Alisa'nın elleri titredi. İlaçlar halının üzerine dağılmıştı ama gözleri hâlâ cama kilitliydi. “Kim bu?” diye fısıldadı, sesi çatallıydı. Boğazı düğüm düğümdü. Bir adım geri attı, sonra bir adım daha. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Korku, şaşkınlık ve tarifsiz bir utanç arasında sıkıştı. Ve sonra... bastı kendini yere. Dizlerinin üzerine çöktü. Başını ellerinin arasına aldı. Ve… Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. İçinden taşan her şey, yıllardır tutmaya çalıştığı bütün çığlıklar o an döküldü dudaklarından. Sanki o mesaj tetik olmuştu. Sanki biri onu gerçekten görmüştü. Ama kimdi? Neden? Ne zamandır izliyordu? Tam o an... Telefonu yine titredi. Bilinmeyen Numara – 1 Yeni Mesaj > “Alisa. Ağlamayı kes…” > “Kıyamıyorum sana. Gerçekten. Ne zamandır böyle olduğunu bilmiyorum ama… böyle bitmemeli.” Gözyaşları daha da hızlandı. Bu sefer korkudan değil, dokunan birinin varlığından. Sesi titreyerek mırıldandı: “Sen… kimsin?” Ekrana baktı. Cevap yoktu. Ama bir şey emindi artık: Bu yabancı, yabancı değildi. Ve onun hayatını kurtarmıştı. ---
Alisa bir süre sessizce ağladı. Sanki yılların yükü bir anda göğsüne çökmüştü. Telefon hâlâ elindeydi ama o artık başka bir savaşın eşiğindeydi. Gözlerini ovuşturdu. Yavaşça eğildi. Halının üzerindeki ilaçlara baktı. Parmakları titreyerek bir tanesini aldı… sonra diğerini… Avuç içini yeniden doldurdu. Boğazı düğüm düğümdü. Kalbi hem hızla atıyor hem de atmamaya direniyordu. “Beni izliyorsun, öyle mi?” diye fısıldadı boşluğa. “İzle o zaman… Ne kadar kırıldığımı gör...” O an karar vermek üzereydi. Bardağın taşmasına bir damla kalmıştı. Telefon titredi. Bilinmeyen Numara – 1 Yeni Mesaj > “Alisa, son kez söylüyorum.” > “O ilaçları elinden bırak. Şimdi. Bu oyun değil. Eğer bırakmazsan, gelir alırım. Kapının önündeyim.” Gözleri büyüdü. “Ne?” diye mırıldandı. Kalbi göğsüne sığmadı artık. Yavaşça doğruldu. Avucundaki ilaçlara baktı… Bir de cama… Sonra tekrar mesaja. Parmakları yavaşça gevşedi. İlaçlar bir kez daha yere düştü. Ama bu sefer… kararlılıkla. Kapının zili çaldı.