İçeriğe geç

Kırık Kod

Bölüm 3 · 15 dk okuma

Kırık Kod

Bölüm 3

Sessiz Gölge

Hayat bir hikayeden ibarettir değil mi? Bana hep böyle dendi ama ben buna hiç inanmadım. Hayat benim için bir yol ve o yolun içinde olan kaldırımlar gibi. Annem Türk babam ise Kazakistan'lı bu yüzden Türkiye'de çok fazla şehir değiştik o şehirlerden ise çok fazla arkadaşım oldu. 10 yıl kadar akıcı Türkçe konuştum, 6 yıl kadar ise akıcı Kazakça konuştum. Üniversiteyi bitirdikten sonra ayrı bir eve çıktım ve casus oldum, nasıl casus olduğumu hiç hatırlamıyorum ama casus olduktan sonra bir ekibe dahil oldum ve orada çok fazla dostum oldu. Şimdi ise İstanbul'da oturuyorum ve görevler yüzünden çok şehir ve ülke değişiyorum, ama bugün benim için değişen bir gün olucaktı ve ben bunu bilmiyordum...

Salonda oturarak manzarayı izliyordum, o manzaraya boş boş bakıyordum çünkü gün batımı beni küçüklüğüme götürüyordu bunu hissediyordum ama neden götürdüğünü bilmiyordum. Evden hiç ses gelmiyordu kimsenin ağzını bıçak açmıyordu resmen, ta ki Aibek'in o ablalık sesi gelene kadar...

"Kızım delirdin mi? Perdeleri asıcağım diye düşeceksin şimdi."

Asel merdivene tırmandığı için korkuyordu

"Abartma!" "Başladı yine bizimkiler," Bekzaz bunu söyleyerek Dias'a döndü ve alayla baktı " değil mi abicim?"

Dias başını bilgisayardan kaldırarak ona baktı ve gözlerini kısıp

" Birincisi, bana 'abicim' deme oksijen israfı!"

"Bak düşeceksin!" Aibek'in yüzünde korku ve endişe vardı ve bu çok belliydi. Bizim durumumuz da bu, her şey çok hızlı gelişiyor.

"Aibek doğru söylüyor inmelisin Asel."

Hepimiz birden Dias'a şok içerisinde ağzı açık gözlerle baktık. Dias çok rahattı ama unuttuğu bir şey vardı: bilgisayarıyla hemen hemen 3 aydan fazladır bağ kurmuş gibiydi.

"Ay ben yanlış mı duydum?" Dediği gibi herkes şaşkındı.

"Yok Asel bende duydum."

Bekzaz ile Asel aralarında konuşurken Aibek büyük bir şoka girmişti ve bunun nedeni ise üç aydır isimlerimizi kullanmamasıydı. Hepimizin bir kodu var ve bu kodları genelde görevler sırasında konuşuruz ama Dias kendi güvenliğini takmayıp bize sahte isim ve kodlarımızla sesleniyordu. Kafamı iki yana hızlıca sallayıp kendime geldim, hızlıca koltuktan kalkarak

"Biraz hava almak için balkona çıkıcağım." Dedim ve balkona ilerledim. Ama arkamdaki ses beni yerime çiviledi

"Aiym dikkat edin bak arabalar çok fazla var..." "Tamam Annecik."

Omzuna değen elle kendime geldim bu Ayda idi "Aiym sen kendinde misin?"

"Be-ben iyiyim," Ayda bir anlığına uzaklaştığında kendi kendime "Sanırım..." Dedim.

Balkona giderken mutfak masamın üzerinde duran JBL kulaklığımı alıp yürümeye devam ettim, balkona çıktığımda batan güneşin yüzüme çarptığını hissettim sanki bir yıldız gibi. Telefonumu elime alıp Bluetooth ile kulaklığıma bağlanıp rastgele bir şarkı açtım ve telefonu balkon sandalyesine fırlattım. Çalan şarkı İngilizce bir şarkıydı ama şu ana uyduğunu söyleyemem şarkıyı bir erkek ile bir kız söylüyordu. Sandalyeye dönüp telefon ekranına baktığımda şarkı isminin 'Bilionera' olduğunu gördüm, sevdiğim bir şarkıydı bu yüzden yüzümde hafif bir gülümseme oluştu, tekrar önüme dönüp demirlere tutundum, kendimi şarkıyla o kadar bağladım ki yerimde duramıyordum. Gözümü bir anlığına açtığımda birinin beni izlediğini sanmıştım ama etrafta kimse yoktu. Sadece bir bez parçası vardı.

