"Uyanın millet, bir sorunumuz var! Herkes uyansın!"
Snecko elindeki çanı çalıp sabahın erken saatlerinde barda koşuşturuyordu, önemli bir şey gördüğü kesindi. Gözcülük işi ona ayrılırdı ve genelde işini iyi yapardı, etrafı gözlemek ona berbat şakalar bulmak için ayrıca zaman tanıyordu.
Snecko bağırıyordu : "Uyansanıza! Buraya doğru gelen bir at var ve bunun bir kraliyet atı olduğuna eminim"
Snecko telaşlıca Bo'yu uyandırmaya gitti, gördüğü kraliyet atından ve buraya gelen kişiden bahsedince Bo ile berbaer herkesi uyandırdılar.
Bo herkesi toplayıp kendinden emin bir tavırla konuştu : "Tamam millet, bu sadece bir kişi ve barizce buraya geliyor. Sakin ve sessiz olun ben ilgilenirim."
Herkes kabul edip bir tarafa saklandı ama Violet kapının arkasında durmakta ısrarcıydı. At kişneme sesleri hemen sonrasında da kapı tıklaması duyuldu, Bo tereddüt etmeden kapıyı açtı ve aynı anda dışarıya doğru yumruğunu salladı :
"Kellemizi almaya geldiysen- ha? Alice?"
Gelen prenses Alice'den başkası değildi, yüzünü ve başını örtmüştü ayrıca ağladığı çok belli oluyordu, korkmuş gibi görünüyordu, herkes şaşkınca bakarken Lilith kapıya atladı ve Bo'yu geri çekerek prensese sarıldı :
"Ah Alice, iyi misin? İçeri gir hemen çok kötü görünüyorsun."
Alice bir şey diyemedi, herkes prensesle beraberken Bo'nun talimatı üzerine Fran ve Eliot prensesin gelirken kullandığı atı ve etrafını gözlemlemek için çıktılar, Sadece beyaz güçlü bir kraliyet atı vardı ve ne yolculuk ne de savaş için hazırlanmamış olduğu belliydi, her şeyin temiz olduğunu ve endişelenecek bir şey olmadığını görür görmez Fran ve Eliot bara döndüler. Aynı zamanda Lilith Alice'e koluyla destek olup onu büyük masanın başındaki sandalyeye oturttu. Herkes etrafında toplanmışken Alice göz yaşlarını silip rahat soluk almaya başlayınca söze başladı :
"Ben öncelikle gerçekten teşekkür ederim. Gözümü açtınız, son birkaç gündür babamı gözlüyordum ve... Çok korkunç şeyler yapmış. Meğer yaptıkları açıkça ortadaymış ama ben olanları görmek için çok körmüşüm. Adeta travma yaşadım..."
Alice babasının nasıl kötülükler yaptığından ve bunları daha önce fark etmediği için ne kadar üzgün olduğundan bahsediyordu. Duraksayarak konuşurken yüzünden tüm korkusu okunuyordu.
Lilith Alice'in yanında oturmuştu, Alice'i böyle görmek hoşuna gitmeduğinden Alice'in bir elini sıkıca tutmuş onu desteklemeye çalışıyordu : "Demek sonunda gerçekten gördün ha? Yine de bunu düşünüp kendini suçlama prenses, hiçbiri senin suçun değil."
Snecko araya girdi : "Peki burayı nasıl buldun? Eliot yol boyunca baygın olduğunu söyledi."
Alice : "Aslında birkaç dakikada ayılmıştım ama bayılmış taklidi yaptım, yolu izleyip aklımda tutmak sizi yakalamak için bir fırsat olur diye düşünmüştüm ama bir kez olsun size güvenmek istedim ve gizli barınızdan kimseye söz etmedim, evet siz haklıydınız, özür dilerim... Babam hakkında çok şey öğrendim ama en kötüleri şunlar : Kardeşlerimi taht sevdası için öldürüp ölümcül bir hastalığı bahane etmesi, yalandan olaylar yaratıp kendisini kahraman gibi göstermesi, kendisini sevmediğini fark ettiği köylülerin mallarına el koyup en kötü ve zor işlerde çalıştırması..." Alice laf arasında ağlamaya başlayınca devam edemedi : "Ü-üzgünüm"
Birkaç saniyelik sessizlik sonrası ağlamaklı bir sesle gibi devam etti :
"Kral Alexandr artık hepinizin olduğu kadar benim de düşmanımdır."
