İçeriğe geç

Kırık Suskunluk

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kırık Suskunluk

Bölüm 2

Bölüm 2 (Karşılaşma)

Sabahın serinliği yüzüme çarpıyordu.

Adımlarımı hızlandırarak kafeye doğru yürüdüm.

Normalde evden çıkmadan önce aynanın karşısına geçer, yüzümdeki morlukları kalın kapatıcıyla gizlerdim.

Ama bugün…

Buna vaktim olmamıştı.

Sol gözümün etrafındaki morluk bütün belirginliğiyle ortadaydı.

Alt dudağımdaki küçük yara hâlâ kanıyordu.

Yoldan geçen insanlar bana bakıyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlardı.

Belki gerçekten görmüyorlardı.

Belki de görmek istemiyorlardı.

Kafenin kapısından içeri girer girmez patronum beni fark etti.

Patron:
“İsabella.”

Hemen yanına gittim.

Patron:
“İki dakika geç kaldın.”

Başımı eğdim.

İsabella:
“Özür dilerim.”

Patron:
“Bir daha olmasın.”

İsabella:
“Olmayacak.”

Tam önlüğümü giyecektim ki…

Kafenin önünde siyah bir sedan durdu.

İstemsizce başımı kaldırdım.

Arabanın kapısı yavaşça açıldı.

İçinden inen adamı gördüğüm an nefesim kesildi.

Ethan.

Eski kocam.

Aylar sonra onu ilk kez görüyordum.

Üzerindeki siyah takım elbise kusursuzdu.

Saçları her zamanki gibi düzgündü.

Ama yüzündeki ifade…

Eskisinden farklıydı.

Yorgun görünüyordu.

Ethan beni gördüğü anda olduğu yerde durdu.

Bakışları üzerimde dolaştı.

Önce gözlerime…

Sonra yanağıma…

Sonra dudağımdaki yaraya.

Bir anda yüzündeki bütün ifade değişti.

Çenesi sıkıldı.

Elleri yumruk oldu.

Patron da Ethan’ı fark etmişti.

Birkaç saniye ikimize baktı.

Sonra sessizce geri çekildi.

Patron:
“Sizi… yalnız bırakayım.”

İçeri girdi.

Şimdi kaldırımda sadece ikimiz vardık.

Ethan ağır adımlarla bana doğru yürüdü.

Aramızda yalnızca birkaç adım kalınca durdu.

Sessizlik garipti.

Aylar önce boşandığım adam tam karşımdaydı.

Ve ilk kez bana gerçekten bakıyordu.

Ethan:
“İsabella.”

Sesini duymayalı uzun zaman olmuştu.

Başımı kaldırmaya cesaret edemedim.

Ethan:
“Yüzüne ne oldu?”

Yutkundum.

İsabella:
“Önemli bir şey değil.”

Ethan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra hafifçe başını iki yana salladı.

Ethan:
“Buna inanmamı bekleme.”

Bir adım daha attı.

Aramızdaki mesafe neredeyse tamamen kapanmıştı.

Üzerindeki odunsu parfümü hissedebiliyordum.

Bir zamanlar o kokuya alışmıştım.

Şimdi ise yabancı geliyordu.

Bakışları yüzümden ayrılmıyordu.

Ethan:
“Bunu kim yaptı?”

Başımı eğdim.

İsabella:
“Kimse.”

Bir an duraksadım.

İsabella:
“Sadece kapıya çarptım.”

Ethan alay eder gibi kısa bir nefes verdi.

Ama gülmüyordu.

Ethan:
“Kapıya mı?”

Gözlerini moraran yüzümden ayırmadan konuşmaya devam etti.

Ethan:
“Yumruk izine benzeyen bir kapı olmalı.”

Cevap vermedim.

İşe geç kalıyordum.

Hem…

Bu konuşmanın daha fazla uzamasını istemiyordum.

İsabella:
“İçeri girmem gerekiyor.”

Yanından geçmeye çalıştım.

Tam o sırada eli bileğime dokundu.

Sert değildi.

Ama gitmeme de izin vermiyordu.

Yavaşça yüzüme baktı.

Sanki ilk kez gerçekten görüyormuş gibi.

Ethan:
“Bana yalan söyleme.”

Sesindeki sakinlik beni daha çok korkutuyordu.

Ethan:
“Sen hiçbir zaman iyi bir yalancı olmadın.”

Gözlerimi kaçırdım.

Konuşacak gücüm yoktu.

Neyse ki içeriden patronumun sesi duyuldu.

Patron:
“İsabella!”

Bu fırsatı kaçırmadım.

Kolumu Ethan’ın elinden kurtarıp içeri girdim.

Arkamı dönmedim.

Ama onun hâlâ arkamdan baktığını hissedebiliyordum.

Kafenin içi kahve kokuyordu.

Tezgâhın arkasına geçip çalışmaya başladım.

Bir süre sonra kapının açılma sesi geldi.

Başımı kaldırınca Ethan’ın içeri girdiğini gördüm.

Sessizce pencere kenarındaki masaya oturdu.

Garson:
“Ne alırsınız efendim?”

Ethan:
“Sade kahve.”

Hepsi buydu.

Telefonunu çıkarmadı.

Gazete okumadı.

Kimseyle konuşmadı.

Sadece…

Beni izledi.

Ben masaları silerken…

Sipariş hazırlarken…

Müşterilere gülümsemeye çalışırken…

Onun bakışlarını üzerimde hissediyordum.

Bir saat geçmişti.

Kahvesi çoktan soğumuştu.

Ama hâlâ oturuyordu.

Nihayet ayağa kalktı.

Yavaş adımlarla tezgâha geldi.

Ethan:
“Kahvemi tazeleyebilir misin?”

Başımı salladım.

İsabella:
“Tabii.”

Yeni kahveyi hazırlarken yine konuştu.

Ethan:
“Eve ne zaman gidiyorsun?”

Elim hafifçe titredi.

Cevap vermedim.

Ethan:
“İyi görünmüyorsun.”

Sessiz kaldım.

Kahveyi bardağa doldurup önüne bıraktım.

İsabella:
“Kahveniz hazır.”

Ethan bardağa uzanmadı.

Gözlerini benden ayırmadan konuştu.

Ethan:
“Benden kaçıyorsun.”

İçim sıkıştı.

İsabella:
“Hayır.”

Ethan:
“Yalan.”

Derin bir sessizlik oldu.

Sonra sesi yeniden duyuldu.

Bu kez daha sertti.

Ethan:
“O kim?”

Ne demek istediğini anlamamazlıktan geldim.

İsabella:
“Kimi kastediyorsun?”

Ethan:
“Sana bunları yapan adamı.”

Tam o sırada…

Kafenin kapısı sertçe açıldı.

İçeri Alex girdi.

Doğruca bana doğru yürüdü.

Yüzündeki öfkeyi görünce midem düğümlendi.

Alex:
“İsabella.”

Yutkundum.

İsabella:
“Alex…”

Alex:
“Bu sabah neden bana kahvaltı hazırlamadan çıktın?”

Başımı eğdim.

İsabella:
“İşe geç kalıyordum.”

İsabella:
“Hazırlayamadım.”

İsabella:
“Özür dilerim.”

Alex bana bir adım daha yaklaştı.

Tam o sırada…

Ethan yavaşça ayağa kalktı.

Bakışlarını ilk kez Alex’e çevirdi.

İkisi sessizce birbirine baktı.

Kafenin içindeki herkes nefesini tutmuş gibiydi.

Ve o sessizlikte Ethan tek bir cümle kurdu.

Ethan:
“Demek sensin.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.