"Bu aralar çok fazla uyduruyorum ama bunu hissettiğime yemin edebilirim."

Şarkının bitmesine yakın salondan çığlık sesi geldi, korkudan irkildiğimde bunun tek bir çığlık olmadığını anladım, koşarak içeriye girdiğimde Asel'in Aibek'in kucağında olduğunu gördüm. Dias'a baktığımda yine o lanet olasıca bilgisayarına bakıyordu kafamı tekrardan önüme çevirdiğimde Aibek endişeden ölüyordu ve Ayda yere çökmüş Asel'i uyandırmaya çalışıyordu Bekzaz Asel'in boynuna dokunuyordu. Asel'in rengi atmıştı kötü görünüyordu, Bekzaz Aibek'e dönerek soğuk bez istedi ama Aibek bembeyaz kesilmişti ve Bekzaz'ın dediği hiç bir şeyi duymuyordu.

"Aibek bak o iyi olacak sadece tansiyonu düşmüş." Aibek'in elleri titriyordu ve Dias hala o bilgisayarın başındaydı şuan sinir küpüne dönecek halde değildim bu yüzden derin bir nefes aldım ve Bekzaz'a dönüp ne istediğini sordum.

"Aiym çabuk ayran, tuz ve soğuk bez getir." Başımı onaylarcasına sallayıp banyoya koştum, banyoya girip sepete baktım. genelde giyinmediğimiz ne varsa onu atıyorduk. Hızlıca bir t-shirt alıp elimle yırttım iki parçaya ayrıldığında bir parçasını bırakıp musluğun altına tuttum soğuk su ellerimi donduruyordu ama katlanamayacak kadar değildi. Hemen musluğu kapatıp mutfağa koştum tuz ve ayranı alıp ordanda ayrıldım.

Bekzaz'a malzemeleri getirdiğimde soğuk bezi alıp Asel'in açık olan boynuna doladı, hemen ardından getirdiğim ayrana tuzu koyup karıştırdı. Sadece Ayda'ya baktım o da Bekzaz'a yardım ediyordu ama benim dönük olduğumu fark edince Ayda bana dönerek ellerini kaldırarak işaret diliyle birşeyler söyledi. Ayda beni dürttüğünde kendime geldim çünkü o geceki görevden tek Ayda etkilenmemişti... O lanet görev bize hediye olarak travmalar bırakmıştı ve bu nedenle sürekli o gün aklıma gelip gelip duruyordu.

En son Ayda'ya baktım

"Aiym biz Asel'in tansiyonunu düşürmeye çalışırken sende biraz dışarıda nefes alırsın." O da endişeliydi ama korkmuyordu...

Ya ona bir şey olursa ve hiç uyanamazsa? hayır hayır korkularıma yenik düşemezdim onların bana ihtiyacı var onun bana ihtiyacı var hayır kendine gel Aiym. Nefes almakta zorlanıyordum kimse beni teselli edemezdi sadece ben kendimi bundan kurtarmalıydım burada kalıp ağlarsam herkes görecek, hızlı bir şekilde ceketimi alıp kapıya koştum. Asel'in tansiyonu korkularına yenik düştüğünde olurdu ama şimdi ne olmuştu?

Sorular zihnimi doldururken içerideki kapılar teker teker açıldı ama hesaba katmadığım o kapı bir anlık korkuyla ve kontrolsüzlükle açıldı. Acı...

dizimin altına kadar uzanan botumu giyindiğim gibi atkımı ve beremi de kapıp kendimi dışarıya attım.

Koşmaya başladığımda sadece acımı,öfkemi,sinirimi kusmak ve zihnimin içindeki hapsolmuş duyguları açmak istiyordum ağlamak istiyordum çünkü korkularıma yenik düşmek üzereydim kimsenin bilmiyeceği şekilde içim içimi yeriken bu duygudan kurtulmak istiyordum ama beceremiyordum... Acı bir çığlıkla

"Benim suçum neydi yâ!" Dedim.

