DİKKAT! BU KİTAP ŞİDDET,ZORBALIK VE OLUMSUZ OGELER BARINDIRIR BU SEBEPLE 13 YAS ALTI KISILERE UYGUN DEGILDIR
Luna,sinir bozucu bir alarm sesiyle uyandı
-HAY BU ALARMA BAŞLIYCAM ŞİMDİ YA!
odasından mutfağa gitmek bile onun için çok zordu.İki yumurta kırdı ve yemeye başladı. Yaklaşık 10 dakika sonra yemeğini anca bitirip yola koyuldu. Okula vardığında okulun zorbası Eric, Luna’nın en yakın arkadaşı Sabrina‘ya sataşıyordu
DİZ ÇÖK! HEMEN!
Luna, elindeki çantasını sıkıca kavradı. Eric... Okulun popülerlik basamaklarını başkalarının kırık umutları üzerine basarak tırmanan o çocuk. Sabrina, korkudan bembeyaz kesilmiş, gözleri dolmuş bir şekilde Eric’in tam önünde duruyordu.
Luna’nın içinde, okulun o "neşe dolu, sosyal kızı" maskesinin ardında her zaman canlı tuttuğu o volkan patlamaya hazırdı. Eric’in etrafında toplanmış kalabalık, sanki bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi sessizce bekliyordu.
Luna, kalabalığı yararak hızla içeri daldı. "Eric!" diye bağırdı, sesi tüm bahçede yankılandı. "Sabah sabah yine mi ego tatmini? Başka bir yol bulamadın mı?"
Eric yavaşça arkasını döndü. Yüzünde o alaycı, sinir bozucu gülümsemesiyle Luna’yı süzdü. "Ah, Lunam," dedi, sesini küçümseyici bir tonda uzatarak. "Senin de diz çökmeni isteyeceğim günleri iple çekiyorum. Ama acelemiz yok, değil mi?"
Luna, Sabrina'yı arkasına alıp kararlı adımlarla ilerlediğinde, gözlerindeki o sahte cesaret yavaş yavaş yerini içten içe büyüyen bir endişeye bırakıyordu. Eric'in üzerine doğru yürüdü, tam önünde durduğunda aralarındaki boy farkı bir kez daha ne kadar zayıf bir konumda olduğunu hatırlattı ona.
"Ona dokunmayı bırak, Eric," dedi Luna, sesi biraz titreyerek ama yine de dik durmaya çalışarak. "Sabrina'nın senin oyunlarına ihtiyacı yok."
Eric, Luna'nın bu meydan okuyuşuna karşılık sadece kıkırdadı. O kadar hızlı hareket etti ki, Luna ne olduğunu anlamadan Eric elini onun omzuna sertçe bastırdı. Gücüyle Luna'yı olduğu yerde sabitledi. Sabrina, şaşkınlıkla bir adım geriledi.
"Sabrina'yı bırakmamı mı istiyorsun?" dedi Eric, gözlerini Luna'nınkilerden ayırmadan. "Pekala, küçük prenses. O gidebilir. Ama senin için kurallar farklı."
Eric'in diğer eliyle Luna'nın dizinin arkasına sert bir hamle yapmasıyla, Luna'nın dengesi bozuldu. Acıyla karışık bir sarsılmayla okulun bahçesindeki beton zemine, Eric'in tam önünde diz çöktü. Etraftaki öğrenciler nefeslerini tutmuştu; okulun en popüler kızının, zorbanın önünde diz çökmüş olması herkesi şoke etmişti.
Eric, Luna'nın çenesini elinin tersiyle yukarı kaldırdı. Gözlerinde ne bir merhamet ne de bir şefkat vardı; sadece mutlak bir hükmetme isteği parlıyordu.
"Bak Luna," diye fısıldadı Eric, sesi tüm bahçede yankılanacak kadar netti. "Senin o neşeli masken burada, benim önümde işe yaramaz. Burası senin oyun alanın değil, burası benim krallığım. Ve krallığımda sadece tek bir kural vardır."
Luna çenesini kurtarmaya çalıştı ama Eric'in tutuşu çelik kadar sertti. Eric yüzüne doğru eğilerek o zehirli cümleyi fısıldadı:
"Bundan sonra sadece bana itaat edeceksin. Benim kurallarımla oynayacak, benim istediğim zaman konuşacak ve benim istediğim zaman susacaksın. Aksi takdirde, bu okulda nefes bile alamazsın."
Eric, Luna'nın saçlarını hafifçe çekiştirerek doğruldu ve ona tepeden baktı. "Anlaşıldı mı?"Eric, koridorun köşesinde durmuş, Luna’nın her zamanki gibi mağrur ama bir o kadar da dik duruşuyla sınıfa girişini izliyordu. Az önce onu herkesin önünde diz çöktürmüş olması gerekiyordu; planı buydu. Ancak Luna, o betondan ayağa kalktığında, yüzünde beklediği o kırılmış ifade yerine, Eric'in dünyasını bir anlığına altüst eden o yabancı, soğuk sakinliği görmüştü.
Eric, elindeki telefonla oynarken aslında ekrana bakmıyordu. Zihni, Luna’nın o anki bakışına takılıp kalmıştı. Kendi kendine, "Neden hala dik duruyor?" diye geçirdi. Onu ezmek, kontrolü altında tutmak, diğerleri gibi boyun eğmesini sağlamak istiyordu; ama her hamlesinde, Luna’nın ona karşı olan o sarsılmaz duruşu, Eric'in içindeki o karanlık ve acımasız oyun kurucunun dengesini bozuyordu.
Sınıfın kapısının önünden geçerken, Luna'nın bir arkadaşıyla konuştuğunu duydu. Luna, kendinden emin bir şekilde bir şeyler anlatıyordu. Eric, fark ettirmeden bir adım yavaşladı. Luna’nın o anki ses tonu, kendi kendine alaycı bir şekilde gülümsemesine neden oldu. Ancak bu gülümseme, daha önceki zorba kahkahalarından çok farklıydı; sanki daha derin, daha karışık bir duygunun dışa vurumuydu.
Bunu kendine itiraf etmesi mümkün değildi. O, bu okulun zorbasıydı; kimseye ihtiyaç duymayan, herkesi kendine göre yöneten o kişiydi. Luna ise onun "avı" olmalıydı.
Yine de o akşam, Eric okulun bahçesindeki sütunun orada tek başına beklerken, aklında sadece Luna'nın o dik duruşu ve o anki bakışları vardı. Elini cebine attı, boşluğa dokundu. Kimse görmesin diye yüzünü gölgeye çekti, derin bir nefes alıp başını beton sütuna yasladı.
"Daha çok uğraştıracaksın, Luna," diye fısıldadı boşluğa. Sesi, her zamanki o otoriter ve soğuk halinden uzaktı; içinde, belki de sadece kendisinin bile bilmediği, tanımlayamadığı bir merakın ve garip bir çekimin izleri saklıydı.
