İçeriğe geç

Kırık Aynalar Arasında

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Kırık Aynalar Arasında

Bölüm 9

Bodrumdaki Ayna

Yağmur başladığında Lara çoktan yoldaydı.

İstanbul geceleri bazı sırları saklamak için yaratılmış gibiydi.

Sokak lambalarının altında yağmur çizgiler halinde düşüyor, eski duvarlar karanlığın içinde eriyordu.

Direksiyonda Kaan vardı.

İkisi de konuşmuyordu.

Motorun sesi ve sileceklerin ritmi aralarındaki sessizliği dolduruyordu.

Sonunda Lara dayanamadı.

"Beni hâlâ neden korumaya çalışıyorsun?"

Kaan gözünü yoldan ayırmadı.

"Koruduğumu kim söyledi?"

"Çünkü her seferinde beni uyarmaya çalışıyorsun."

"Her seferinde beni dinlemiyorsun."

"Bu cevap değil."

Kaan kısa bir nefes verdi.

"Sen de sorularına cevap almak konusunda oldukça takıntılısın."

"Mesleki deformasyon."

"Hayır."

İlk kez ona baktı.

Bir saniyeliğine.

"Bu aileden geliyor."

Lara sustu.

Annesini düşündü.

Babasını.

Hiç tanımadığı insanları.

Ve şimdi yanında oturan adamı.

Amcası olduğunu söylediği adamı.

"Gerçekten amcam mısın?"

Kaan'ın elleri direksiyonda gerildi.

"Konu yine buna mı geldi?"

"Evet."

"Çünkü inanmak istemiyorsun."

"Çünkü kimse bana bunu kanıtlamadı."

Kaan bir süre cevap vermedi.

Sonra cebinden eski bir zincir çıkardı.

Direksiyondan ayırmadan uzattı.

"Bak."

Lara aldı.

Gümüş bir kolyeydi.

Açılır kapanır eski madalyonlardan.

İçini açtı.

İçinde iki fotoğraf vardı.

Birinde annesi.

Diğerinde küçük yaşlarda bir erkek çocuk.

Kaan.

Fotoğrafın altında küçük bir tarih yazıyordu.

1978.

"Annem neden sende?"

Kaan'ın sesi yumuşadı.

İlk kez.

"Çünkü onu seviyordum."

Lara dondu.

Arabanın içindeki hava değişti.

"Bunu farklı anlama."

"Nasıl anlamam gerekiyor?"

Kaan acı bir gülümseme gösterdi.

"Nermin benim ablam gibiydi."

Sessizlik geri döndü.

Ama artık aynı sessizlik değildi.

Yalı göründüğünde saat gece yarısını geçmişti.

Beykoz kıyısında tek başına duruyordu.

Kararmış ahşap cephe.

Yılların ve yangının bıraktığı izler.

Boş pencereler.

Karanlık.

Yağmur altında dev bir hayalet gibiydi.

Lara istemsizce ürperdi.

"Burada mı büyüdü?"

"Evet."

"Sen de burada mıydın?"

"Evet."

"Yangın gecesi?"

Bu kez Kaan cevap vermedi.

Arabayı durdurdu.

Motor sustu.

Sessizlik çöktü.

"İşte geldik."

Demir kapı gıcırdayarak açıldı.

Bahçe yabani otlarla doluydu.

Taş yolların yarısı görünmüyordu bile.

Ama yalı hâlâ ayaktaydı.

İnatla.

Tıpkı bazı sırlar gibi.

Kaan cebinden el feneri çıkardı.

"Yakınımda kal."

"Emir vermeyi bırak."

"Bu emir değil."

Durdu.

Sonra alçak sesle ekledi.

"Rica."

Lara bunu duyunca istemsizce şaşırdı.

Kaan Karaca'nın sözlüğünde bu kelimenin var olduğunu düşünmemişti.

İçeri girdiklerinde küf kokusu karşıladı onları.

Toz.

Nem.

Yanmış ahşap.

Yıllardır terk edilmiş yapıların o kendine özgü kokusu.

Merdivenler hâlâ duruyordu.

Duvarların bazı bölümleri kararmıştı.

