İçeriğe geç

Kırık Kalpler

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Kırık Kalpler

Bölüm 1

Bölüm 1 | Gözler Üzerimde

| 🌺 | Selam güzellerim yazdığım ilk kitabım " Yaralı Hayatlar "a destek olursanız sevinirim. Bölümler her Pazar yayınlanacak. Yorumlarınızı dikkate alarak kitabımı geliştirmek için elinden geleni yapacağım. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Umarım kitabı beğenirsiniz :) ✨ Eylül 2024 Ankara'nın güneşli ama bir o kadar da soğuk günlerinden biriydi. Yatak odamın camından içeri sızan zayıf ışık bile beni uyandırmaya yeterdi çünkü tüy kadar hafif bir uykum vardı. hava bu günün kötü bir gün olduğunu haber verircesine kasvetliydi. Gözümü açtığım an bakışlarım baş ucumda ki saate kaydı. Saat 7:35 ti. Yataktan yavaşça doğruldum. Ayaklarımın soğuk zeminle buluşmasıyla irkildim. Uyku mahrumu gözlerimi avuşturup banyoya doğru ilerledim. Ayak ucumun yanından bana sürtünerek geçen Leydi' yi gördüm, ah bembeyaz tüyleri olan küçük kedim. Bir anda zıplayarak yastığımın üzerine çıktı ve kıvrılıp uyku moduna geçiş yaptı. Gece bütün evi turlar gündüzleri ise sadece uyurdu tembel kedim. Onun bu haline gülerek banyoya girip kısa bir duşun ardından üzerimi kurulayıp giyinme odama girdim.Üzerime kırmızı bir büstiyer ve altına siyah deri mini bir deri etek giydim . Ayağıma dizlerime kadar uzanan siyah sivri topuklu botlarımı gecirip boy aynamın karşısına geçtim.1.70 olan boyum botlarla birlikte 1.77 olmuştu.Üzerimde tam olarak beni yansıtan koyu tonlarda ki kıyafetlerime baktım. Gördüğüm görüntü beni yeterince tatmin etti. Makyaj masama oturup önce ten makyajmı ardından kehribar rengi gözlerimi öne çıkaracak siyah buğulu bir makyaj ve dolgun dudaklarımdan eksik olmayan kırmızı rujumu sürdüm. Rujumu kombinimle uyumlu olan bordo deri çantama atıp çantayı koluma taktım. Saçlarım zaten ben makyajımı bitirene kadar kurumuştu düz ve kömür karası saçlarım , bronz bir tenim vardı. Saçlarımın uçlarına maşayla küçük dalgalar yapıp son olarak parfümümü sıktığımda tamamdım. kedimin mama kabını doldurup odamdan çıktım. Merdivenin son basamağını da aşıp uzun koridordan geçtim. Bütün ailenin toplandığı yemek masasının olduğu salona giriş yaptım. Topuk seslerimi duydukları an herkesin gözleri bana döndü. " Ooo prenses hazretleri de teşrif ettiğine göre artık başlayabiliriz değil mi amcacığım?" Duyduğum o gıcık sesin sahibi olan benimle yaşıt pek sevgili kuzenim Sibel'e dönüp " sen o koca göbeğini daha fazla büyütmek için beni mi bekledin sibelciğim?" Dediklerime tepki olarak çocukça göz devirip kahvaltısını yapmaya başladı. Benden biraz kısa ve balık etli bir kızdı. Göktuğ abim araya girip " sen ona bakma güzelim istediği araba modelini alamadığı için çatacak yer arıyor" dedi ve göz kırptı. Ah benim öz abimden farkı olmayan kuzenim .O bana her sevgi dolu cümlesinde biz daha çocukken ölen abimle de böyle olur muyduk diye düşünmeden edemiyorum. " Merak etme 'abiciğim' onu umursamayı bırakalı çok oluyor. " abiciğim kısmını bilerek vurgulamıştım sibel'in yüzünün aldığı hâli görüp iyice keyiflendim. Araları çocukluktan beri asla iyi olmamıştı. Bunun sebebi Sibel ve yengemin çevirdiği entrikalar