İçeriğe geç

Kırık Pena

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Kırık Pena

Bölüm 6

Bölüm - 6

Duyuruyu düşündüğümden daha fazla kafaya takmıştım.

İlk dersim boyunca profesör tahtaya bir şeyler yazarken telefonum masanın üzerinde ters duruyordu. Arada bir saate bakıyor, sonra kendime kızıp tekrar derse dönüyordum.

Sonuçta sadece bir eşleşmeydi.

Kim çıkarsa çıksın birkaç prova yapacak, sahneye çıkacak ve bitecekti.

Saat dörtte açıklanacak olması neden bu kadar umurumdaydı, bilmiyordum.

İki saatlik boşluğum başladığında Ceren’den mesaj geldi.

Bahçedeyiz. Gel.

Kampüsün arka tarafındaki masalara gittiğimde Ceren’i uzaktan fark ettim. Siyah deri eteği ve mavi saçları sayesinde onu kalabalığın içinde bulmak hiçbir zaman zor değildi.

Yanında Can ve Uğur da vardı.

Can ile Uğur'un bugün dersi olmamasına rağmen gelmiş olması dikkatimi çekti.

“Senin burada ne işin var?” dedim masaya yaklaşırken.

Can kulaklığının tekini kulağından çıkardı.

“Ben de seni gördüğüme sevindim.”

“Bugün gelmeyecektiniz.”

“Duyuruyu gördük.”

Tabii.

Sandalyelerden birini çekip oturdum.

Ceren hemen telefonunu masaya bıraktı.

“Bu fikirden nefret ediyorum.”

“Daha eşleşmeler açıklanmadı.”

“Fikirden nefret etmek için açıklanmasına ihtiyacım yok.”

Can kahvesinden bir yudum aldı.

“Ben sevdim.”

Ceren ona baktı.

“Sen geçen sene sahneye çıkmadan on dakika önce şarkının ortasına doğaçlama bateri solosu ekledin.”

“Ve insanlar bayıldı.”

“Biz bayılmadık.”

“Sanat biraz risk ister.”

Uğur telefonundan başını kaldırmadan konuştu.

“Aslında yarışma açısından mantıklı.”

Üçümüz ona döndük.

Uğur devam etti.

“Jüri sadece grupların ne kadar iyi olduğunu değil, üyelerin kendi başlarına başka müzisyenlerle ne kadar uyum sağlayabildiğini de görmek istiyor.”

Ceren sandalyesine yaslandı.

“Teşekkürler Uğur. Şimdi hâlâ nefret ediyorum ama en azından neden yaptıklarını biliyorum.”

Gülümsedim.

“Kimle eşleşmek istersiniz?”

Can hiç düşünmedi.

“Baterist olmasın.”

“Neden?”

“İki davulcu ne yapacağız? Birbirimize baget mi fırlatacağız?”

“Sen yaparsın,” dedim.

“Kesinlikle yaparım.”

Ceren telefonunu eline aldı.

“Ben iyi bir piyanist istiyorum. Sesimi biraz öne çıkaracak bir düzenleme yaparız.”

Can alaycı bir sesle,

“Şaşırdık mı?”

Ceren ona orta parmağını gösterdi.

Uğur ise her zamanki gibi daha mantıklı düşünüyordu.

“Kim olduğu önemli değil. İyi olması yeterli.”

“Ne kadar sıkıcı bir cevap,” dedi Can.

Sonra üçünün bakışları bana döndü.

“Sen?” diye sordu Ceren.

Omuz silktim.

“Fark etmez.”

Can’ın yüzünde anında bir gülümseme belirdi.

Bu gülümsemeyi tanıyordum.

“Rüzgar?”

“Hayır.”

Cevabım o kadar hızlı çıkmıştı ki Ceren kahkahayı bastı.

“Fark etmez diyordun.”

“Bir istisna var.”

Can masaya doğru eğildi.

“Bence Rüzgar’la eşleşmelisin.”

“Bence susmalısın.”

“Düşünsene. İkiniz aynı sahnede—”

“Can.”

“İki elektro gitar—”

“Can.”

“Kim daha iyi sonunda öğreniriz.”

“Bunu zaten biliyoruz.”

Ceren kaşını kaldırdı.

