İçeriğe geç

Kırık Bir Kalp

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Kırık Bir Kalp

Bölüm 1

Kütüphaneden aldığın kitapla birlikte odana doğru yürürken bir bağırış sesi duyarsın. Oysa öğlenden beri ses olmadığı için mutluydun. Çünkü genelde bu evde sessizliği zor bulurdun. Sese doğru yavaşça ilerlersin. Ses üvey kardeşin Daphne'den geliyordu. Baban 8 sene önce ikinci kez Charlotte adında yeni boşanmış bir kadınla evlenmişti. Kadın senden hiç hoşlanmamıştı ve hoşlanmaya niyeti de yoktu. Zaten sende ondan hiç hoşlanmıyordun. Kapıya doğru yaklaşırsın . Kapıya kulağını dayarsın ve sesi dinlemeye başlarsın. "Ben sizden bu ayakkabıyı istediğimi hatırlamıyorum." "A-ama siz bize bu ayakkabıyı istediğinizi söylemiştiniz" Birden tiz bir kahkaha duyarsın. "Siz beni salak yerine mi koyuyorsunuz acaba?" Derin bir nefes verir. " Evet bu ayakkabıyı istemiştim ama topuğu uzun olacak şekilde olacaktı." "Efendim çok özür dileriz. Bir daha böyle bir hata yapmayacağız merak etmeyin." Bir süre daha yalvarışlar devam etti. Bundan bıkmış olacak ki "Yeter artık sesinizi duymak istemiyorum. Cezadan asla sıyrılamazsınız."

Hizmetçilerin yalvarışları yavaş yavaş çığlıklara dönüşüyordu. Bir kaç saniye boyunca sesler devam etti. Sense sinirlenmekten başka bir şey yapamadın. Çünkü eğer onu durdurursan ne olacağını biliyordun. Birden kapı açıldı ve karşısında seni gören Daphne, aldırmadan yürümeye devam etti. İçeri göz attığında hizmetçilerin ayakkabı ile dövüldüğünü anladın. Tam odana doğru gidecekken abinin buraya doğru geldiğini fark ettin. Haftalar sonra göz göze geldiniz. Kendisi çoğunlukla odasında olurdu. Odasında olanları duymuş olacak ki hemen hizmetçilerin yanına doğru ilerledi. O, her zaman başkalarının (özellikle Daphne'nin)pisliklerini temizlerdi. Adımıza leke sürünmemesi için yapardı ama pek işe yaradığı söylenemezdi. Kapıyı hemen kapatınca hafiften irkildin. Babanın ölümünden açıkça çok etkilendiği belliydi. Çünkü her şey onun üstüne kalmıştı. Ama bu olay seninle abinin arası açmıştı. Herkes bu olayın arkasını araştırıyordu ama hiçbir şekilde olumlu sonuç alamadınız. Ama sen bu olayın arkasını çözmeyi çok istiyordun. Ve bir şekilde de çözücektin.

