Yoongi: hoseok bu kadar korkak olma! Sadece bahçeye çıkacağız, ben eminim babam kızmaz.
Hoseok: abi yalan söyleme artık, senden küçüğüm ama biliyorum herşeyi. Her seferinde birlikte çıkıyoruz ve sen suçu üstlenip dayak yiyorsun.
Yoongi, minik kardeşinin dolan gözlerine asla dayanamazdı ki...
Odalarındaki tek eğlenceli olan bölümde yani çadırda; oturup bağdaş kurmuştu hoseok.
Abisine kızıyordu, hemde çok kızıyordu. Evet, hapis gibi eve tıkılmış olabilirlerdi ama ailesi onları eve kapatıyorsa mantıklı bir nedeni olmalıydı değil mi? Yani. Olmalıydı.
Dışarıya çıkmak sadece babasını kızdıracaktı, hoseok biliyordu bunu. 2 senedir buna şahit oluyordu. Abisi her seferinde tüm suçu üstlenip gerekirse saatlerce dayak yerdi. Ama sonra hiç birşey olmamış gibi durmaya çalışırdı karşımda. Ağzı yüzü kan dahi olsa ağlıyor da olsa beni görünce gülümser ve herşey yolunda gibi davranırdı...
Artık sıkıldım bu durumdan. Hep benim için çıkıyordu o lanet bahçeye!
Abimde benim gibi bağdaş kurup karşıma oturunca öfkeli bakışlarımı ona çevirdim.
Yoongi: hoseok, bana kızdığını biliyorum ama bizi hapis bırakıyorlar bu duvarlar arasında anla artık! Kendileri hep dışarıda ama bizi bu evden bir kere olsun çıkarmadılar.
Hoseok: abi istemiyorum ben çıkmak! Sende çıkma. Seni artık o şekilde görmek istemiyorum lütfen yapma şunu kendine!
Yoongi: bu son olacak hoseok, lütfen beni de anla kardeşim. Ne senin ne de benim burada kalmayı hak ettiğinizi sanmam. Yanılıyor muyum?
Hoseok iç çekti bilekliği ile oynamaya başladı. Ne zaman korksa ya da üzülse ona sığınırdı. Abisi ile birlikte yaptıkları bi' nevi bağlılık bilekliğiydi.
Kendisinde ki mavi olsa da abisinin ki beyazdı.
Kendinde: Mavi ipin üstünde beyaz 27 sayısı vardı.
Abisinde ise: beyaz ipin üstünde maviye yazılı 1 sayısı vardı.
Yoongi kardeşinin ellerini tuttu. Hoseok'un bu hallerine dayanamıyordu...
Yoongi: beni iyi dinle hoseok.
Sen benim en değerli varlığımsın, sen benim kardeşimsin ve senin mutlu olmanı istiyorum. Tamam babam çok kızıyor ama biz bu evde tıkılmayı hak etmiyoruz. Hem ben alıştım artık, yani benim için üzülme. Bana karşı hep mutlu rolü yapıyorsun ama mutlu olmadığını biliyorum. Sende istiyorsun ama korktuğun için söylemiyorsun. Ayrıca geçekten bu son olacak lütfen hoseok yapma şunu.
Hoseok abisinin gözlerinin dolmasına şahit oldu hayatında ilk defa. Yoongi'den ellerini kurtarıp ona sıkıca sarıldı ve ağlamaya başladı. Yoongi hoseok'un her göz yaşında daha da sıkı sardı minik kollarıyla.
Hoseok: bu son?
Hıçkırıklar arasında cevapladı yoongi;
" Bu Son."
Birkaç dakika sonra ikili kendilerini topladı ve el ele tutuşup kapıya yöneldiler. Hoseok'un boyu kapıya yeni ulaşıyordu ama abisi rahatça açabilirdi. Yoongi, kardeşinin elini sanki kendine gömmek istercesine sıktı ve kapıyı açtı.
Önce kendisi kafasını çıkardı ve her hangi bir çalışan olmadığını görünce hoseok'un çıkması için yer açtı. Kırmızı halı serili, tablolar ile bezenmiş uzun kolidoru geçtikten sonra ses çıkarmamaya gayret ederek merdiven basamaklarını bir bir inmeye başladılar. Mutfaktan sesler geliyordu, büyük ihtimalle akşam yemeğini hazarlamak için çalışanlar oradaydı.