Bunu söylerken yavaşladım gözümden bir yaş geldiğinde bilerek dizimin üzerine düştüm dişlerimi sıkıyordum gözümü sıkıca kapatıp sessizce ağlamaya başladım, bir damla iki damla üç damla devam ediyordu deliricektim. korkumu engellemeye çalışsamda başaramıyordum. Gökyüzüne bakarak bağırdım ama öyle bir bağırdım ki insana yaşatılan ne kada öfke ve acı varsa bağırdım.

"Bir insan bu kadar darbe yer mi lan? Ben de insanım!"

Etrafımda hiçbir insan yoktu zaten olmazdı genelde benim şuan olduğum mahalleden arabalar hariç başka insanlar geçmezdi özellikle akşam saatlerinde herkes işteydi. Ellerimi iki yana açmış ağlamaya devam ediyordum ama içimdeki nefret ve intikam ateşi daha fazla harlanıyordu.

"İiks! Sana güvendiğim güne lanet olsun tamam mı? Duy lan bu söylediklerimi! İçin hiç mi sızlamadı? Hiç mi demedin 'bu kızın da duyguları var.' demedin mi? Bana yaşattığın acının haddi hesabı yok seni casus bozuntusu!"

başımı tekrar eğdiğimde rahatlamıştım,içimde sakladığım şeyleri sonunda söylemiştim değil mi ?derin bir nefes alıp verdiğimde ellerimle gözyaşlarımı sildim...

Ellerim cebimde yola devam ediyordum üşüdüğüm için tir tir titriyordum yüzüm buz gibiydi kan kusmuş gibi hissediyordum kendimi. Ağlarken gözyaşlarım soğuktan dolayı kurumuştu, biraz daha üşüdüğümde bir bankı gözüme kestirdim ve o banka doğru ilerledim. Oturduğum da bacaklarımı karnıma doğru gömdüm kollarımı birbirine kenetleyip yola doğru baktım. Sadece baktım.

Küçüklüğüm yolda birisiyle oyun oynuyordu onlara bakarken hafifçe gülümsedim ama yanındaki çocuğa baktığımda kim olduğunu anlamadım. Çok sevdiğim biri olduğu çok bariz yüzümden anlaşılıyordu erkek çocuğun arkası dönük olduğu için kim olduğunu bilmiyordum belki onu da kaybettim. Ben bunları düşünürken yanımdan gelen erkek sesiyle irkildim

"Senin suçun yok,"

Ve ekledi;

"Bence"

Kafamı sesin geldiği yere çevirdiğimde yanımda oturan bir adam gördüm benim gibi oturmuş, yolu izliyordu."Tanışıyor muyuz?" Diye sordum başını bana döndürüp bir süre gözlerimin içine baktı bende onun gözlerine bakıyordum ikimizin de atkısından dolayı sadece gözlerimiz görünüyordu tabi. Onun gözleri bir Türk'ün gözüydü bu çok belliydi kahverengi gözlerinin içine doğru koyulaşıyordu ama ona baktığımda içimde huzur oluştu, onu tanıyor muydum? "Hayır," diyerek sorumu cevapladı "ama tanışabiliriz." Şaşırmıştım ama bunu dışarıya yansıtmıyordum, gözlerini gözümden hiç ayırmıyordu ve çok dikkatli bir kişiliğe sahipti. Tekrardan başını yola çevirdiğinde beni yanlış anlamaması için bende başımı tekrardan yola çevirdim.

"Adım Askar Vance Türkiye'de doğup büyüdüm,"

dediğinde bir anlığına duraksayıp devam etti

"Yazılım mühendisiyim ama mesleğimi yapmıyorum." Diyerek bana döndüğünü hissettim

"Ya sen?" Benimde kim olduğumu merak ediyordu, ama gerçek bilgilerimi söyleyemezdim çünkü bir casustum ve gerçek bilgilerimi öğrenmesine izin vermezdim.

"Ben Ayla Stone buralı değilim," dedikten sonra ona döndüm

"ve bir analizciyim."