Lilith Alice'e başını omzuna koyabileceğini gösterecek bir işaret yaptı, Alice bu anı bekliyormuş gibi kafasını Lilith'in omzuna koydu. Gözyaşları Lilith'in kıyafetini damla damla ıslatıyordu. Herkes yas tutar gibi sessiz kalsa da bu Bo'nun hoşuna gitmemişti.
Bo güler yüzlülükle yumuşatmaya çalıştı ve prensesin sırtını sıvazlayarak konuştu: "Üzülme genç hanım, seni aramıza kabul etmekten mutluluk duyarız."
Alice başından beridir takındığı üzgün halinden kısmen çıkıvermişti, en azından kabul edilmeme kaygıları son bulduğu için acı da olsa biraz gülümseyebiliyordu. Bo'ya teşekkür edip sarıldı ve hepsine birden teşekkür etti. Sonra başından beridir üstüne bakıp duran Dina konuştu :
"Tatlım peki neden perişan haldesin? Bulduğun ilk ata atlayıp gelmiş gibisin, hem de bu yolculuğa uygun olmayan prenses kıyafetiyle"
Prenses etrafına baktı, tekrar ağlayacak gibi oldu. Bunca insan onu hemen kabullenip affetmişti ve iyi davranıyorlardı, duygusal prenses derin bir nefes alırken tekrar gözleri Lilith'e ilişti, Lilith Alice'e bakışlarıyla güven veriyordu. Alice toparlanıp söze girerken gözlerini Lilith'ten kaçırdı :
"Ben şey, babama meydan okudum... Ona karşı çıktım."
Arkadan hafif bir kıkırdama sesi gelince herkes oraya döndü ve elleriyle ağzını kapatmış gülmemeye çalışan Snecko'ya kınayıcı gözlerle baktılar. Snecko dayanamayıp kahkaha attı :
"AHAHAHAHAHAHHAAA Alexandr'a meydan okumuş, ah hayır ben gülmeden dinleyemem, Dina bana sonradan anlat olur mu?" diyip odasına çekilirken, Alice bozmadan devam etti :
"Babamın haksızlıkları hakkında belgeler buldum ve söylediği yalanları açığa çıkardım. Amacım babamın halkından özür dilemesini sağlamaktı fakat bunu denediğim saniyede babam beni hain ilan edip idam cezası verdi, neyse ki kaçabildim. Olay şöyle oldu: babamın askerleri üzerime gelmeye başlayınca kaçmaya başladım ve kalede beni korumakla görevli askerler ve beni seven şövalyeler diğerlerini tuttu, cariyeler ve hizmetçiler de benim tarafımdaydı ve diğerleri oyalarken bir kısmı benimle beraber kılık değiştirip atlara bindiler, herkes rastgele atlara binip rastgele yerlere sürünce, yüzümüzü ve başımızı da kapatınca kimseyi tanıyamadılar ve benim peşime düşen olmadı, gelebileceğim tek yer burasıydı."
Violet son kısmı sırıtarak dinledi, planı beğendiği yüzünden belli oluyordu : "Güzel planmış, iyi düşünmüşler. Kralı devirmek konusunda düşünen var mıymış bir gün sormaya gidelim."
Alice rahatlamış görünüyordu, derin derin nefes alıyor ve hafif hafif gülümsüyordu, Lilith prensesin bu halini görünce fırsat yakalamış gibi ayağa kalktı :
"Eh prenses, artık bizimlesin ha? Kalacak bir odaya ihtiyaç duyacaksın gibi, vee sanırım sadece benim odamda yer var, şansa bak!"
Violet şaşkınlıkla baktı : "Lilith biz aynı odada kalıyo-"
Violet cümlesini bitiremeden Lilith'in alttan uzattığı birkaç gümüş lirayı cebine attı :
"Ah evet, iyi fikirmiş ben de Alvin'i özlemiştim zaten, canım kardeşimle uyurum artık."
Alvin bu fikirden pek hoşlanmamış gibi olsa da sessiz kalıp öylece ablasına bakmakla yetindi. Lilith paraları düşünmeden uzatmıştı ve işe yaramasına sevinmişti, Alice'e dönerek heyecanlı şekilde devam etti :
"Evet sanırım oda arkadaşı olduk prenses!"
Alice de heyacanlanmıştı, babasına öyle bir nefret besliyordu ki buradaki herkesi dostu gibi görmeye başlamıştı, özellikle Lilith'i. Lilith için böylesine değerli biri olmak onu mutlu ediyordu, Lilith'leyken mutlu olacağını hissediyordu, tüm bu düşünceler kafasında dolaşırken karşılık verdi :
"Evet aynı odayı paylaşmaya sabırsızlanıyorum!"
