İçeriğe geç

Kırık Yankılar

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Kırık Yankılar

Bölüm 2

Bölüm 2 - Yanıklar ve Küller

“Her yankı, geçmişin sessiz çığlığıdır.”Bu cümle hâlâ kafamın içinde dönüp duruyordu. Atlas orada, kalabalığın içinde kaybolmuş gibiydi… ama bir yandan sanki hâlâ bana bakıyordu. Gözlerimi ondan kaçırdım, çünkü ne hissettiğimi kendim bile anlayamıyordum. Birini tanımıyorsun ama seni tanıyormuş gibi hissediyorsun — işte o tuhaf boşluk, midemde bir ağırlık gibi.Zil çaldı. Koridor bir anda gürültüyle doldu. Öğrenciler birbirine sesleniyor, kitap ve çanta sesleri yankılanıyordu. Mert yanımda hafifçe gülümsedi.“Yine dalgına mı geldin?” diye fısıldadı.“Ah… sadece biraz,” dedim ve omuz silktim. Ama gözlerim Atlas’taydı; o da bir an bana baktı, sonra başını çevirdi.Teneffüste Mira yanıma geldi. “Atlas’la ilgili mi yine kafan karışık?” dedi alaycı bir gülümsemeyle.“Saçmalama…” dedim ama içim titriyordu. Mira başını salladı, gözlerinde bildiği alaycı ama sıcak bakış vardı. “Biliyorum, fark ettim,” dedi ve uzaklaştı.Öğle arası laboratuvar dersindeydik. Öğretmen grup seçiyordu ve kader yine gülümsedi: Atlas’la aynı gruptaydık. Masaya oturduğumuzda kalbim delicesine atıyordu. Deney sırasında ellerimiz yanlışlıkla değdi; bir elektrik çarpması gibi bir his geçti içimden. Atlas gözlerini kaçırdı ama sonra fısıldadı:“Bazı şeyleri kurcalamak tehlikelidir, Liva.”Sesi buz gibiydi, ama gözlerindeki derinlik bir şeyler anlatıyordu.Deney bitince Atlas, masanın üzerinde yanık izleri olan eski bir kolyeyi çıkardı. “Bunu buldum,” dedi sessizce.“Bu… benim mi?”Atlas başını salladı. “Yangında buldum. Ama o yangın… sadece bir yerde olmadı. İçimde de kaldı. Ve o gece bir ses duydum. Bir kızın sesi… adını söylüyordu: Liva.”Kalbim bir tuhaf oldu. Sanki zaman bizim için nefes almayı bırakmıştı. Gözlerimiz buluştu, ve içimde derin bir yankı hissettim. Geçmişin sessiz çığlıkları ve rüyaların gizemi birbirine karışıyordu.Akşam eve dönerken sokaklar sessizdi. Ayağımın altında kar eriyor, ıslak taşlar parlıyordu. Kafamın içinde binlerce soru vardı: Atlas ne biliyor? Bu kolye neden bana aitmiş gibi hissettiriyor? Ya o ses… gerçekten ben miydim?O gece rüya gördüm. Gri, sisli bir koridor… Yanık bir evin içinde yürüyordum. Tavan çökmüş, duvarlar kararmıştı. Yerde bir kolye duruyordu — aynısı Atlas’ın verdiği kolye. Tam elimi uzatırken bir ses çınladı:“Koş, Liva!”Arkamı döndüm ve alevlerin arasından bir siluet gördüm. Atlas’a benziyordu… ama daha genç, çocuk gibiydi. Sonra alevler büyüdü ve yüzü kayboldu. Çığlık duydum. Uyandığımda elim ter içindeydi. Masamın üstünde kolye duruyordu. Kapım kilitliydi ama oradaydı.Ertesi gün okulda Atlas yoktu. Mert ve Mira hemen fark etti.“Ne oldu? Dün gece bir şey mi yaşadın?” Mira sordu.“Dün gece… rüyamda bir şey gördüm ve kolye…”“Kolye mi?” Mert’in sesi heyecanlıydı. “Atlas sana bir şey mi verdi?”“Evet ama…” Cümlem yarıda kaldı. Sözler yetmezdi.Atlas sınıfa girdiğinde farklıydı. Yüzü solgundu, elleri sargılıydı. Yanına gittim, nefesim kesik.“Atlas… kolye…”Atlas duraksadı, sonra fısıldadı:“Liva… ben o kolyeyi sana vermedim.”“Ne demek istiyorsun? Dün cebindeydi!”“Evet ama bazı şeyler görünenden farklı…”İçimde bir ürperti hissettim. Sanki zaman bizim için nefes almayı bırakmıştı. Gözlerimiz buluştu ve her şey yavaşladı. Geçmişin yankıları, rüyaların gizemi ve okulun sırları bir araya geliyordu.O andan sonra her gün bir parça daha öğreniyor, her adımda gizemin içine çekiliyordum. Atlas ve ben… birbirimizi anlamaya çalışırken, aslında kendi geçmişimizi de keşfediyorduk.Yanıklar, bazen sadece ateşin değil, kaderin izidir.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.