Şaşırmamıştı sanki bunları önceden söyleyeceğimi biliyormuş gibi.

"Buralı değil misin?" Kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım. "Neden benimle tanışmak istedin?" diye açık uçlu bir soru sordum "hem genelde buralardan kimse geçmez."

Diyerek onu sıkıştırdığımı sandım ama buna hazırlıklıydı.

"Genelde yürüyüşe çıkarım ve seni dizlerinin üzerinde ağladığını gördüm. Bağırıyordun, sayıklıyordu..." gözlerim şaşkınca açıldığında kızarmaya başladım, ben utanıyor muydum?

"Sonra banka oturduğunda seninle tanışmak istedim iyi değildin ve ciddiyim hiç bir insan bilerek suçlu olmaz. Derler ya 'Her şerde vardır bir hayır' " Bir süre birşeyler düşündükten sonra devam etti "Neden ağlıyordun peki Ayla?"

Bu soru hiç beklemediğim bir yerden geldiği için şaşırmıştım tekrar yola döndüğümde tekrar o geceyi hissettim ama kendimi cevap vermek zorunda hissettim "Sadece bir travmadan dolayı... Çok ta önemli değil yani"

Üzgünüm Askar ama aslında ben bir casusum ve bu lanet olasıca işim yüzünden her zaman ki gibi bir görevdeydik ve o görev başarılı gitmedi, hepimizin ağzından kanlar akıyordu, ele geçirildik ben ekip lideri olduğum için beni daha fazla dövdüler, işkence ettiler hatta tanınmaz hale getirdiler. Arkadaşlarım acı çekerken bana izlettiler, onlara işkence ettiler, salmaları için hiç yapmayacağım birşeyi yaptım... Dizlerimin üzerine çöktüm...

Tekrar kafamı sallayarak kendime geldim ama çaktırmadan ağlıyordum "Özel değilse bana söyleyebilir misin?" Bu adam beni çıldırtıyordu bu soruları ne ara kafasında kurmuştu ki? "İşteyken." Görevdeyken...

Bir an o güne gittim ben fark bile etmiyordum ama gözlerim titriyordu kendimi tutamıyordum. Birden Askar çenemi tutarak başımı ona doğru döndürdü, hâlâ ağlıyordum kendimi çok savunmasız hissediyordum. Kaşlarını çatarak yüzümü inceliyordu. Oysa ki Askar tutana kadar çenemin titrediğini bile hissetmemiştim. Sadece gözlerime bakıyordu ama tepki vermiyordu öylece gözümün içine bakıyordu, hipnoz olmuş gibiydim resmen neler olduğunu anladığımda başımı Sertçe sol tarafa döndürüp ondan kurtuldum ve ellerimle göz yaşlarımı sildim. Ayağa kalkarak üstümü düzelttim "Şey benim gitmem gerek arkadaşlarım bekliyor. Hem hava da karardı" O da ayağa kalkarak üstünü düzeltti

"İletişim için numaranı alabilir miyim acaba?" "Pekâlâ." Numaralarımızı birbirimize verdikten sonra el sallayıp gittim. Niye numaramı verdiğimi bilmiyordum ama vermiştim hızlıca markete doğru yürüdüm ve markete girdiğimde 5 litrelik hazır suyu alıp çıktım,

"Ben ne yapıyorum?" Elimdeki kilolukla eve yürümeye başladım.

Eve geldiğimde Asel yatak odasında uyuyordu Bekzaz telefona bakıyordu Ayda ise arada bir Asel'i kontrol ediyordu Dias... O yine lanet bilgisayarına bakıyordu doğal olarak ta gözaltında morluklar oluşmuştu. Elimdeki suyu mutfağa bırakıp bende koltuğa oturdum, telefonumu elime alıp karıştırmaya başladım mesajlara baktığımda annemden başka kimsenin mesajı yoktu. Telefon titremeye başladığında Askar denen çocuktan mesaj geldi, attığı mesaja tıklayınca dilim tutuldu.

0523 000 00 00: Bu akşamlık boş musun Sessiz Gölge? Akşam yemğine gidebiliriz bence.

" Sessiz Gölge" mi? Belki sevmediğim iki ekipin birleşimi ama bu teklifi nasıl reddediyim?