Alice ve Lilith ikilisinin arasındaki yakınlaşma herkesin dikkatini çekmişti, biraz sonra Gucket çıkageldi :
"Şu salak Eliot nerde ha? Odunları bekliyorum saatlerdir yemek yapamadım!"
Gucket prensesi görünce şok olmuştu, önce ağzı açık kalan Gucket kendini toparlayıp sordu :
"Prensesi yine mi kaçırdınız yahu?"
Bunun üzerine herkes güldü, Snecko'nun gülme sesi odasından duyuluyordu, Gucket neye güldüklerini anlamadan yanlarına yaklaştı.
Prenses olayı açıkladı : "Hayır Gucket bu kez ben isteğimle geldim, sizi çok özledim diyelim!"
Alice bunu söylerken Lilith her zamanki gibi gururla onu izliyordu, Alice kafasını çevirince Lilith biraz kızardı ama bakışını bozmadı. Ardından Gucket Eliot'u kulağından çekerek yakaladı ve yemeği yapmakta yardım için götürdü, biraz daha konuşma sonrası yemek hazırdı. Bu kez sofraya prenses de oturmuştu ve bir tabak fazladan vardı.
Gucket :
"Eee Alice, kraliyet aşçıları kadar iyi yapıyor muyum sence?"
Yaşlı gözleri uzağı görmediğinden prensesin henüz tabağına dokunmadığını bilmiyordu. Prenses iğrendiğini belli etmemeye çalışarak sordu :
"Bu yemekte... Ne var acaba?"
Snecko nadiren yaptığı ciddi görünüşünü aldı ve konuştu :
"Bunda insan parçaları var, ah bak sana kalın bağırsağı gelmiş!"
Prenses inanmamıştı ama daha da iğrendi, ne de olsa yemeye başlayacak gibi görünmüyordu, Lilith söze girdi :
"Evet prensese şu 'insan parçalarından' yedirmesek iyi olur. Gel Alice sana odanı göstereyim."
Gucket itiraz etti : "Nereye yahu? Daha Alice bir şey yemedi ki, şu Snecko'ya mı inandınız yoksa? Size denizin nimetlerini pişirdim ben, siz dinlemeyin siz bu şaklabanı!"
Gucket söylenirken tabağını havaya kaldırarak yemeğinin yenmemesinin ne kadar zoruna gittiğini gösteriyordu ama prenses için tolerans gösterip masadan kalkmalarına daha fazla sesini çıkarmadı.
Lilith sakince cevapladı : "Merak etme ihtiyar biz doyduk, hem prenses yolculuk sonrası yorulmuş, odasında yatmak istedi."
Böylece Lilith Alice'i elinden tutarak odasına götürdü, Violet'in eşyalarını çabucak sakladı ve söze girdi :
"Bugünkü yemeği pek beğenmedin sanki ha?
Alice yüzünü ekşitti : "Ben, şey... Kalede farklı şeyler yeriz biz."
Lilith sırıttı : "Ah merak etme, buranın yemeği bana isyancı olmayı gerçekten isteyip istemediğimi sorgulatıyordu başlarda, artık hem başka seçeneğim yok hem de yemeklere alıştım, sen de alışırsın."
Lilith yatağının kenarından buruşuk bir paket çıkarıp açtı ve içindekileri Alice'e gösterdi:
"Bak, bunlar Margeret'ın kurabiyeleri, tatları harikadır, şimdilik seni tok tutar ama zamanla buranın yemeklerine de alışman gerekecek."
Alice bir an düşündü; Violet, Fran, Snecko, Dina... Margeret'ı ilk defa duyduğuna emindi :
"Margeret da sizden biri mi? Sanırım o burada değil?"
Lilith : "Onlar burada kalmaz, yani Mulan ve Margeret'tan bahsediyorum. Margeret oldukça tuhaf ama bazen şaşırtıcı biri, Mulan da oldukça normal ve sıkıcı biri ama birbirlerini tamamlamaları çok hoş ve birbirlerini çok seviyorlar. Onlar daha çok gezgin gibiler diyelim. İsyancılar arasında bilgi ve mal akışı da lazım değil mi?"
Alice : "Kulağa çok hoş geliyor... İnsanın kendisini tamamlayacak birini bulması şey, güzel bir şey tabi!"
Söylerken kurabiyelerle karnını doyurmaya başlamıştı, ağzındaki kurabiyeyi bitirince konuştu :
"Vay be, tatları epey iyi! Margeret epey becerikli olmalı! En azından Gucket'tan daha becerikli."