yüzündendi. Abime dönüp ona havadan küçük bir öpücük atıp babamın çaprazında, amcamın karşısındaki sandalyeyi çekip oturdum. E tabi haliyle ailenin reisi olarak baş köşe babamın yani Alpay Çakır' ındı. Bu durumdan haz etmeyen kıskanç amcam ve eşi yeterince hoşnutsuzluk belirtileri göstermekten çekinmiyorlardı zaten. Önümde duran kahvaltı tabağını istediğim şeylerden azar azar koyarken gözlerim rengini babamdan aldığım gözleriyle buluştu. Yüzünde yılların verdiği bir yorgunluk yuva edinmişti. Sanırım işleri yolunda gitmiyordu. Uzun zamandır babamı bu halde görmemiştim. En son annem bizi terk ettiğinde böyle olmuştu. Elimi babamın elinin üzerine hafifçe koyup " keyfin yerinde değil gibi yolunda gitmeyen bir şey mi var?" diye sordum. Babam sıkıntılı bir nefes verip " hazır bütün aile buradayken bende sizinle bi konu hakkında konuşmak istiyorum." "Abi bir şey mi oldu? " babam amcama dönüp " Oldu beceriksiz herif . Teoman bana senin Sarca Corona' yı bizim depolardan birinde sakladığını söyledi." Teoman amca babamın sağ koluydu.Amcam korkuyla büyüyen gözlerini babama çevirdi " A- abi ben sana söyleyecektim müsait deği-" babam yumruk olan elini sertçe masaya vurup " bana sormadan bu evde kuş açmayacak demedim mi lan ben sana !?" amcam duyduğu sözlerle yerine iyice sinmişti. "Bundan sonra herkes dışarı çıkarken dikkatli olacak korumaları arttırdım , siz de dikkatli olun" sanırım sorun düşündüğümden de büyüktü. " Baba neler olduğunu anlatacak mısın artık? " Babam gözlüklerinin yavaşça çıkarıp masaya bıraktı. " Amcanın sakladığı adam italyan bir bölge lideri. İtalya ' da kendi ortağı olan Marco Di Lauro ' nun sevkiyatını polislerle iş birliği yapıp patlatmış. Adam her yerde Di Lauro ailesi tarafından aranıyor." Marco Di Lauro' nun namını daha önce duymuştum. İtalya'nın en büyük mafya ailelerinden biri olan namı değer " figlio di Lucky "' di. Yaptıklarıyla ün salmış gerçekten ürkütücü bir adamdı. Babam da aşırı tehlikeli bir bölge lideri olarak fazlasıyla korkulan bir adamdı ama o adam kadar değil .Amcamın yediği halttan dolayı babam geri adım atamıyordu. Çünkü bu zamana kadar asla geri adım atmamıştı. Annemin gidişinde hariç... Ağzıma son lokmalarımı atıp ayaklandım. Koridordan geçip kapının önüne geldiğimde içeri giren burak'ı gördüm. Yüzümde kendiliğinden oluşan gülümsemeyle " Naber yakışıklı?" Kafasındaki kıvırcık saç tutamlarına parmaklarımı geçirip karıştırdım. " Ooo leydim , sabah sabah bu ne güzellik?" Deyip yanağımdan makas aldı. Kıkırdayıp "Her zamanki halim." Dedim. " Bu arada bi şey mi oldu?" Sorduğum soruya omuz silkti. " Bilmem Alpay amca çağırdı." Anlaşılan kahvaltıda konuştuğumuz konu hakkındaydı. Onu kafamla onayladım. Kabanımı kapının yanında duran dolaptan alıp omuzlarıma attım. " Ben çıkıyorum acelem var " dedim ve kapıdan çıkmadan önce arkamdan " tamam o zaman güzellik akşam görüşürüz, parti inanılmaz olucak" dediğini duydum. Dışarıya adım attığım an hissettiğim soğuk hava yüzüme tokat gibi çarpmıştı. Kapıdaki korumaların selamlarına başımla karşılık verdim. Kabanıma iyice sarılıp kapıya getirilen arabama doğru ilerledim. İçeri girdiğim an bedenindeki buz kütleleri çözülmüş gibi hissettim. Isıtıcıyı