“Gerçekten mi?”

Ona döndüm.

“Sen kimin tarafındasın?”

“Senin.” Bir an durdu. “Ama kavga çıkarsa Rüzgar’ın.”

“Harika arkadaşlarsınız.”

Uğur’un dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Can telefonuna bakıp aniden doğruldu.

“Bir dakika.”

Hepimiz sustuk.

“Saat dört.”

Telefonumu çıkardım.

Gerçekten de dört olmuştu.

Sanki zamanlamayı bekliyormuş gibi ekranımda bildirim belirdi.

Eşleşmeler açıklandı.

Ceren hemen duyuruyu açtı.

“Ben okuyorum.”

Can sandalyesini ona yaklaştırdı. Uğur bile telefonunu cebine koyup dikkatini Ceren’e verdi.

Ceren listeyi aşağı kaydırdı.

“Tamam… Gruplar karışık eşleştirilmiş.”

İlk birkaç isim bizim okuldan bile değildi.

Ceren okumaya devam etti.

Sonra durdu.

“Can.”

Can doğruldu.

“Efendim?”

“Derin.”

Bir saniyelik sessizlik oldu.

Ardından ben gülmeye başladım.

Can’ın yüzü düştü.

“Şaka yapıyorsun.”

Ceren telefonu ona çevirdi.

“İki davulcu.”

Uğur bile güldü.

Can ekrana baktı.

“Birbirimize baget fırlatacağız.”

“Sanat biraz risk ister,” dedim.

Can bana ters ters baktı.

“Senin ismini sabırsızlıkla bekliyorum.”

Ceren listeyi kaydırmaya devam etti.

“Ben… Hande.”

Yüzünde memnun bir ifade oluştu.

“Piyanist istiyordun,” dedim.

“Evren beni seviyor.”

“Egonu seviyor olabilir.”

“İkisi aynı şey.”

Sonra Uğur geldi.

“Uğur… Tamer.”

Uğur yalnızca başını salladı.

“Olur.”

Tabii ki vereceği tepki buydu.

Geriye ben kalmıştım.

Midemde anlamsız bir huzursuzluk oluştu.

Can bunu fark etmiş olacak ki masaya doğru eğildi.

“Ve büyük an.”

“Abartma.”

Ceren parmağını ekranda aşağı kaydırdı.

Birden durdu.

Yüzündeki ifade değişti.

Önce ekrana baktı.

Sonra bana.

Sonra tekrar ekrana.

“Ne?” dedim.

Ceren’in dudakları yavaşça kıvrıldı.

Hayır.

“Ceren.”

Can çoktan gülmeye başlamıştı.

“Hayır.”

“Daha söylemedim.”

“Suratından belli oluyor.”

Telefonu masanın üzerine çevirip önüme itti.

İsmimi bulmam birkaç saniye sürdü.

Sonra hemen yanındaki ismi gördüm.

Yağmur — Lex / Elektro Gitar

Rüzgar — Mavi / Elektro Gitar

Ekrana baktım.

Bir kez daha okudum.

Belki yanlış görmüşümdür diye üçüncü kez baktım.

Değişmedi.

Can kahkahasını artık saklamıyordu.

Ceren sandalyesine yaslanmış, yüzümü izliyordu.

Uğur ise her zamanki sakinliğiyle kahvesini içti.

“Hayır,” dedim.

Can güldü.

“Evet.”

“Değiştiriyorum.”

Uğur başını iki yana salladı.

“Değişiklik yapılmayacağı yazıyor.”

“Profesörle konuşurum.”

Ceren telefonunu geri aldı.

“Bence harika.”

“Tabii. Sen Hande’yi aldın.”

Can hâlâ gülüyordu.

“Dün sana ne demiştim?”

Ona baktım.

“Ne?”

Yüzünde kocaman bir sırıtış vardı.

“Rüzgar’ınkinden kork.”

Masadaki peçeteyi alıp suratına fırlattım.

Tam o sırada telefonum bir kez daha titredi.

Ekrana baktım.

Tanımadığım bir numaradan tek bir mesaj gelmişti.

Görünen o ki şansın yaver gitmedi.

Bunu yazabilecek tek bir kişi vardı. Rüzgar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.