Ama asıl dikkat çeken şey fotoğraflardı.

Koridor boyunca eski çerçeveler asılıydı.

Çoğu boştu.

Bazılarının camı kırılmıştı.

Bazıları ise yerinde duruyordu.

Lara birinin önünde durdu.

Fotoğraftaki kadın annesiydi.

Genç hali.

On altı yaşlarında.

Gülüyordu.

Gerçekten gülüyordu.

Lara hayatında annesinin gülümsediği tek bir fotoğraf görmemişti.

Boğazı düğümlendi.

"Bu..."

"Biliyorum."

Kaan yanına geldi.

"Bu fotoğraf yangından sonra bile burada kalmış."

Lara elini çerçeveye uzattı.

Tozlu camın üzerinden geçti.

Annesine ilk kez bu kadar yakın hissediyordu.

Ve ilk kez bu kadar uzak.

Bodrum kapısı mutfağın arkasındaydı.

Kalın taş duvarların arasında.

Ağır.

Paslı.

Ve kilitli.

Lara cebindeki anahtarı çıkardı.

Sabiha'nın verdiği.

Yıllardır taşıdığı.

Bütün olayları başlatan anahtar.

Kilit deliğine yerleştirdi.

Tık.

Anahtar uydu.

Kaan gerildi.

Lara bunu fark etti.

"Neden böyle bakıyorsun?"

"Çünkü yirmi yıldır bu kapının açılmasını bekliyorum."

"Sen açamaz mıydın?"

"Hayır."

"Niye?"

Kaan gözlerini kapattı.

"Kilit sadece o anahtarla açılıyor."

Tık.

Mekanizma döndü.

Kapı aralandı.

İçeriden buz gibi hava yükseldi.

Bodrum beklediğinden büyüktü.

Taş duvarlar.

Eski raflar.

Çürümüş sandıklar.

Ve odanın tam ortasında...

Ayna.

Devasa bir ayna.

Yaklaşık iki metre boyundaydı.

Kenarları işlemeliydi.

Eskiydi.

Çok eski.

Ama garip olan şey buydu.

Odadaki her şey çürümüş görünüyordu.

Ayna hariç.

Ayna kusursuzdu.

Sanki biri her gün temizliyordu.

Lara yavaşça yaklaştı.

Yansımasına baktı.

Kaan da görünüyordu.

Arkasında durmuştu.

Sessiz.

Gergin.

Bir şey bekler gibi.

"Aynada ne var?"

Kaan cevap vermedi.

"Bu yüzden mi herkes korkuyordu?"

Sessizlik.

Lara aynaya biraz daha yaklaştı.

Ve o anda bir şey fark etti.

Yansımasında bir şey eksikti.

Kaşlarını çattı.

Tekrar baktı.

Kalbi hızlandı.

Çünkü aynada kendisi vardı.

Oda vardı.

Raflar vardı.

Ama...

Kaan yoktu.

Lara nefesi kesilmiş halde döndü.

Kaan arkasında duruyordu.

Gerçekti.

Oradaydı.

Ama aynaya baktığında görünmüyordu.

Tam o anda odanın bir köşesinden bir ses geldi.

Tık.

İkisi de döndü.

Taş duvarlardan biri hareket etmişti.

Yavaşça.

Gıcırtıyla.

Ve arkasında gizli bir oda açılmıştı.

Kaan'ın yüzündeki bütün renk çekildi.

İlk kez.

Gerçek anlamda korkmuş görünüyordu.

"Hayır."

Lara ona baktı.

"Ne oluyor?"

Kaan gözlerini açılan karanlık boşluktan ayırmadı.

Sesi neredeyse fısıltıydı.

"Birisi bizden önce buraya gelmiş."

Ve gizli odanın içinden gelen ikinci ses ikisinin de kanını dondurdu.

Çünkü içeride biri vardı.

Ve karanlığın içinden çok yavaş bir alkış sesi yükseliyordu.

🗣️ Okuma Kulübü Sorusu: Gizli odadaki kişi kim olabilir? Yangın gecesinden sağ kurtulan üçüncü kişi mi, yoksa yıllardır Lara ve Kaan'ı izleyen bambaşka biri mi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.