KIRIK YEMİN
6. Bölüm – Görünmeyen Bağ
Gece boyunca yağan yağmur sabaha karşı durmuştu.
İstanbul, gri bulutların arasından süzülen solgun güneşle uyanıyordu.
Kerem ise hiç uyumamıştı.
Masasının üzerinde iki şey duruyordu.
Eski fotoğraf...
Ve isimsiz zarf.
Defalarca aynı satırı okumuştu.
"Gerçek, bu altı kişinin verdiği yeminde saklı."
Ama zihnini meşgul eden artık fotoğraf değildi.
Duru'nun gece attığı telefondu.
İlk kez bir Sancaktar, onu uyarmak için aramıştı.
Telefon konuşması kısa sürmüştü ama Duru'nun sesindeki endişe yapmacık değildi.
Kerem bunu anlamıştı.
Tam o sırada kapısı çalındı.
"Asya?"
Asya elinde kahve kupasıyla içeri girdi.
"Yüzüne bakılırsa ya hiç uyumadın ya da bütün gece şirket satın aldın."
Kerem istemsizce gülümsedi.
"İlk seçenek."
Asya ağabeyinin karşısına oturdu.
"Ne oldu?"
Kerem kısa bir sessizlikten sonra fotoğrafı uzattı.
Asya dikkatlice inceledi.
"Gördüğüm kadarıyla annem, babam, Kaan Amca, Nermin Teyze ve Selim Amca..."
Bir anda sustu.
"Altıncı kişi kim?"
"Bilmiyorum."
Asya fotoğrafın arkasındaki yazıyı okudu.
Sonra ağabeyine baktı.
"Artık tek başına hareket etmeyeceksin."
Kerem kaşını kaldırdı.
"Bu bir teklif değil."
Asya'nın sesi ciddiydi.
"Birileri seni izliyorsa, bunu birlikte çözeceğiz."
Kerem cevap vermedi.
Küçüklüğünden beri Asya'nın inatçılığını bilirdi.
Vazgeçmeyecekti.
Aynı saatlerde...
Sancaktar Konağı'nın mutfağından taze çay kokusu yükseliyordu.
Nermin kahvaltıyı hazırlarken Duru içeri girdi.
Saçları hâlâ hafif nemliydi.
"Günaydın."
Nermin başını kaldırdı.
Kızını görünce gülümsedi.
"Gel."
Duru masaya oturdu.
İkisi bir süre sessizce kahvaltı yaptı.
Sonunda Nermin konuştu.
"Dün gece geç yattın."
Duru şaşırdı.
"Nereden anladın?"
"Anneyim."
Duru hafifçe gülümsedi.
"O kadar belli mi?"
Nermin uzanıp Duru'nun yanağına düşen bir saç telini kulağının arkasına itti.
O an...
Kalbi garip bir şekilde sıkıştı.
İçinden yükselen duygu o kadar güçlüydü ki, birkaç saniye boyunca gözlerini kızından ayıramadı.
"Sanki seni kaybetmekten yıllardır korkuyorum..."
Bu düşünce nereden gelmişti?
Kendisi bile bilmiyordu.
Duru annesinin dalıp gittiğini fark etti.
"Anne?"
Nermin irkilerek gülümsedi.
"Bir an seni ilk kez kucağıma aldığım günü düşündüm."
Duru da gülümsedi.
"Ben de seni çok seviyorum."
Nermin'in gözleri doldu.
Ama nedenini açıklayamadı.
Çünkü kalbinin derinliklerinde, adını koyamadığı bir eksiklik vardı.
Sanki yıllar önce bir şey elinden alınmış...
Ama ne olduğunu hiç hatırlayamamıştı.
Kahvaltının ardından Duru şirkete gitmek için hazırlanırken telefonu çaldı.
Ekranda Aylin Altunay yazıyordu.
Bir an ekrana baktı.
"Altunay..."
Nermin de ismi görünce şaşırdı.
"Niye arıyor?"
Duru omuz silkti.
"Bilmiyorum."
Aramayı açtı.
"Alo?"
Karşı taraftan her zamanki sakin ses geldi.
"Rahatsız etmiyorumdur umarım."
"Hayır."
"Dünkü toplantıda bazı evraklar yanlışlıkla bize geçmiş. Uygunsan onları sana teslim etmek isterim."
"Ben gelip alabilirim."
"Gerek yok."
Aylin kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
"Öğle yemeğinde buluşalım. Şirketler yerine tarafsız bir yerde."
Duru birkaç saniye düşündü.
"Olur."
Telefon kapandı.
Nermin'in aklı karışmıştı.