Buna beraber güldüler ve kurabiyeleri yemeye devam ettiler, Lilith Alice'e bakmaktan kendini alamıyordu, gözlerini kaçırmaya çalışsa da bu ona prensesi görmeyi ne kadar sevdiğini hatırlatıyordu, Alice dayanamayıp sordu :
"Şey, Lilith neden bana öyle bakıp duruyorsun? Yani şey, hoşuma gidiyor ama sebebini bir türlü anlamadım."
Lilith duyunca afallamış gibi oldu, erkenden belli etmişti, hemen bir bahane bulmaya çalışırken panikleyerek konuştu :
"Şey, saçların Alice! Saçların çok güzel görünüyor evet, sarışın insanları hep beğenmişimdir."
Alice buna sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi ve son kurabiyesini yedi.
Alice : "Çok naziksin Lilith, senin siyah saçların da en az benimkiler kadar hoş görünüyor."
Konuşmaları kısa süreliğine aksadıktan sonra Lilith düşünceli bir şekilde sordu :
"Alice, babanın ölmesini ister miydin?"
Alice affaladı, bunu ilk defa düşünüyordu, moralinin bozulduğu kesindi, Lilith sorduğuna pişman olmak üzereyken Alice cevapladı :
"Şey, evet... O bunu hak ediyor. Zaten kendisi beni öldürmek istiyor, ve de birçok masumu..."
Lilith Alice'i üzgün görünce, Alice'in sağ elini iki elinin arasına alarak yatıştırmaya çalıştı :
"Merak etme, sen gözlerini açtın, halkı uyandıracak ve şövalyeleri ayaklandıracak gücün var. Beraber özgürlüğe kavuşucaz, inan bana bu ne kadar uzun sürerse sürsün, seninle beklemek bile keyifli olacak."
Alice kızarmıştı, bu samimiyet fazla gelmeye başlıyordu ama aynı zamanda çok hoşuna gidiyordu. Alice'i böyle görünce Lilith de kızarmıştı, Lilith konuyu değiştirme gereği duydu :
"Şey, çok geç oldu prenses, sana bir gecelik vereyim de üstünü değiştir, sonra uyuyalım artık."
Alice başıyla onayladı, Lilith'in verdiği kıyafetler ona tam oluyordu, birazcık uzun olmalarını saymazsak tabii. Kendi üstünde mavi bir elbise vardı ve genellikle açık renkli giymeyi severdi ama Lilith'in giyim tarzının farklı olduğu belliydi. Lilith'in gösterdiği kıyafetlerden kahverengi birini alıp giyindi, bu sırada Lilith başını çevirdi. Alice giyinince kapı çalındı ve Violet eşyalarını almak için geldi.
Violet : "Lilith, sana ödünç verdiğim kıyafetleri almaya geldim, siz bana takılmayın."
Violet birçok kıyafet ve aksesuar almıştı, bunun üstüne Alice olayı biraz anlamıştı.
Alice gülerek : "Sanırım biraz fazla ödünç almışsın."
Lilith Alice'e olan ilgisinin hemen fark edilmesini istemiyordu, gülümseyerek omuz silkmekle yetindi. Violet çıkınca ikisinin de uykusunun geldiği belliydi, hava iyice kararmıştı.
Alice : "Lilith, her şey için teşekkürler, lütfen bunları bir teşekkür olarak kabul et"
Alice bunları söylerken gelirken atı dışında getirdiği tek şey olan çantasından birkaç altın para çıkardı, Lilith neredeyse kahkaha atıyordu :
"Hahahahah, ah hayır prenses deneme bile, ah üzgünüm bu çok komikti. Gerçekten bir şey ödemene gerek var mı sandın? Geri yerine koy onları."
Alice diretiyordu : "En azından kira olarak kabul et!"
Lilith : "Ahh Alice, hiç gerek yok canım sen uyumana bak. Hiç değilse bunu Snecko'nun yanında yapmadın, en az bir hafta dalga geçerdi!"
Konuşma sonlanınca Lilith ve Alice birbirlerine iyi geceler dileyip yataklarına gittiler, Lilith ranzada yukarıdaki yatakta yatacaktı ama uyumak yerine Alice'in uyumasını beklemiş ve Alice uyuyunca kalkıp resim yaptığı büyük kağıdı çıkarmıştı. Eski çiziminin yanına birini daha ekleme vaktinin geldiğini düşünerek işe koyuldu, yorgun haline rağmen parmaklarını zorlayıp çizimine devam etti, çok geçmeden bitirip yatağına dönüp uyudu.


