Okulun içi kalabalıktı. Koridorlarda koşuşturan öğrenciler, sınıflarda dönen dedikodular, ve Alya’nın kafasındaki karmaşa… Her şey iç içeydi. Mert’le olan ilişkisi henüz resmîleşmişti ama etraftaki bakışlar, fısıltılar çoktan başlamıştı. Uraz, Alya’yla eskisi kadar konuşmuyordu artık. Konuşsa da… kelimeleri daha kısa, sesi daha soğuktu. Alya bunu fark ediyor ama üstüne gitmiyordu. Belki zamanla düzelirdi. Ama o gün… her şey değişti. • Koridorun köşesinde, kalabalığın içinde Mert’in yüksek sesi duyuldu: “Dedim ki, önümden çekil!” Birinci sınıftan bir çocuk, elindeki defterleri toplamaya çalışırken Mert onun üzerine eğildi. “Ağlamana gerek yok, küçük adam. Bu okulda herkes sırasını bilir.” Çocuk korkuyla başını eğdi. Alya hemen durdu. Yanına koştu. “Mert, ne yapıyorsun?!” Mert ona döndü, yüzündeki gülümseme hafif küçümseyiciydi. “Biraz öğretici oluyorum. Şımarık biri… biraz yerine oturmayı öğrenmeli.” Alya, gözlerini kısmıştı. “Bu, öğretmek değil. Bu, korkutmak. Ve sen… korkutuyorsun.” Kalabalık duraksadı. Uraz da birkaç metre ötede, duvarın kenarında duruyordu. Olanları sessizce izliyordu. Yumruğu cebinde sıkılıydı. Mert bir adım yaklaştı Alya’ya. “Seninle aynı fikirde değiliz, güzel sarışın. Ve biliyorsun, ben düşündüğüm şeyleri söylemeden duramam.” Alya bir adım geri çekildi ama gözünü kaçırmadı. “Ve ben de haksızlığa susamam. Uraz bile böyle bir şeyi yapmazdı.” Mert’in kaşları çatıldı. “Uraz mı? Yani o… soğuk heykel mi?” Sonra sesi alçaldı ama kelimeleri keskinleşti: “Sana bir sır vereyim mi? O çocuk seni o kadar uzun zamandır izliyor ki, nefesini bile sana göre ayarlıyor. Ama söylemeye bile cesareti yok. Çünkü seni kaybetmekten korkuyor.” Alya’nın yüzü dondu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. “Ne diyorsun sen…” “Senin hâlâ fark etmemiş olman mucize. Ama sorun değil,” dedi Mert, başını eğip gözlerinin içine bakarak. “Çünkü ben korkmuyorum.” • O sırada Uraz araya girdi. Sessizce yaklaşıp Mert’in yanına geldi. “Yeter.” Mert arkasına döndü. “Bak sen şu işe… Buz Prensi konuştu.” “Bu senin son uyarın. Onu rahat bırak.” Mert gülümsedi. “Yoksa ne olacak? Üzerime artistik dönüş mü atacaksın?” Uraz’ın gözleri ateş gibi parladı ama kendini tuttu. “Alya senden uzak durmalı.” Mert kıs kıs güldü. “Çünkü senin duyguların ortaya çıkacak diye mi korkuyorsun?” Alya bir adım geri çekildi. Gözleri dolmaya başlamıştı. “Ne oluyor burada?” dedi sesi titreyerek. İki çocuk birden ona döndü. O an… her şey ortaya dökülmüştü. Mert gözlerini devirdi. “Zaten duydu. Gizlemenin anlamı kalmadı.” Uraz sessizdi. Ellerini yumruk yapmıştı ama ağzından tek kelime çıkmıyordu. Alya’nın gözleri dolmuştu. “Sen… beni seviyor muydun, Uraz?” O sessiz kaldı. Bakışları yere düştü. “Ve sen,” dedi Alya, Mert’e dönerek, sesi çatallaşmıştı, “Benimle sadece Uraz’ı sinirlendirmek için mi çıktın?!” Mert sustu. Cevap vermedi. Ama cevapsızlık her şeydi. Alya, birkaç adım geri çekildi. “İkinize de inanamıyorum…” Ve arkasına döndü, koşarak uzaklaştı. Uraz onu çağırdı: “Alya! Lütfen dur!” Ama durmadı. Sınıfa kadar kimseyle konuşmadı. O gün derse girmedi. Hiç kimse onu göremedi. Ve o gece, hayatındaki iki en önemli erkek figür… birbirlerine dönüşü olmayan bir düşmanlıkla bakıyorlardı
Bölüm 5
Bölüm 5: Sessiz Çatlaklar
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.