Yemek salonundan çıktıktan sonra doğruca odasına gitmişti Kaelen. Dün den beri hiç uyuyamamıştı. Babası dün yıllarca uğruna savaştığı tahtı resmi olarak kardeşine devredeceğini söylemişti. Odanın köşesindeki çalışma masasına yürüdü. Masanın üstü planlar ve haritalarla doluydu. Yavaş yavaş her şeyini kaybettiğini hissediyordu. Yıllarca bir varis olarak yetiştirilmiş ona her fırsatta tahtın onun hakkı olduğu ve bun göre davranması gerektiği öğretilmişti. Askerleriyle birlikte her savaşta omuz omuza çarpışıp krallığı savunan oydu, halkın desteklediği ve istediği veliaht oydu. Sabah kahvaltıda babasının söyledikleri aklına geldi. Masada her zamanki yerine oturmuştu.
-Elian bundan sonra benim sol tarafımda sen oturacaksın varis olan sensin o zaman kralının sol tarafında da sen oturmalısın!
Kaelen öfkeyle masanın üzerindekileri eliyle yerlere savurdu. Ardından masayı devirdi, sandalyeyi kaptığı gibi karşısındaki duvara fırlattı. Sandalye çarpmanın şiddetiyle paramparça olmuştu. Kırık sandalye parçalarından biri sekerek yanağına çarpmış ufak bir çizik oluşturmuştu. Ama o bunu hiç umursamamıştı. Öfkeliydi herkeseydi bu öfkesi. Babasına, konseye, hemen taraf değiştiren o lortlara, hatta kardeşlerine bile... Ama en çok kendisine öfkeliydi. Tahttaki hakkını kaybedecek ne yaptığını bilmiyordu. Kimsede zahmet edip ona bir açıklamada bulunmamıştı.
Başını geriye atıp kahkahalarla gülmeye başladı. Gülüşü giderek şiddetlenmeye başladı. Yaşadıklarını düşündükçe daha çok gülüyordu tüm bu olanlar ona komik gelmeye başlamıştı. Komikti çünkü hayatı boyunca tahtı isteyip taht için savaşan oydu Elian' sa yıllardır hem tahtan hem de onun getirdiği sorumluluklardan kaçmıştı. Ama şimdi taht onun elinden alınıp Elian'a verilmişti. Yere çömelip oturdu. Şu iki günde yorulduğu kadar hiç bir savaş meydanın da yorulmadığını düşündü. Elini yavaşça yüzüne götürüp ince bir yol şeklinde kan sızan çiziğe dokundu. Odanın kapısının açıldığını duydu. Kapıdaki adamlara kimseyi istemediğini söylemişti oysaki. Başını kaldırıp kapıya baktı. Karşısında duran kişi uzun siyah bir pelerin giymiş pelerinin şapkasını yüzünü kapatacak şekilde takmıştı. Buna rağmen Kaelen onun kim olduğunu anlamıştı. Yorgun gözlerle ona baktı. Buraya gelmemesi gerekiyordu. Burada olması onu tehlikeye sokardı.
-Burada olmaman konusunda anlaşmıştık sanıyordum.
Pelerininin şapkasını yavaşça başında çıkardı. Şimdi uzun beyaza yakın sarı saçları ve adeta bir meleğinkine benzeyen yumuşak yüz hatları görünüyordu. Rengini bir okyanustan almış olan gözlerini Kaelen'in koyu kahvelerine dikti.
-Sen bu haldeyken uzak durabileceğimi sana düşündüren ne?
Kaelen dünden beri ilk kez gülümsemişti. Onun bu asi ve deli tavırlarını çok seviyordu.
-Ne varmış ki halimde?
Bunu derken yanına oturması için işaret etti. Karşısındaki bu işareti almıştı gidip Kaelenin yanına oturdu.
-Ben sadece benim yanımdayken uyumadığını düşünüyordum açıkçası hayal kırıklığına uğradım.
Sırf Kaelen'in birazcık ta olsa moralini düzeltmeye uğraşıyordu. İşe yaramıştı da aslında. Kaelen ufak bir kahkaha attı. Başını yanında ki kadının göğsüne yasladı.
-Seninle uykusuz geçirdiğim gecelere dönmek için neler vermezdim ki Nyse?
Kadının uzun sarı saçlarını kokusunu içine çekti. Sadece bu kadın yanındayken gerçekten nefes alabiliyor ve sadece Kaelen olabiliyordu.
(...)
Elian kahvaltıdan sonra doğruca kütüphaneye gitmeyi planlıyordu ama babasının onun için farklı planları vardı. Şimdi büyük salonda oturmuş halkın şikayetlerini dinliyordu. Babasına göre ileride kral olacaksa şimdiden halkın sorunlarını dinlemeye alışmalıydı.
"Ben Kaelen değilim, yıllarca taht için yetiştirilen o!"