Siz: Neden olmasın?

Mesajı yazıp telefonu kapattığımda koltuktan kalkıp odama doğru yürüdüm, bana restoranın konumunu attığında lüks ve pahalı bir yer olduğunu gördüm.dolabımı açtığımda elbise aradım çünkü güzel bir restoranda ne giyilir bilmiyordum. Kapım tıkladığında içeriye utangaç bir şekilde Ayda girdi o da benim yüzümden bir şeyler olduğunu anlamıştı bana işaret diliyle "Bugün dışarıda ne yaşadın sen? sesin çıkmıyor?" Dedikten sonra kollarını birleştirerek cevap vermemi bekledi, en son dayanamayıp ne var ne yoksa anlattım. Bugün ki yaşananları anlattığım da yüzünde sinsi bir ifade gördüm beni kenara itip dolabımı karıştırdı ve işte bu hiç iyi değildi.

Ayda'yı tanıyordum bana öyle birşey bulacaktı ki nefret edecektim, buna adım kadar da emindim. Üstüme beş tane elbise tuttuktan sonra bir taneyi gözüne kestirdi göz bebeği öyle bir parladı ki sanki lambanın icadını bulmuş gibi.

Benim üzerime fırlattığında hızlıca tuttum ve bana gitmemi işaret ettiğinde odamdaki banyoya girip üstümü değiştirdim, siyah askılı bir elbiseydi sırtım ful açıktı elbise yere kadar uzanıyordu hatta sürünüyordu ve korsesinin dalga halinde belirgin detaylarıda vardı. Elbisenin rahat yürüyebilmem için hafif bir yırtmacı da dahil. Banyodan dışarıya çıktığımda Ayda ayakkabı seçiyordu ve bana döndüğünde şaşırarak elbiseyi nasıl taşıdığıma baktı.

Şüpheyle "Olmuş mu ki?" Diyerek Ayda'ya baktım. Ayda başını olumlu anlamda salladığında mutlu oldum çünkü o beğendiyse herkes beğenirdi. Hemen yüzüme hafif bir makyaj yapıp aksesuar olarak altın rengini yansıtan bir küpe ve kolye verdi. Saçlarımı ise at kuyruğu yapıp yüzümün görünmemesi için ise eşarp takmıştı saçlarım ve gözlerim eşarp ın dışında idi, son olarak da bana uzun siyah topuklu ve eldiven vererek kombinimi tamamladı. Kendimi bir CEO gibi hissediyordum.

"Sence kombinimin en önemli parçasını unutmadın mı?" Ayda kollarını bağlayıp neyi unuttuğuna baktı ben çantalarla dolu aynalı dolabı işaret ettiğimde eliyle başına hafifçe vurdu ve koşarak dolabı açıp en alt raftaki siyah elmasları ile kendini gösteren zarif bir çanta verdi. Dağınık odamdan çıkıp salona girdiğimde Asel'in koltukta otururken gördüm. Sesli bir ıslık çaldığım da herkes bana baktı, hepsi bana baktığında şaşkınlıktan ağızları açıkta kalmıştı, Bekzaz'ın elindeki telefon düştü Dias uyumamak için kahvesini doldururken döktü.

Aibek su içiyordu ve o suyu zor yutkundu. İlk söz

Bekzaz'tan gelmişti "Yuh!"

Ardından Dias "Oha..."

Sonra Asel "İşte bu benim kızım be!"

En son Aibek "Sen neymişsin be."

Sözde kızların vazgeçilmezi olan Bekzaz hemen atıldı"Nereye gideceksiniz kraliçem sizi bırakalım. Böyle özenmeleri nadir görürüz."

Gülmemek için dudaklarımı bastırdığımda "İşim var maalesef, yoksa seni denklemlerimin tam çözüm noktasına koyarım." Dedim ve göz kırptım ama Bekzaz öyle bir sırıttı ki yüzünde anlamışlık ifadesi yerini belli ediyordu. Dışarıya adım attığım gibi arabamı açtım, casus olmanın eksileri kadar artıları da var, mesela bir siyah BMW'nin kapında olması gibi, arabama atlayıp hemen konumu açtım, arabanın içine lacivert ledler döşemiştim bu yüzden yüzümdeki aydınlatıcının yarısı ışık ile beraber parlıyordu.