"Ne dedi?"
"Evrak verecekmiş."
Nermin başını salladı ama içinde garip bir huzursuzluk vardı.
Neden bilmiyordu.
Sadece...
Aylin'le Duru'nun karşılaşmasını düşündükçe kalbi sıkışıyordu.
Öğle vakti...
Sessiz bir kafede...
Aylin çoktan gelmişti.
Duru içeri girince ayağa kalktı.
İkisi ilk kez şirket dışında karşı karşıya geliyordu.
Resmiyet yoktu.
Toplantı yoktu.
Sadece iki kadın vardı.
"Hoş geldin."
"Teşekkür ederim."
Garson siparişleri aldıktan sonra kısa bir sessizlik oldu.
Aylin çantasından dosyayı çıkarıp Duru'ya uzattı.
"Aradığın evrak buydu."
"Teşekkür ederim."
Duru dosyayı açmadan çantasına koydu.
Aylin ise farkında olmadan Duru'yu izliyordu.
Konuşurken ellerini kullanışı...
Saçını kulağının arkasına atışı...
Gülümserken gözlerinin hafifçe kısılması...
Kalbi yine aynı şekilde sızladı.
"Bu kız..."
Neden bu kadar tanıdık geliyordu?
Tam o sırada Duru fincanını kaldırırken parmağı bardağın sıcak kenarına değdi.
"Ah..."
Fincanı elinden kayacak gibi oldu.
Aylin hiç düşünmeden uzanıp Duru'nun elini tuttu.
"Yandın mı?"
İkisi de bir an donup kaldı.
Duru, Aylin'in elindeki telaşı hissetmişti.
Bu, sıradan bir nezaket değildi.
İçgüdüsel bir koruma hissiydi.
Aylin de aynı şeyi fark etmişti.
Elini yavaşça geri çekti.
"Özür dilerim..."
Duru hafifçe gülümsedi.
"Önemli değil."
Ama ikisinin de aklı aynı sorudaydı.
Neden bu kadar tanıdık hissediyordu?
Aynı dakikalarda...
Altunay Holding'de...
Kerem toplantıdan çıkarken koridorda Nermin'le karşılaştı.
Nermin bugün bir vakıf projesi için şirkete gelmişti.
Kerem nazikçe başını eğdi.
"Hoş geldiniz."
Nermin gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Tam ayrılacaklardı ki Kerem'in telefonu yere düştü.
Eğilip almak isterken telefonun keskin köşesi avucunu çizdi.
İnce bir kan çizgisi oluştu.
"Ah..."
Kerem fark etmeden elini sıktı.
Nermin ise istemsizce bir adım öne çıktı.
"Bir dakika."
Çantasından mendil çıkarıp Kerem'in elini tuttu.
"Kanıyor."
Kerem şaşkınlıkla ona baktı.
Nermin'in yüzünde öyle derin bir endişe vardı ki...
Sanki yaralanan yabancı biri değil...
Kendi oğluydu.
Mendili yaraya bastırırken sesi titredi.
"Dikkat et kendine."
Kerem birkaç saniye konuşamadı.
Bu cümleyi...
En son çocukken annesinden duymuştu.
Nermin de ne yaptığını o an fark etti.
Elini hızla geri çekti.
"Affedersin..."
"İçgüdüsel davrandım."
Kerem hafifçe gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Nermin arkasını dönüp yürüdü.
Ama koridorun sonuna geldiğinde gözleri dolmuştu.
Kalbi durmadan aynı şeyi söylüyordu.
"Bu çocuğa bir şey olursa..."
Neden böyle hissettiğini bilmiyordu.
Ama bu duygu...
Yıllardır ilk kez bu kadar güçlüydü.
Nermin koridordan ayrıldıktan sonra Kerem birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Elindeki mendile baktı.
Bembeyaz kumaşın üzerinde birkaç damla kan vardı.
Asya, toplantı odasından çıkınca ağabeyinin dalgın hâlini fark etti.
"Ne oldu?"
Kerem elindeki mendili gösterdi.
"Nermin Hanım verdi."
Asya şaşkınlıkla baktı.
"Yaralandın mı?"
"Küçük bir çizik."
Asya mendili aldı.
"Nermin Hanım mı sardı?"
"Evet."
Kerem kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
"Garipti."
"Nasıl yani?"
"Bana... sanki yıllardır tanıyormuş gibi davrandı."
Asya gülümsedi.
"Belki de annelik içgüdüsüdür."
Kerem başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Bunu anlatamam."
"Yüzündeki ifade..."
"Sanki gerçekten korkmuştu."
Asya cevap vermedi.