Vazolar, tablolar, biblolar derken sonunda bahçe kapısına gelmişlerdi.
Hoseok: abi, bu son dedik. Lütfen yakalanmayalım.
Yoongi: merak etme herşey yolunda hoseok.
Yolunda değildi, yoongi de biliyordu bunu ama kardeşinin bilmesini ve telaşlanmasını istemiyordu.
Hoseok hiç birşeyin iyi olmadığını bilse bile abisini üzmek istemiyordu...
Yoongi kapıyı açmadan önce yine tırnaklarını boynuna geçirmeye başladı. Tabi hoseok görünce abisinin elini indirip iyiyiz dercesine gülümsedi ve sakinleşmesini umdu.
Bir süre sonra yakalanma korkusu nedeniyle hızla kapıyı açıp bahçeye çıktı -ve tabiki beraberinde elini tuttuğu hoseok-. Kapıyı kapatıp birbirlerine bakıp burukça tebessüm ettiler.
Bahçelerinde yüksek ağaçlar, saksı bitkileri, çiçekler, kaktüsler, değişik meyveler, sebzeler ve hatta bir salıncak bile vardı. Hoseok ağaçları çok severdi bu yüzden gördüğü ilk ağacın önünde oturup yüzünü ağacın gövdesine verdi.
Yoongi ise kardeşine en sevdiği çiçeği vermek istiyordu. Çiçeklerin olduğu bölüme gelip sarı karanfil aramaya başladı.
Papatya, kırmızı gül, mavi gül, beyaz gül, orkide, unutma beni, kırmızı karanfil, lale, sarı lale derken sonunda sarı karanfili buldu. Eline iki demet topladı. Birini annesine diğerini ise kardeşine verecekti. Annesine vereceği demeti kenarda duran poşetlerden birine sarıp tişörtünün altına koydu.
Hoseok ağaca bakarken huzuru bulmuş gibiydi. Oksijen o'na iyi geliyordu. Abisinin yanında olmadığını dahi fark etmemiş gibiydi. Aniden omzuna dokunan el ile irkildi.
Kardeşinin korkması yoongi'yi güldürdü.
Yoongi: hoseok sana bir şey getirdim!!
Hoseok merakla abisine dönüp arkadaki ellerine bakmaya başladı.
Yoongi daha fazla meraklandırmamak için arkadaki ellerini hızlıca açığa çıkardı ve neşeyle kardeşine hediyesini gösterdi.
Yoongi: en sevdiğim çiçektir karanfiller. Umarım sende seversin!
Hoseok: sarı çiçeğe hayran gibi baktı. Abisinin uzattığı demeti ellerine aldı ve kokladı.
Hoseok: çok teşekkür ederim abi! Çok sevdim bunları!
Yoongi, kardeşinin heyecanına kocaman bir gülümsemeyle karşılık verdi. Bir müddet sonra hoseok'un bir kendisine şey söylemeye çalıştığını fark eden yoongi yeni öğtendiği hareketi yaptı - kaşını kaldırdı-
Hoseok abisini fark etti ve iç çekip tereddütle sordu;
Hoseok: bana doğum günümde karanfil getirir misin abi?
Bu tatlı isteği söylerken bu kadar zorlamak bile herşeyi açıklıyordu ya! Neyse...
Yoongi: bugün ayın 20'si hoseok. Emin ol bana tam bir hafta sonra yepyeni karanfillerin olacak!
Sıkıca sarıldı iki kardeş.
Hoseok abisine çok borçlu hissediyordu çünkü yoongi onun için herşeyi yapabilecek biriydi. Sırf beni mutlu etmek için gizlice buraya gelmişti. Babasının belinden çıkan sinsi kobraya bile göz yumup sadece kardeşini mutlu etmek istemişti. O harika bir abiydi.
Hoseok: abi, artık gidelim mi?
Yoongi: bencede gidelim.
Yoongi, hoseok'un elini tutup onu ayağa kaldırdı ve elini bırakmadan kapıya yöneldi. Ufacık aradan dışarı baktı kimsenin olmadığına emin olduktan sonra dışarı çıktılar. Hızla üst kata geçtiklerinde yoongi durdu.
Hoseok: abi gelsene! Görecekler seni!
