Ertesi gün sabah erkenden kalkıp ayılmaya çalışırım ve vücudumun moraran kısımlarını kapatmaya başlarım. Ardından üstüme soluk gri formamı ve okulun siyah dar kotunu geçiririm. Okulun dar kotu beni her zaman rahatsız etmişti. Neden daha rahat bir pantolon seçmemişlerdi ki?
Ladin desenli, üstünde ortaokuldayken yapıştırdığım birkaç pembe çıkartma olan boy aynamın karşısına geçip kendime bakarım. Kendi kendime "Kot küçük gelmeye başlıyor." diye homurdanırım ve iç çekip çantamı omzuma aldıktan sonra çıkarım.
Okula yürüyerek gidiyordum ve bunu çok seviyordum çünkü sabahın erken saatinde olan sessizliğe, güneşin tatlı ışınlarının ve sıcaklığının etrafa yayılmasına, rüzgârın nazikçe eserek saçlarımı okşamasına ve kuşların küçük cıvıltılarıyla çıkan güzel ezgiye bayılıyordum. Beni bu iğrenç dünyadan kısa bir süre için bile olsa uzaklaştırmayı başarıyordu.
Bir süre sakin bir şekilde okula giden yolda ilerledikten sonra okula vardığımda her şey her zamanki gibi sıkıcıydı.
İlk dersten sonra, kahvaltı yapmadığım için kantine gidip sözde sıra olan ama daha çok savaş alanına benzeyen yere geçerim. Sıra sonunda bana geldiğinde parayı tam kantinci ablaya uzatacakken arkadan birinin bana sertçe çarpmasıyla kaşlarım çatılır.
"Biraz sabretsen ölmezsin!" diye bağırırım. O kişi dün beni kafede gören Akın'dı. Akın, paniklemiş bir ifadeyle "Özür dilerim. Arkadan ittiriyorlar da." derken arkadan bir daha ittirmeleri sebebiyle vücudu vücuduma hafifçe temas eder. Akın'ın yüzü kızarmış gibiydi ve geri çekilmeye çalışıyordu.
Bıkkın bir şekilde nefes veririm ve "Sorun yok." diye mırıldanıp önüme dönerim. Dönerimle ayranımı alıp Akın'ın yanından sıvışarak geçerim ve kantinden ayrılırım.
Dört sıkıcı ders sonrasında öğle teneffüsünde arkadaşlarım -Ayça, Gülce, Ece, Esin- ve ben bahçede bir banka oturup saçma sapan şeyler hakkında konuşarak kahkahalar atıyorduk. Ama konuşurken konu aniden sevgili, aşk ve flört gibi şeylere gelmişti. Bu tür konuları konuşmayı hiç sevmezdim ama her nasıl oluyorsa arkadaşlarım konuyu hep bu tür şeylere getiriyorlardı.
Esin heyecanlı bir şekilde bize yeni flört ettiği kişiyi anlatmaya başlar. Anlattığı şeylere bakacak olursam yeni flörtünün kendini havalı ve sert sanan biri olduğu belliydi. Onlar aşık oldukları veya flört ettikleri erkekleri anlatırken ben boş boş sessizce oturuyordum.
Aşk deyince aklıma kimse gelmiyordu. Daha önce birkaç kere aşık olmuştum. Ya da sadece o kişilerin dış görünüşleri iyi olduğu için onlara aşık olduğumu sanmıştım diyebilirim. Herkesin sevdiği, flört ettiği biri varken benim yoktu. Aslında bir sürü erkek benim peşimdeydi ama hiç biri bana aşk gibi büyük bir duyguyu hissettirmiyordu.
Kendi kendime "Aşk..." diye mırıldanırken gözlerim okulun bahçesine yönelir. Belki de aşık olmasam bile en azından benim tipim olan bir erkek bulurum umuduyla bahçeye göz gezdiririm ve elinde hocanın bardağıyla getir götür işi yaparken karşımdan geçen Akın'ı görürüm.
Gördüğüm ilk utangaç erkek olduğu için bana biraz garip geliyordu ama açıkçası çok tatlıydı.
Arkadaşlarım benim Akın'a odaklandığımı fark etmişti. Gülce sırıtıp "Ne oldu? Şu çocuğu mu beğendin?" der. Göz deviririm ve "Hayır geri zekâlı. Sadece dalmışım işte." derim ama Gülce "Nesini beğendin mesela? Sesi? Davranışları? Kişiliği? Yoksa sadece dış görünüşü mü hoşuna gitti?" der. Omzuna dirsek atarım ve "Beğenmedim." derim. Ama bu dediğime bende pek inanmamıştım aslında. Çünkü diğer erkekler gibi kaba biri değildi. Kibar ve düşünceli biriydi. Ayrıca bence oldukça yakışıklıydı.
Bir an ne düşündüğümü fark edip utanırım. Cidden Akın'ın hoşuma gittiğini mi düşünmüştüm? Neden bilmiyordum ama onun hakkında böyle düşündüğüm için gerçekten utanmıştım. Genelde bir erkeğin yakışıklı ve iyi olduğunu düşündüğümde böyle utanmazdım.
O sırada birinin ismimi seslendiğini fark edip düşüncelerimden kurtulurum ve karşıma bakarım. Akın elindeki bardağı hocaya teslim ettikten sonra dönmüş ve bana "Özge, Neriman Hoca seni çağırıyor." demişti. Büyük ihtimalle bunu iki üç kez söylemişti ama düşüncelerim yüzünden onu duymamış ve bunu daha şimdi duymuştum. Başımla onaylayıp "Nerede?" diye sorarım. Akın "Öğretmenler odasında." dediğinde başımı sallayıp kalkarım. Ayça sinsi bir sırıtışla sanki yanlışlıkla yapmış gibi kolunu bana tökezleyeceğim kadar çarpar ve Akın'a yaklaşmamı sağlar. Gözlerimi kaçırıp "Pardon." derim ve Ayça'ya dönüp kaşlarımı çatarım. Ağzımı "Salak" der gibi oynatırım ve öğretmenler odasına giderim.