Arabayı park ettiğimde karşımdaki lacivert renkteki BMW'de tam karşıma park etmişti. Yola çıktığımdan beri yarış yapıp o lacivert BMW'yi geçmeye çalışsamda nafileydi, sürekli beni geçiyordu resmen.Tahminimce ikimizde aynanda gelmiştik ardından ikimizde yine aynı anda arabadan inmiştik ve tam karşımdaydı işte Askar vance. Askar üstünde beyaz ince siyah çizgileri olan bir gömlek altında ise siyah kumaş bir pantolon giyinmiş ayakkabı olarak ta rahatlık açısından spor ayakkabı tercih etmişti. Dağınık saç modeli bence yakışmıştı, onun da benim gibi sadece gözleri ve saçı açıktı. Ne kadar bu duruma şaşırsam da belli etmedim.

Bir an ikimizde göz göze geldik, onun gözlerini hiç bu kadar uzun inceleyemediğim için gözlerindeki hikayeyi de anlayamamıştım. Koyu kahve gözleri içinde acımasız ve duygusuz bir insanı dolduruyordu ama dışındaki açık kahve sanki hiç suçu olmayan çaresiz bir çocuktu. Bana bırakırlarsa sabaha kadar onun gözlerine bakarak şiir yazabilirdim. O bana birini hatırlatıyordu ama o güzel gözleri sanki birinden geliyordu. Okyanusunda kaybolmayacaktım ve yeşilinde de boğulmayacaktım. Fakat hesaba katmadığım şey; Beni toprağına gömebilirdi...

Bir an gelen o korkuyla kafamı iki yana hızlıca sallayıp düşüncelerimden sıyrılmaya çalıştım. "Dilersen içeriye geçelim," Askar başını saygıyla sallayarak beni önden gönderdi. Restorandan içeriye doğru girdiğimizde göze çarpan şeyler farklı renklerle birleşerek uyumu sağlayan lambalardı. Tüm masaların üzerinde sandalye miktarına göre koyulan şarap bardaklarıydı ama bizim masamızda ayrıcalıklı olarak minik bir vazonun içinde olan yıldız çiçekleriydi. En sevdiğim ilk çiçek Hayalet orkideler olabilirdi ama yıldız çiçeğinin eskiden ilk sıramda olduğunu unutmuştum. Yıldız çiçeklerini gördüğüm an yüzümde bir tebessüm oluştu ve o rezerve edilen yere yumuşak adımlar atarak yürüdüm. Askar benim için sandalyeyi çekip oturmamı bekledi. Hiç bekletmeden oturduğumda gözlerim çiçeklerin asaletindeydi, o çiçeklere bakınca kendimi hatırladım ama bu hatırlama çok ta uzun sürmedi "Yıldız çiçeğini sever misin?"

"Onun için her şeyimi veririm, öhm yani çok severim." Askar'ın ağzından bir kıkırdama duyulurken menüyü halletmiş olacak ki garson hiç gelmedi. Yemekler gelene kadar hiç konuşmadık sadece boğaza bakıp kuşların cıvıltısını dinlemek bile bana yetmişti. Yemek gelince de ilk konuşmayı o başlattı "Neden böyle giyindin çok önemli bir akşam yemeği değil di?"

Bu sözünü ilkte anlayamasam da bana olan imâsını anladığımda sinirlerim bozuldu "Çok aldırış etme bu elbiseyi ben değil arkadaşım seçti. Bir de o gözlerinlerinle birine çok bakma sen nazar değdirirsin." Gözlerimiz kesiştiğinde savaştaydık ama o savaş sadece ikimiz arasındaydı bana kitlenmişti ve bundan rahatsız olduğumu belirtmek istercesine onun gibi gözlerine kitlendim. "Yüzünü göstermeyi sevmiyorsun herhalde." Diyerek cevabını bekledim.

"Evet," dedi sonra, belini dikleştirip devam etti "tıpkı senin gibi."

Bu cevabı vereceğini beklemiyordum benim vurduğum silahın mrmisini bana geri çevirmişti resmen.

