Zeynep’in ayrılmasının ardından evde bir süreliğine huzur sağlanmış gibi görünüyordu, ama bu huzur, kırılgan bir cam gibi her an kırılabilir durumdaydı. Ayşe, çocuklarına daha fazla zaman ayırmaya çalışıyor, onların bu durumdan etkilenmemesi için elinden geleni yapıyordu. Ancak Mehmet’in eve geç gelmeleri, sık sık dışarıda olması ve gözlerindeki suçluluk, Ayşe’nin içini kemiriyordu.
Bir akşam, Ayşe çocukları yatırdıktan sonra, sessizce oturma odasında oturuyordu. Elinde bir fincan çay, düşüncelerine dalmışken kapının sesiyle irkildi. Mehmet eve dönmüştü, ama yüzündeki ifade onu endişelendirdi. Sessizce yanına yaklaştı. "Mehmet, konuşmamız lazım," dedi Ayşe, kararlı bir ses tonuyla.
Mehmet, başını eğerek oturdu. "Biliyorum Ayşe, ben... özür dilerim. Ama işler karışık," dedi, gözlerinde beliren yaşlarla.
Ayşe, kocasının gözlerine baktı. "Neden Mehmet? Neden bizi böyle zor bir duruma soktun? Çocuklarımıza bunu nasıl açıklayacağız?" dedi, sesi titreyerek.
Mehmet, derin bir nefes alarak, "Zeynep hamile," dedi. Ayşe'nin dünyası başına yıkılmıştı. Gözlerinden akan yaşları durduramıyordu. "Nasıl olur? Bunu bize nasıl yaparsın?" diye bağırdı.
Mehmet, çaresizce başını öne eğdi. "Ayşe, ben... hata yaptım. Ama Zeynep’in çocuğu benim de çocuğum. Ona bakmak zorundayım," dedi.
Ayşe, bu sözlerle daha da yıkıldı. "Bu eve geri dönmen için bir şans vermiştim. Ama sen... bunu da mahvettin," dedi.
Mehmet, Ayşe'nin ellerini tuttu. "Ayşe, seni ve çocuklarımızı seviyorum. Ama Zeynep ve çocuğu da benim sorumluluğum," dedi.
Ayşe, ellerini çekerek, "Bu işin bir çözümü yok Mehmet. Ya bizi seçersin ya da onu," dedi.
Mehmet, sessizce odadan çıktı. Ayşe, arkasından bakarken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Bu olay, Ayşe'nin güçlü durma kararlılığını daha da pekiştirmişti. Ama nasıl devam edeceğini bilemiyordu.
Ertesi gün, Ayşe, çocukları okula gönderdikten sonra annesiyle konuşmaya karar verdi. Annesi, geleneksel ve koruyucu biriydi, ama Ayşe'nin çaresizliği karşısında ona destek olacağına emindi. Annesinin evine vardığında, kapıyı çaldı ve annesi Gül Hanım kapıyı açtı. "Ayşe, ne oldu kızım? Neden ağlıyorsun?" diye sordu, endişeyle.
Ayşe, annesinin kollarına atılarak, "Anne, Mehmet... Zeynep hamile. Ne yapacağımı bilmiyorum," dedi, gözyaşlarıyla.
Gül Hanım, kızını teselli ederken, "Ayşe, güçlü olmalısın. Bu durumu birlikte aşacağız. Mehmet'e haddini bildireceğiz," dedi, kararlı bir sesle.
Gül Hanım, damadının yaptıklarına karşı son derece öfkeliydi ve Ayşe'yi bu durumdan kurtarmak için elinden geleni yapmaya kararlıydı. "Önce çocuklarını korumalısın. Sonra da Mehmet'e gereken dersi vermeliyiz," dedi.
Ayşe, annesinin desteğiyle biraz olsun rahatladı. Ancak, eve döndüğünde çocuklarına bu durumu nasıl açıklayacağını düşünmek zorundaydı. En büyük oğlu Ahmet, annesinin yaşadığı acıyı hissediyordu ve bir akşam yemek sırasında, "Anne, babam neden böyle davranıyor? Bizden uzaklaşıyor," dedi.
Ayşe, derin bir nefes alarak, "Ahmet, baban zor bir dönemden geçiyor. Ama biz güçlü bir aileyiz ve bu durumu birlikte aşacağız," dedi.
Ahmet, annesinin gözlerine baktı. "Anne, sana söz veriyorum. Seni ve kardeşlerimi koruyacağım," dedi, kararlı bir sesle.
Ayşe, oğlunun bu sözleriyle biraz olsun teselli buldu. Ama bilinci, ailenin geleceği konusunda hâlâ belirsizlik içindeydi. Mehmet, eve dönmeye devam etse de, Zeynep ve doğacak olan çocuklarıyla ilgili düşüncelerinden kurtulamıyordu.
Bir gece, Mehmet eve geç geldiğinde Ayşe, onunla son kez konuşmaya karar verdi. "Mehmet, bu durum böyle devam edemez. Çocuklarımın geleceği için bir karar vermelisin. Ya bu evde kalırsın ya da Zeynep'in yanına gidersin," dedi.
Mehmet, sessizce Ayşe'ye baktı. "Ayşe, ben iki kadını da kaybetmek istemiyorum. Ama anlıyorum ki bu mümkün değil," dedi.
Ayşe, gözlerinde yaşlarla, "Mehmet, biz bir aileyiz. Ama sen, bu aileyi parçaladın. Kararını ver ve bize ne olacağını söyle," dedi.
Mehmet, derin bir iç çekerek, "Ayşe, ben... Zeynep'in yanında olmalıyım. Onun çocuğuna bakmak zorundayım," dedi.
Ayşe, bu sözlerle yıkılmıştı. "O zaman git, Mehmet. Bu eve geri dönme," dedi, gözyaşlarıyla.
Mehmet, sessizce evden çıktı. Ayşe, arkasından bakarken içindeki acıyı bastırmaya çalışıyordu. Ama çocukları için güçlü kalmak zorundaydı. Onlar için bu durumu en az zararla atlatmak zorundaydı.