısına doğru ilerledi, kapıyı açıp odadan çıktı.
&
Yasemin ile süren bu koyu sohbetimize ne kadar bir son vermek istemesem de artık son vermeliydik. Çünkü saat epey bir geç olmuştu. Ve ben hala yorgundum.
"Artık kalkalım yasemin" dedim.
Bana döndü ve kafasını iki yana salladı. Gitmek istemiyordu, hala bana karşı olan özlemini giderememişti. Ama kalkmalıydık. O yüzden tekrar ısrar ettim.
"Saat çok geç oldu" dedim.
Yasemin masanın üzerinde duran telefonunun ekranını açıp saat'e baktı, saatin dediğim gibi geç olduğunu farkedince bana döndü.
"Haklısın, geç olmuş"
Elimi kaldırıp karşıdaki garsonu hesap için çağırdım. Garson elinde post makinesi ve hesap fişiyle geldi. Yanıma koyduğum çantamı aldım ve içinden kartımı çıkardım, kartı post cihazına okuttum, onaylandıktan sonra garson bize, bizi tekrar beklediğini söyleyerek gitti. Bende oturduğum yerden kalkıp kabanımı alıp üzerime giyindim.
Yaseminde kalkmış üzerine ceketini giyiniyordu, çantasını koluma takarken bana döndü.
"Bana geçelim mi?" Diye sordu.
Normalde olsa bu teklifini asla kırmazdım ama ciddi anlamda yorgundum.
"Malesef, yorgunum" diyerek teklifini reddettim.
Öne doğru dudak büzen yasemin, "Bende kalırsın" diye ısrar etti.
Çantamı alıp koluma taktım. "Gerçekten, bu seferlik beni affet" dedim.
Kafasını aşağı yukarı sallayarak beni onayladı.
İkimizde restorantın çıkışına doğru yürüdük. Restorantan çıktığımızda son bir kez birbirimize sarılıp vedalaştık. Yasemin kendi arabasına doğru ilerlerken bende kendi arabama doğru ilerledim.
Arabaya bindiğimde çantamı yan koltuğa bırakıp anahtarı takıp arabayı çalıştırdım. Restorantan çıkıp yola girmiştim.
Ana yolda arabayı sürüyordum. Yol çok uzun değildi ama uzundu, bir an önce eve varıp kendimi yatağıma atıp uyumak istiyordum. Az ileride bir trafik oluştuğunu gördüm. Ah, neden eve gidip uyumak istedim ki. İlla bir aksilik çıkacak. Trafiğin arasına girmiştim. Bu saate neyin trafiğiydi onu da anlamış değildim.
Arabalar hafiften de olsa ilerlemeye başlamıştı. Acaba kaza falan mı oldu diye geçirdim içimden, daha sonra arabalar tamamiyle hareket etmeye başladı. Biraz bekledim, yolun boşalmasını. Yol boşalınca gaza bastığım gibi yola koyuldum. Olabildiğince hızılı bir şekilde eve varmaya çalışıyordum. Gözümden artık uyku akıyordu. Evimin olduğu yola nihayetinde girebilmiştim. Bir kaç dakika sonra caddeye giriş yaptım. Evin sokağına girdim. Bahçenin önüne geldiğimde kapı otomatik olarak açıldı. Arabayı bahçeye girdiğimde parketim. Çantamı da alıp arabadan indim. Evin kapısına doğru adımlarımı attım. Kapının önüne gelince çantamdan anahtarı çıkardım, anahtarı deliğe takıp kapıyı açtığım sırada telefonum çaldı.
Kapının kolunu tutmayı bırakıp cantamdaki telefonumu aldım. Arayan Yasemindi.
Telefonu açıp kulağıma götürdüm, "Efendim yasemin"
"Acil sana attığım konuma polis ekibinden önce gel" dedi, daha ben ne olduğunu anlayıp sormadan telefonu kapadı, telefonu kulağımdan çektiğimde Yaseminden bir konum geldi. Açtığım evin kapısını geri kapadım ve anahtarı alıp arabaya doğru yürüdüm. Arabaya binip çalıştırdım. Bahçe kapısının önüne geldiğimde kapı açıldı ve bahçeden çıktım.
Saat gece yarısıydı, bu saate ne olmuş olabilirdi. Yaseminin bana attığı konumu açtım ve ona göre yola koyuldum.
Burası neredeyse şehrin dışında bir yerde kalıyordu, sanırım. Ve yol bana fazla uzaktı. Konumda yaklaşık 45 dakika gösteriyordu.
Bu saate ne olmuş olabilirdi ki. Yaseminin sesi ise tedirgindi.
Olabildiğince gaza bastım. Yaseminin attığı konuma nihayetinde varabilmiştim. Araba tenha bir sokağa vardığında, sağa saptım. Çıkmaz bir sokağa girdiğimde ileride Yasemin ve iki adamın olduğunu gördüm, onlar büyük bir ihtimalle yaseminin adamlarıydı. Arabayı durdurup indim. Yağmur yağmaya başlamıştı, ve gittikçe bastırıyordu.
Yaseminlerin olduğu yere vardığımda neyin etrafında durduklarını merak ettim. Yanlarına iyice yaklaştığımda iki adam geri çekildi.
Gördüğüm, yerde kanlar içinde yatan bir adamdı, yaklaşık olarak otuzlarının sonunda olan adam, göğsündeki kanlarla yerde yatıyordu. Kanı artık yere akmaya başlamıştı, üzerindeki kazağı fazlasıyla yırtık ve eskimişti, büyük ihtimalle kafasına taktığı şapkası yanına düşmüştü, altında bir pantolon vardı ama o da fazla eskiydi. Bir ayağında ayakabısı birinde ise yırtık çorabı vardı.
Suratı darp izleri ve kir içerisindeydi. Yasemin ben daha ona dönmeden açıklamaya başladı.
"Adam evsiz ve sokaklarda yaşıyor, göğsünden bir kurşun yemiş ve... Malesef ki ölmüş" dedi.
Yere eğilip adamın bileğinden mabzuna baktım, ölmüştü. Ama teni sıcaktı. Bu da adamın yakın bir vakitte öldüğünün göstergeydi.
Ama benim dikkatimi çeken, adamın kimsesiz ve evsiz olmasıydı, üstelik silahla öldürülmüştü...
&
Karanlık odada şöminesinin karşısındaki koltukta oturmuş adam, ikisinden bir yudum daha aldı. Arkasındaki sürgülü kapının açıldığına dair ses geldi, kafasını dahi çevirmeden kimin geldiğini anlamıştı.
Yanına gelen adam, diğer koltuğa oturdu ve elinde tuttuğu tableti içkisini yudumlayan adama uzattı. Tableti eline alan adamın dudakları ekranda gördüğü şeyle birlikte ukalaca iki yana kıvrıldı. Ekrana banarken yanındaki adama,
"Sence mesajım dedektife ulaşmışmıdır?" Diye sordu.
Adam kafasını aşağı yukarı salladı, "Şu an olay yerindedir" diyerek adama yanıt verdi.
Adam aldığı tatmin edici cevapla içkisinden bir yudum daha aldı.
Bölümü oylamayı ve bolca yorum yapmayı unutmayınnnnn
oy ve yorumlarınızı bekliyorum canlarım