Birkaç Hafta Önce

"Efendim, balonun en güzel kızı siz olacaksınız." Siyah saçın güzelce arkadan toplanmıştır. Göz rengin ile uyumlu masmavi bir elbise giymiştin. Baş hizmetçin Catherine makyajın ile uğraşmaktaydı. "Bu senden her zaman duyduğum şey değil mi."dedin gülerek. "Evet ama bugün ayrı bir güzel oldunuz." gülümsersin. Makyajın tamamlanınca yavaşça aşağıya doğru inersin, herkes hazırlanmış haldedir. "Oraya gittiğimizde bir olay istemiyorum haberin olsun Daphne. Ayrıca olabildiğince konuşmaya çalış böylece erkekler seni fark etsinler.." Umursamayarak" Merak etme ben halledirim" Abin geldiğini fark eder ve elini uzatır. Elini tutarsın. Elini öper. "Bugün çok güzel görünüyorsun kardeşim" Gülümseyerek "Teşekkür ederim" "Kızların hepsi gerçekten çok güzel olmuş değil mi tatlım?" bunu diyen babandır. İstemeyerek olsa da Charlotte da "Evet gerçekten öyle." Daphne sana iğrenmiş şekilde bakar. Herkes arabaya doğru yol alır ve binersiniz. Balo, Londra'nın önemli insanlarından biri olan Elena Dainty tarafından düzenlenmiştir. Arabadan indiğinizde sizi bembeyaz, kırmızı güllerle kaplı bir malikane karşılar. Hayranlıkla etrafına bakarsın. İçeri girdiğinizde de aynı dışı gibi içi de güzeldir. Bütün asiller toplanmış, hepsinin yüzünde her zaman ki aynı sahte gülümseme ile balodalar. Çoğu baloda olduğu gibi herkes birbirinin dedikodusunu yapma peşinde. Sen kimseye aldırmadan babanın arkasından yürüyorsun ve birilerinin daha olduğu masaya ilerliyorsun. "Albert, seni görmeyeli uzun zaman oldu" "Bende bir daha görüşemeyeceğimizi düşünmüştüm Francis. Hiç mektup göndermiyorsun." Albert Anderson babamın eski ortağı ve yakın arkadaşı. Kumaş fabrikamızda boya konusunda bize hayli bir fayda sağlamıştı. Baban sohbet ederken içki getirenlerden bir içki kaparsın ve kalabalığı izlemeye başlarsın. Birini fark edersin ve o an donup kalırsın .Sarı güneş gibi parlak saçlar ve orman yeşili gözler. Seni görünce kalabalıktan yanına doğru gelmeye başlar. Felix Anderson. Albert'ın oğlu ve senin eski sevgilin. O bir şeytandı, kır kıyafeti giyen, sanki eviymiş gibi ateşin içinde dans eden, hatta şefkatle okşayan hoş bir kucaklama. Göze hoş gelen bir şey değildi, tüm bunları eriten yakıcı, toksik asit gibiydi. Ölümcül güzelliğine göz diken, kötü adamların hainiydi, zalim ve acımasız, aşkı ve ona benzeyen duyguları bilmeyen bir varlıktı, acı çekti, insanlara acı çektirdi. Seni içten içe mahveden bir sevgiliydi. "Merhabalar efendim, James ve güzel leydiler. Sizi burada görmeyi beklemiyordum." Abin ona nefretle bakar. "Bizde seni görmeyi beklemiyorduk Felix. Ne zaman döndün Londraya?" "Uzun zaman olmadı. İtalyada işim bittiği gibi geldim." "Gerçektende söylenenlerdeki gibi işinizi tutkuyla yapıyorsunuz dedi Charlotte. "Açıkçası benim hakkımda ne diyorlar bilmiyorum ama bunun doğru olduğunu söyleyebilirim." Etrafta sahte gülücükler saçarlar. Vals müziği çalmaya başlar. Keman ve trompet sesleri havada uçuşur. Felix'in yanına doğru ilerlersin. Buz gibi bir sesle "Yanımıza gelme cesaretine sahip olduğuna inanamıyorum" Aynı soğuklukla "Ben sadece konukluk görevimi yerine getiriyorum. Aranızdaki gerilim elle tutulur bir haldeydi. Gerilimi Felix bozdu. "Dans eşim olmak ister misin" "Neden bana soruyorsun, Dahpneye sorsana." "Ama ben sana soruyorum". "Üzgünüm ama artık seninle birlikte olmaktan nefret ediyorum. "Tam bahçeye doğru dönecekken Felix ellerinden tutup kalabalığın içine doğru zorla sürükler. Kollarını belime doladı ve beni kendine çekti, görkemli gözlerine bakmaktan kendimi alamadım, bu gece ezeli düşmanımla dans edeceğimi düşünmek sadece rüyalarımda olacaktı çünkü kalbimde o benim düşmanım değil hala aşkımdı .Hareketleri yaparken parmak uçlarının ve ellerinin omuzlarımda ve belimde hissettiği his omurgamdan aşağıya ürpertiler gönderdi. İkimiz birlikte sesin içinde ve birbirimizin içinde kaybolduk. Hareket etme şekli ve onun kollarına girme şeklim bir rüya gibiydi. Dans ettik ve sallandık, birbirimizle göz temasını asla kesmeden insanların yanından geçtik. Gecenin görünürde sonu yoktu. Olmayı tercih edeceğim hiçbir yer yoktu.