Yoongi: sen git ben hemen geliyorum!
Hoseok tereddüt etse dahi girmekten başka çaresi yoktu. Tekrar çadıra geçip abisinin verdiği karanfili kokladı.
Yoongi anne ve babalarının yatak odasının kapısındaydı. Babası her ne kadar kendisini dövse de annesi çoğu zaman karşı koymaya çalışmıştı. Lakin gücü yetmediği için birşey yapmıyordu. Annesi dahi babasının emirlerini uygulamak zorundaydı. Bu yüzden; en azından mücadele eden annesini, seviyordu. Evet, seviyordu.
Odanın kapısını tıklattı önce.
Bir kaç dakika sonra kapının kilidi açıldı. Ama gördüğü kişi annesi değil.
Babasıydı.
Yoongi karşısında gördüğü bedenle korku içinde arkaya tökezledi ve düştü. Babası ise ağır adımlarla küçüğünün üzerine yürüdü.
Min Seohyun: ne işin var senin burada, odadan çıkmayacaksın demedim mi sana!
Babasının kükremesinden sonra iyice korkan yoongi sırtı parmaklıklara değene kadar arkaya ittirdi kendini.
Yoongi: baba...
Sesi titriyordu yoongi'nin. Hoş, sadece sesi değil kendi de titriyordu. Nefesi düzensiz hale gelmişti korkudan.
Min Seohyun: ne 'baba' ne!?
Babası kükredikçe kükrüyordu ve küçüğünün ne halde olduğunu dahi umursamıyordu.
Min seohyun: söylesene, aptal!
Yoongi daha fazla susmaması gerektiğini biliyordu.
Yoongi: anneme çiçek getirdim
Kekeledi, sağ eli Yine boynuna gitti. Babasının ne diyeceğini bilemiyordu. İlkkez böyle oluyordu.
Min seohyun: göstersene bana o çiçekleri.
Birden yumuşayan ses iyiye işaret değildi. Ama dediğini yapmazsa daha kötü olacaktı her şey.
Tişörtünün altından poşete sarılı karanfilleri babasına uzattı yoongi.
Yoongi: karanfil koksun istedim...
Karanfil poşedini alan babası hızla yoongiyi kolundan tuttuğu gibi kendi odasına çekti. Kapıyı kapatıp ardından kitledi ve yoongi'yi ortaya biryere fırlattı. Ahşap işlemeli yatağın yanına düşen yoongi korku içinde annesine baktı. Annesi yatağın üstünde oturmuş yalnızca olacakları bekliyordu. Her zaman olduğu gibiydi.
Min seo, poşetten çıkardığı karanfillere dişinin arasından sevimsiz bir gülüş sundu. Daha sonra ise çiçekleri karısının suratına fırlattı. Çaresiz kadın yalnızca korku içinde titredi bacaklarını birbirine bastırdı. Başı öne eğik kadın olacakları bekledi.
Yoongi ise tedirgindi babasının aralanan ağzından çıkacak cümleyi veya cümleleri bekliyordu.
Min seohyun: senin annen bu çiçekleri hak ediyor mu Yoongi? Hiç düşündün mü! O hiç birşey hak etmiyor!
Yoongi anlam veremiyordu neden böyle diyordu babası?
Yoongi: Annem sana hiç birşey yapmadı onu rahat bırak.
Sesi kalın çıkmıştı ama bağırmaya cesareti olduğu söylenemezdi.
Min Seo oğlunun kalın sesine şaşırmıştı doğrusu.
Min Seohyun: yoongi, sana birşey soracağım. Hoseok'u seviyor musun?
Yoongi soru karşısında dehşete düştü. Hoseok onun kardeşi babasının ise oğluydu nasıl bunu sorardı? Tabiki seviyordu hoseok'u.
Yoongi: o benim kardeşim! Tabiki de seviyorum o benim herşeyim!
Seo sırıttı ve takım elbisesinin kollarını düzeltti.
Yoongi'nin annesi ise korkuyla seo'ya baktı. Ne yani söyleyecek miydi? (!) yoongi bunu kaldıramazdı olamaz, söyleyemez diye düşündü.
Seo ağzını aralayıp acımasızca önce karısına baktı sonra ise oğluna.
Min Seohyun : hoseok senin kardeşin değil yoongi. O başkasının oğlu.
×××××