çalıştırırken bir yandan da " acaba bu gün beni neler bekliyor?" Diye mırıldandım .Arabamı çalıştırıp malikanenin ihtişamlı kapıları arasından geçtim. Yönümü mysterious Three' ye yani 2 yıl önce açtığım mekanıma çevirdim. Mekan 3 katlı ve her katı ayrı bir yer olarak kullanıyorum. Zemin katı özel dizayn edilmiş bir bahçeye sahip olan bir kafeye çevirmiştim. Üst katı lüks bir restoran ve son olarak yer altındaki katı ,özel ses yalıtımları sayesinde ses sızdırmayan bir bar haline getirmiştim. Her detayına kadar kendim işlemiştim. İtalya'da mimarlık fakültesini birincilikle bitirdiğim için zorluk çekmeden yapım sürecini atlatmıştım. 2 saatlik yolculuğun ardından arkamdaki korumalarımın olduğu araçlarlarla beraber park alanına giriş yaptım.Arabamı bana özel olarak yapılan garaja park edip arabadan indim. Mekanın kapısından girerken paltomu korumalara verip sağlam ve kendimden emin adımlarla ilerleyip siyah dalgalı saçlarımı omuzlarımdan savurarak gözlüklerimi çıkardım ve havalı bir giriş yaptım. Dikkatleri direk üzerime çekmiştim . Alışık olduğum bir şey olduğu için omuz silkip girişe ,gelen müşterilerin fotoğraf çekebilmesi için yaptırdığım aynanın önünde durup kendime baktım ve hafifçe gülümsedim; kehribar gözlerim yansımama takıldığında, içimde fırtınalar kopan ama belli etmemekte usta olan kişiliğimi tebrik ettim. Bugün yakın bir arkadaşım olan ve aynı zamanda babamın ortağının oğlu olan Çağrı’nın doğum günü partisi vardı. Ve ben, Defne Çakır, bu mekânın sahibi, her şeyin kusursuz ve göz alıcı olmasını sağlamakla yükümlüyüm. Mükemmel olmayı takıntı haline getirmiş bir şizofren olabilirim. Ofisime geçip günlük işlerini hallettim. Kat müdürleriyle kısa bir toplantı yaptım. Toplantı sonrası telefonumun ekranına Eda'dan gelen bir bildirim düştü. Eda: hazırlan seni almaya geliyorum bebek. Bu gece için harika bir alışveriş yapmalıyız. 5 dakikaya ordayım. Mesajı okuduktan sonra yüzümde oluşan tatlı tebessümle adımlarımı çıkışa doğru çevirdim. Kafeden ikimiz için iki kahve ve yanına onun sevdiği çikolatalardan aldım. Kapıya geldiğimde korumalardan biri paltomu omuzlarıma bıraktı. Dışarıya çıktığımda arabanın kaputuna yaşlanmış Eda 'yı görünce adımlarımı hızlandırıp yanına ulaştım. "Hadi gidelim yeni koleksiyona bayılacaksın " heyecanla söylediği cümleye "sana da merhaba Edacım" deyip gülerek göz devirdim. " Ay sanki her gün birbirimizi görmüyoruz" diye çemkirdi bana. Elimdeki kahvelerden birini ona uzattım ve arabaya binip Avm'ye doğru yola koyulduk. Yolda giderken anlattığı dedikoduları dinleyip sorularına kısa cevaplar verdim. Fazla konuşkan bir insan değildim oda buna alışık olduğu için fazla üzerinde durmuyordu . Sonunda Avm' ye geldiğimizde ünlü bir tasarımcının kışa özel koleksiyonunda tam zevkime göre tasarlanmış harika bir elbise bulmuştum. Eda da kendine bir elbise bulduktan sonra mekana geri dönüp ertesi günün işlerini de hallettim çünkü yarın babamın ortakları ile birlikte ailecek Golf oynamaya gideceğiz. Parti'nin başlamasına yakın odamda ne olur ne olmaz diye yaptırdığım giyinme odama girip hazırlanmaya başladım. Elbisemi giyip gece makyajmı da yaptıktan sonra Göktuğ abime geç kalmamaları gerektiği hakkında