"Memnun musun?" Sesi pürüzsüzdü ve tenimi tereyağı gibi yıkadı, aklımı yıkadı ve beni pusun içine sürükledi.

"Ne?" Müzik hızlanıp yoğunlaşmaya başladığında belindeki tutuşu daha da sıkılaştı.

"Eğleniyor musun?" dedi. Gözleri şiddetli bir yoğunlukla görülüyordu; aniden kıvılcımlanan vahşi bir ateş, tüm ruhunu alevlendiriyordu.

Çılgınca dönerken, onun yoğunluğunun ağırlığı üzerime çöktü, müzik aniden doğal olmayan bir hız ve yoğunluk kazandı.

"Evet, eğleniyorum." Bu irade testini kaybetmeye hazır olmadığım için gözlerinin derinliklerine baktım.

Birden eski anılarımızı hatırlayınca ona olan hislerim açığa çıktı.

Kendimi kör edici bir hızla toprakları silip süpüren şiddetli bir ateş tarafından yutulmak üzere olan küçük bir sincap gibi hissettim.

Yanaklarımın kızardığını, nefes alışverişimin hızlandığını hissettim. Kollarında kaybolduğumu ve onun yakıcı yoğunluğu ve arzusunun tuzağına düştüğümü hissettim.

Ateşli gözlerine baktım ve gülümsedim, öne çıkıp ona baskı yaparken içimde yeni bir kararlılık kıvılcımı hissettim.

Geri çekildi ve ben hızla dansın kontrolünü ele geçirdim, "Bu benim dansım, onu benden almaya cesaret edemezsin."

"Yalnızca bir aptal senden bir şey almayı düşünebilir." Ateşi giderek daha da alevlendi ve yoğunluğu daha da arttı.

Her adıma, arzumun ve gücümün her zerresini dökerek öne çıktım. Dudaklarım onunkine değene kadar kollarının derinliklerine doğru ittim.

Beni tutku dalgalarıyla dolu amansız bir okyanusa çekerken etrafımdaki tutuşu daha da sıkılaştı. Önceki vahşi ateşe benzemeyen şiddetli bir fırtına beni bütünüyle yuttu ve yuttu. Tek bir öpücükle aramızda yılların tutkusu ve arzusu paylaşılmıştı. Bir süre böyle kaldınız. Dudaklarınızı çektiğinizde sordun "Neden bunu yaptın?" "Belki de eğleniyorumdur." "Eski zamanlardaki gibi mi?" "Belki.. Peki sen?" "Bende seninle eğleniyorumdur belki senin yaptığın gibi? Ama şunu itiraf etmeliyim eğlence anlayışın berbat." "Gerçekten öyle mi düşünüyorsun." "Evet aynı senin gibi." "Neden benim hakkımda böyle düşünüyorsun?" "Çünkü benim hayatımı mahvettin tek bir sözle" "Estella bu konuyu lütfen konuş-" Birden çığlıklar yükselir ve kafanı çevirdiğinde insanların bir yere doğru toplandığını görmüştün. Bir adam yere yığılmıştı. Daha dikkatlı bakınca o adam senin babandı. "BABA!" Kollarını Felix'in omuzlarından çekersin ve koşarak yanına gidersin.

Ama artık çok geçti, baban ölmüştü.

"Zehirlenme dediler" James artık evin başı olduğu için bütün haberler ilk ona iletiliyordu. Herkes masada toplanmış yas tutuyorlardu. "Kimin yaptığı bulunmuş mu" dedi Daphne "Malesef, ama kimin yaptığını bulacağım merak etmeyin. Elinde sonunda" Daha fazla dayanamayınca yavaşça masadan kalkar ve odana doğru ilerlersin, gözündeki yaşları akıtmaya başlarsın. Ve bunu yapanı bulacağına dair ant içersin. Ne olursa olsun.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.