Çünkü o da yıllardır annesi Aylin'in Duru'ya baktığında yüzünün neden değiştiğini anlamıyordu.
---
Aynı saatlerde...
Kafeden ayrılan Duru arabasına binmeden önce arkasına döndü.
Aylin hâlâ kapının önünde duruyordu.
Duru el salladı.
Aylin de aynı sıcaklıkla karşılık verdi.
Araba uzaklaşırken Aylin'in gözleri doldu.
Elini istemsizce kalbinin üzerine koydu.
"Neden..."
"Neden ona sarılmak istedim?"
Oysa Duru, düşmanı olduğu söylenen ailenin kızıydı.
Ama kalbi bunu kabul etmiyordu.
---
Akşam...
Altunay ve Sancaktar aileleri, aynı saatlerde farklı evlerde akşam yemeğine oturmuştu.
Altunay Konağı'nda sessizlik hâkimdi.
Mahir bir dosyaya bakıyor, Aylin ise neredeyse hiç konuşmuyordu.
Mahir sonunda başını kaldırdı.
"Bir şey oldu."
Bu soru değildi.
Bir tespitti.
Aylin gülümsemeye çalıştı.
"Yok."
"Yirmi üç yıldır seni tanıyorum."
Mahir dosyayı kapattı.
"Bir şey seni düşündürüyor."
Aylin birkaç saniye sustu.
Bugün Duru'yla geçirdiği yarım saati düşündü.
Onun gülüşünü...
Konuşurken gözlerinin parlayışını...
Ve elini tuttuğu o kısa anı...
"Bugün Duru'yla görüştüm."
Mahir'in bakışları sertleşti.
"Neden?"
"Evrak teslim ettim."
"Başka?"
Aylin gözlerini kaçırdı.
"Bilmem..."
"Garip hissettim."
Mahir kaşlarını çattı.
"Ne demek istiyorsun?"
Aylin cevap verirken sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.
"Onun canı yansa..."
"Benim de canım yanacakmış gibi hissettim."
Mahir bir anda dondu.
Yüzündeki ifadeyi gizlemeye çalıştı.
"Geçmişi sana hatırlatmıştır."
Belki de öyleydi.
Ama Aylin'in içi buna inanmıyordu.
---
Aynı anda...
Sancaktar Konağı'nda da benzer bir konuşma yaşanıyordu.
Kaan, Nermin'in dalgınlığını fark etmişti.
"Bugün şirkete gitmişsin."
"Evet."
"Nasıl geçti?"
Nermin kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
"Kerem'i gördüm."
Kaan'ın yüzü anında gerildi.
"Bir sorun mu çıkardı?"
"Hayır."
"Tam tersine..."
Nermin'in sesi yumuşadı.
"Eli kesildi."
Kaan aldırış etmeden omuz silkti.
"Şanssızlık."
Nermin eşine baktı.
"Kanıyordu."
Kaan bu kez başını kaldırdı.
"Sonra?"
"Dayanamadım."
"Mendille sardım."
Kaan'ın kaşları çatıldı.
"Nermin..."
"Yapamadım."
Nermin'in gözleri dolmuştu.
"Sanki..."
Boğazı düğümlendi.
"...sanki kendi çocuğum yaralanmış gibiydi."
Kaan bir an cevap veremedi.
Çünkü aynı duyguyu kendisi de yıllardır Asya'yı her gördüğünde hissediyordu.
Ama bunu hiç kimseye söylememişti.
Sadece derin bir nefes aldı.
"Bazen..."
dedi yavaşça.
"...kalp, aklın açıklayamadığı şeyleri hisseder."
Nermin ona uzun uzun baktı.
İkisi de aynı gerçeğin etrafında dolaşıyor...
Ama henüz ona dokunamıyordu.
---
O gece...
Şehrin başka bir köşesinde, karanlık bir odada bir adam masanın üzerine dört çocuk fotoğrafı bıraktı.
Fotoğrafların altında isimler yazıyordu:
Kerem.
Duru.
Demir.
Asya.
Adam elindeki kalemle dört ismi tek bir çemberin içine aldı.
Sonra alçak sesle konuştu.
"Yirmi üç yıl önce başladığımız oyun..."
Gözleri fotoğrafların üzerinde dolaştı.
"...artık sona yaklaşıyor."
Masanın üzerindeki eski dosyanın kapağında tek bir yazı vardı:
12 Eylül 2003 – Doğum Kayıtları
Adam dosyayı yavaşça açtı.
İlk sayfa görünmeden önce lambayı kapattı.
Oda yeniden karanlığa gömüldü.
---
6. Bölüm Sonu