"Sevgilin var-" "Yok" sözünü keserek hızlıca cevap verdim çünkü bu sorudan nefret ediyordum

"Şaşırtıcı böyle bir Baron'un nasıl sevgilisi olmaz." Beni köşeye sıkıştırmak istiyordu

Sadece şarap bardağıma baktım ve tek iki kelime söyledim

"Olmayınca olmuyor..."bir anlık Askar'a dönüp aynı soruyu ona sordum

"Ya senin."

O da hızlı davranarak cevapladı

"Orası uzun hikaye ama en son aşık olduğum da 20'li yaşlardaydım ama istemeden o aşık olduğum kızı çok incittim ve bir daha göremedim. Ama şuan da yok ve olmasını da istemiyorum."

Beklenmedik ti alkolsüz şarabımdan bir yudum daha alıp o soruyu sordum "Nasıl yani artık hiç mi geri gelmez affetmez?" Sadece sustu

"Yazık olmuş, o kızı bilerek üzmedin. Bence sen de üzülme kaderin seni nereye götüreceğini bilemezsin." Cevabıma şaşırmış olsa da çaktırmadı "Kaç yaşındasın?"

"Yirmi dört yaşındayım ya sen?"

"Yirmi beş yaşındayım" gözlerimi kıstığımda gümüş bir kolyesinin olduğunu gördüm ve kolyesinin ucunda neşter ucu vardı bu kolyeyi görmüştüm ama nerede gördüğümü hatırlamıyorum.

"Kolyenin anlamı ne?" Beni bekletmedi kolyesine baktı sonra bana döndü "Bir tanıdıktan aldım yakışıyor değil mi?" Aynen! Çok yakışıyor Bekzaz'ın ikizi, egolarına sı- yani sevdiklerim sahte bir gülümseme ile sorusunu cevapladım "Hıhı ne demezsin çok yakışıyor." Gözlerimi devirmemek için zor duruyordum ama en zoruda yumruk atmamaktı.

"Yemek soğumasın istersen." Konuşmaktan yemeklere sırsüslenmişti, oysa bonfile sevmezdim ama yemeden de ayıp olurdu. Sol elimi çatala attığım sırada telefonum çaldı arayanın kim olduğuna baktığımda sessize aldım.

"Ben lavaboya kadar gidip geliyorum." Eliyle onayladıktan sonra gölete doğru asil bir yürüyüş sergiledim ve tuvalete girip kapıyı kilitledim "Sen ararmıydım be Dias efendi?"

"Bak Aiym tetikte ol çünkü çok kötü bir şey oldu!" Endişeliydi hem de hiç olmadığı kadar endişeliydi. Hemen ciddileşip dinlemeye devam ettim

"Aiym ben üç aydan fazladır bilgisayara bakıyorum ya sende sormuştun." "Tamam biliyorum."

"Bizi katletmek istiyorlar Aiym." Hiçbir şey anlamadım ta ki o sözü söyleyene kadar. 'KG Aiym...'

başımda çanlar çalmaya başladı Dias'ın sesi kulağımda çınlıyordu. Nefesim kesildi telefonum elimden kayıp gitti ben ise bir yerlere tutunmaya çalışıyordum.

Başım bir an şiddetli bir ağrıyla zonkladığında bir anda küçüklüğümle ilgili bir sahne gözümde canlandı. Gidip gelen sesler anlamsızdı.

"Tanışalım mı Bana hep Gizli Kod derler"

"Bana da Kırık Prenses derler"

"Ben büyüyünce iyi bir casus olucam" zor nefes alıyordum başım dönüyordu duvarlar üstüme geliyordu

"Bende senin inadına kötü bir casus olucam."

"yaa ama ben seni yakalayamamam ki. Hem ebecilik oynarken bile beni hep geçiyorsun hileci!" "Tamam tamam üzülme sen beni yakala diye her şeyi yaparım..."

"Kolyenin anlamı ne?" "Bir tanıdıktan aldım yakışıyor değil mi?"

Gözlerim endişeyle açıldığında aynaya baktım "Sen kimsin Askar..."a gelememişti o yüzden gelen yemeğe bir iki göz attım. Orta pişmiş bonfile üzerindeki dere otuyla

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.