bir mesaj atıp ayaklandım. Üzerimdeki şık ve özel tasarım olan bordo , belimi ikinci bir deri gibi saran ve vücut hatlarımı epey belirgin gösteren elbisemi düzeltip aynadan son kez kendime baktım. Mekanın içinde yer alan ve bana ait olan , özel dizayn edilmiş odamdan sakin adımlarla çıkıp koridorun sonundaki merdivenlerden inmeye başladım. Geniş , aslında bar olarak kullanılan ama bugüne özel parti yeri olarak kullanılacak alana doğru ilerledim. Dudağımdaki , benden hiç eksik olmayan kırmızı rujumun üstünden dolgun dudaklarımı yaladım ve etrafa kısa bir bakış attım. Parti başlamadan önce son kontrolleri yaparken kapıda duran güvenlik görevlilerine kısa bir bakış attım. Her şey yolunda görünüyordu. Ama içimden bir his bu gece herşeyin istediğim gibi olmayacağını söylüyordu. Saat sekiz olmuştu ve konuklar yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Çağrı, kapıda bana doğru koşar adımlarla geldi. Saçları hafif dağınık, giydiği takımın içinden yakışıklı yüzündeki neşesi dört bir yana saçılıyordu. Kendisi biraz fazla enerjik bir insandı , benim aksime.. “Yavru, Her şey mükemmel görünüyor! Bu gece unutulmaz olacak, biliyorum!” dedi, gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Gülümseyerek bir elimi omzuna atıp dost edasıyla sıvazlayarak “Merak etme, canım doğum günü partinin hakkını vereceğim. Ama sen de biraz sakin ol, yoksa pastayı kesmeden kalpten gideceksin." O bu dediğime gülerken sanki hissetmiş gibi yönümü kapıya doğru çevirdiğimde kapıdan etrafı inceleyen ve sanırım beni arayan Burak'ı gördüm. Gözlerini bizim olduğumuz tarafa çevirdiğinde gözündeki haylaz pırıltılarla bana doğru koşar adımlarla gelmeye başladığını gördüm. Başlıyordu benim mesai... " Yine mükemmel iş çıkarmışsın zilli " deyip bir kolunu omzuna attı. O sırada yan masadaki kızlardan sarışın olanının Burak'a çekimser bakışlar attığını gördüm. Sanırım çekindiği kişi bendim. Burak'ın da kızı fark etmesiyle aralarında flörtöz bir bakışma yaşandı. " Benim ufak bir işim var, hemen geliyorum. " Deyip göz kırptı. Odağı direk kızlara kaymıştı .yanımdan ayrılmadan önce hafifçe kalçasıyla beni iterek geçti. O sırada, Sibel ve Göktuğ da geldi. Sibel abartılı bir şekilde giyinmiş, abartılı kahkahalar atıyordu; Göktuğ ise tam tersine ciddi, ama gözlerinde her zaman olduğu gibi bir sıcaklık vardı.“Defne, yine herkes senin gözlerini takip ediyor gibi, değil mi?” diye fısıldadı Göktuğ, hafifçe gülümseyerek.“Her zaman öyle, ama bugün biraz daha fazla olacak gibi,” dedim, içimden gelen hafif bir gerginlikle. Mekân tamamen dolduğunda, ışıklar biraz daha loşlaştırıldı, kristal avizelerin yansımaları odanın her köşesinde parlıyordu. Konuklar gülüyor, sohbet ediyor, kokteyl bardan aldıkları içkilere birbirlerine neşeli bakışlar atıyordu. Ortama flörtöz bir hava hakimdi. Ben, her zaman olduğu gibi, kalabalığın içinde gezip konuklara selam verip herşey yolunda mı diye kontrol edip kendi masama yani yakın arkadaşlarımın olduğu , loca tarzı , yerden biraz yüksekte olan kısma geçiyordum. Tam o sırada bara yanında iki koruma ile gelen ve bütün dikkatleri -benden sonra ilk kez -üzerine çeken bir adam girdi. Geceyi andıran siyah dalgalı saçlara, sapsarı