Demek istemişti ama yine her zamanki gibi susup kabullenmişti. Kaelen ne yapıyordu acaba? Sabah kahvaltıda olanlar yüzünden kendini suçluyordu Elian. Aslında Kaelen'in veliaht prens konumundan alınması ve diğer şeyler içinde kendini suçluyordu. Saraydaki eski konumundan ve yerinden memnundu saraydaki herkes onun tahtı istemediğini biliyordu acaba abisi de biliyor muydu? Elian abisini severdi pek belli etmese de abisinin de onu sevdiğini biliyordu. Küçükken geçirdiği bir hastalığı hatırladı. Kimse onun kurtulacağını düşünmüyordu hatta sonradan öğrendiğine göre şifacıların üstadı krala açıkça yaşadığı her saniye daha çok acı çekiyor onun acısını sonsuza kadar dindirerek ona en büyük iyiliği yaparsınız diyerek öldürmeyi teklif etmiş. Onun yaşayacağına inanan bir tek abisi ve Lysara'dı. Üstadın bu teklifini öğrenince ikisi de babasına yalvarmışlar böyle bir şey yapmaması için en sonunda Kral veliaht prensinin isteğini kırmamış. Ama bu na rağmen Kaelen ve Lysara günlerce odasının kapısının önünde uyumuş başından bir saniye ayrılmamışlar. Hatta Seraphien 'in anlattığına göre odaya giren her şifacının başında bekliyorlarmış kardeşlerine zarar veriyor mu diye. Zaten Elian iyileştikten sonra kimse bir daha o ikisini o kadar yakın görmemişler. Kaelen'in veliaht prens olduğu için dersleri kaldığı yerden daha yoğun şekilde devam etmeye başlamış, Lysara ise tekrar görünmez biri olmuştu .Sonuçta biri veliaht prensti diğeriyse kimsenin önemsemediği prenses. Elian abisini sevdiği kadar Lysara'yı da seviyordu. Aralarında 1 yaş olmasına rağmen ona asla abla demezdi ve Lysara' nın yıllarca görmezden gelindiğinin farkındaydı ve o bu anlarda ablasının yanında olmaya çalışıyordu. Ablası da aynı şeyi kendisi için yapıyordu. Bu sabah kahvaltıda güven vermeye çalışan gülümsemesini görmüştü Elian.
-Bu konu da ne düşünüyorsunuz majesteleri?
Baş danışmanını sözleriyle düşüncelerinden sıyrıldı.
-Kalanlarıyla neden siz ilgilenmiyorsunuz?
diyip büyük salonu terk etti. Doğruca sığınağına, kütüphanesine gitti.
(...)
Koridorlar her zamanki gibi sessiz görünüyordu. Adım attıkça ayak sesleri yankılanıyordu. Kaelen'in yemek odasından çıkmasının ardından herkes sırayla farklı sebepler sunarak dışarı çıkmıştı. Lysara koridorda iki hizmetçi kızın konuştuğunu duydu. arkaları Lysara'ya dönük olduğundan onu görmemişlerdi.
-Veliaht artık prens Elian
Diğer hizmetçi koridora şöyle bir bakış attı ama Lysara'yı görememişti.
-Evet dün sabah değişti.
adımlarını yavaşlatarak konuşmaları daha iyi duymaya çalıştı.
-Peki Kaelen 'i gördün mü?
diye sordu ilk hizmetçi çekinerek.
diğeri kısa bir an sustu ardından devam etti.
-Odasındaymış. Kimseyi odasında istemiyormuş muhafızları bile yaklaştırmıyormuş.
Lysara'nın gözleri kısa bir an koridorun sonunda takıldı. Orada Kaelen'in odası vardı. Sanki koridor giderek daralmıştı. Odaları aynı koridorda olmasına rağmen çoğu zaman bir birlerini görmezlerdi bile.
-Bir gece de her şey değişti.
diye konuşmaya devam etti ilk konuşan kız. Lysara daha fazla dinlemedi zaten konuşmanın nereye gideceğini az çok tahmin ediyordu. Adımları istemeden Kaelen'in odasına doğru gitmeye başladı. Kapının önüne gelince durdu. Eli kapı kolu üzerinde kalmıştı. girmeli miydi yoksa bırakıp gitmeli miydi bilmiyordu. İçeriden hiç ses gelmiyordu, bu sessizlik içeri girmesini mi yoksa gitmesini mi söylüyordu bundan emin değildi. Orada öyle ne kadar kaldığını bilmiyordu. En sonunda elini kapı kolundan çekti onu şu an da yalnız bırakmanın en iyisi olduğunu düşündü. Kapıdan uzaklaşıp yürümeye başlamıştı ki içeriden gelen sesle olduğu yerde kaldı. Lysara içeride ne olduğunu az çok tahmin edebiliyordu. Ardından şiddetli bir kahkaha duydu. Ama bu kahkahanın yaralı bir gülüş olduğunu fark etmişti.
Adeta sesin sahibi acısını gülerek dışa vuruyordu.
Lysara odasına doğru yürüdü. Kendisini odasına vardığında doğruca kendini odanın küçük balkonuna attı. Yüzüne çarpan rüzgar saçlarının savrulmasına neden oluyordu. Gözlerini gökyüzüne dikti. Yağmur yağacaktı.
"Sıcak bir duşa ihtiyacım var."
diye düşünerek odasına girdi. Doğruca banyoya yürüdü, yavaş yavaş üstündeki bütün kıyafetlerden kurtulup kendini sıcak su dolu küvete bıraktı. Aklı şu iki günde yaşananlardaydı.
-Bir gün de her şey değişti...
hizmetçi kızın söylediği sözleri tekrar etti. Bir şeyler yanlıştı. Yıllarca varis olarak yetiştirilen Kaelen'di peki neden bir anda her kes fikrini değiştirmişti. Evet hiç bir zaman sadece Kaelen'in tahtta hakkı olmasına karşı çıkmıştı ama şimdi anlamadığı bazı şeyler vardı. Elian'ın varis ilan edilmesiyle Kaelen her şeyini kaybediyordu. Bunu bu sabah kahvaltıda da fark etmişti. Ama insanların bu kadar çabuk taraf değiştirebilmesi onu bile şaşırtmıştı.
"Bir tarafta elinden her şey alınan Kaelen var."
diye düşündü.
"Diğer taraftaysa her zaman yok sayılıp hiç bir şey verilmeyen ben..."
Acaba bunlardan hangisi daha zordu. Yaşarken her kes tarafından sanki hiç yokmuş gibi muamele görüp önüne engeller koyulması mı yoksa önce her şeye sahip olman sağlanıp sonra her şeyinin elinden alınması mı?