gözlere ve heybetli bir vücuda sahipti. Gözlerinin odağı biraz etrafı inceleyip bizim masamıza çevrildi. Yavaşça buraya doğru yürüyordu. Ve işin tuhaf tarafı, rahatsız edici ama bir o kadar da çekici bir havayla etrafı süzüyordu. Son anda telefonu çalmış olmalı ki ,telefonunu kulağına götürüp ciddi bir ifadeyle karşıdakini dinledi . Bu sırada sonbahar yaprağını andıran gözleri dikkatle onu inceleyen kehribarlarımla buluştu. Ürkütücü bir ciddiliği vardı. Uzun bir bakışmanın ardından telefonu kulağından indirdi. Ve yanındaki adamlarına dönüp birşeyler söyledi. Bende gözlerimi ondan çekip Çağrı'nın pastayı kesmesine odaklandım. Pasta merasimi bittikten sonra bazı konuklar dağılmaya başladı. Masada bizimkilerle koyu bir sohbete dalmışken elimdeki alkolsüz kokteylin bittiğini fark edip yenisini almak için bara doğru ilerledim. Masaya geri döndüğümde o adamı bizim masada Çağrıyla ciddi olduğunu düşündüğüm bir konuyu tartıştıklarına şahit oldum. Çağrı'nın beni farketmesiyle Defne bak seni biriyle tanıştıracağım" adama dönüp " bu yakışıklı bey Bora, yani Türkiye deki lakabı Bora İtalya'dan buralara kadar benim için geldi. " İsminin Bora olduğunu öğrendiğim adam bana yaklaşıp " Ciao ,Bella signora " dedi ve elimi öpüp " tanıştığıma memnun oldum . Ben Salvatore " dedi. Aksanlı ve kalın sesi kulağa güzel bir melodi gibi gelmişti. Söylediğine karşılık olarak" Piacere di conoscerla anche per ne signore."* Dedim. * Sizinle tanışmak büyük bir zevk beyefendi * Anlaşılan benden böyle bir atak beklemiyordu. Şaşkınlığını gizleme gereği duymadan " dilimizi müthiş konuşuyorsunuz. Acaba nasıl öğrendiğimiz hakkında merakımı gidermenizi istesem kabalık etmiş olur muyum?" Bu dediğine karşın ağzımdan küçük bir kıkırtı kaçmasına engel olamadım. " Ah teşekkür ederim sizde Türkçe konusunda fena değilsiniz." İstemsizce alt dudağımı ısırıp "Üniversiteyi İtalya'da okudum. Mimarlık bölümünü birincilikle bitirdim, o sırada dilimi geliştirmek için bayağı zamanım olmuştu " gözleri parıldayarak bana baktı. Merakıma yenik düşerek "Peki siz, Türkçeyi nasıl öğrendiniz ?" Tam cevap vermek için ağzını araladığı sırada gürültülü bir silah patlama sesiyle her kes kaçışmaya başladı. Göğüs kafesimde hissettiğim acıyla boğuk bir inleme dudaklarımdan firar etti. Yere yığılacağım sırada güçlü bir kol beni yakaladı. Arkamdan Burak'ın "Defne! Defne vuruldu , Göktuğ! " Koşarak yanıma gelen Burak delirmiş gibi etraftaki adamlara bağırıp nasıl bu kadar sorumsuz olduklarını soruyordu. Bir elini kafamın altına koyup yüzüme gelen saçlarımı çekerek " Defne güzelim dayan , ne olursun dayan senide kaybedemem olmaz!" Panikleyen sesinin ardından gözlerim ağırlaşarak yavaşça kapandı. Son gördüğüm ve duyduğum şey Göktuğ abimin beni arabaya taşıyıp Burak'ın kucağına kafamı yaslaması ve arkadan sürücü koltuğuna geçmesi . Sonrasında Bora'nın " Accidenti! hemen bunu yapanı yakalayın onun ecdadını s*keceğim! " Demesiydi. Bu gece, Ankara’nın karanlık kışından gelen soğuk rüzgâr gibi, Bora’nın varlığı da hayatıma sessiz ama keskin bir şekilde girmişti. Ve ben, bunun yalnızca bir başlangıç olduğunu henüz bilmiyordum…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.