Lara durdu.
Kaldırımın ortasında, insanlar etrafından akıp geçerken, tek başına durdu.
"Adınız ne?" dedi.
"Önemli değil şu an."
"Benim için önemli." Sesi sakin çıkmasına şaşırdı. İçinde bir şeyler koşuyordu ama sesi düzdü. "Annemin arkadaşıysanız ve ondan bahsediyorsanız adınızı bilmek istiyorum."
Kısa bir duraklama. "Sabiha."
"Sabiha Hanım." Lara yürümeye başladı, otomatik olarak, ayaklar hareket ediyordu. "Beni nasıl buldunuz?"
"Kaan'ı takip ettim."
Cümle havada kaldı.
Lara bir duvar dibine çekildi, kalabalıktan uzaklaştı. "Ne demek takip ettiniz?"
"Ne demek olduğunu biliyorsunuz." Sabiha'nın sesi yorgundu. Yaşlı bir insanın yorgunluğuydu bu, tek bir günün değil, yılların biriktirdiği. "Kaan tabloyu size götürdüğünde anladım. Hareket etme vakti geldi diye düşündüm."
"Hangi hareketten bahsediyorsunuz?"
"Yalıya gitme vakti." Durdu. "Ama önce benimle görüşmen lazım."
Lara düşündü.
Sabiha. Annesinin en iyi arkadaşı. Yangında varmış. Ama annesi o yangında ölmemişti, annesi Kadıköy'deki apartman yangınında ölmüştü, Lara altı yaşındayken.
İki yangın.
Aynı aile, iki ayrı yangın.
"Neredesiniz?" dedi Lara.
"Üsküdar. Yazarım adresi."
"Ne zaman?"
"Bu öğleden sonra. Bekleyemeyiz."
Mesaj geldi, bir adres ve tek cümle: "Kapıyı çal, açarım."
Lara telefona baktı. Sonra Kaan'ın kartına baktı, cebinden çıkardı, iki kartı yan yana tuttu. Kaan'ın kartında hiçbir şey yoktu, sadece numara. Sabiha'nın mesajında ise bir adres, bir eylem, bir acele.
İkisi de bir şeyler biliyordu.
İkisi de tam söylemiyordu.
Üsküdar'a geçti vapurla.
Kasım denizi dalgalıydı, tekne sallandı, birkaç yolcu tutundu. Lara güverteye çıktı. Avrupa yakası uzaklaşırken Anadolu yakası yaklaşıyordu, iki kıta arasında o kısa su parçası, İstanbul'un en eski sınırı.
Annesi bu suya bakmış mıydı? O yaz, o yalıda, küçük bir kız olarak bu Boğaz'ı seyretmiş miydi?
Lara hiç bilmiyordu.
Ve bu bilmemek, şimdiye kadar normal gelmişti. Annesi yoktu, geçmişi yoktu, olmayanı aramak anlamsızdı. Lara bunu kendine yıllarca söylemişti.
Ama şimdi geçmiş onu arıyordu.
Adres küçük bir apartmanın üçüncü katına çıkıyordu.
Lara kapıyı çaldı.
Açan kadın seksenli yaşlarındaydı. Küçük, beyaz saçlı, gözlüklüydü. Ama gözleri keskin bakıyordu, yaşı ele veren tek şey ellerin derisiyle seste biriken o yorgunluktu.
"Lara," dedi kadın. Soru değildi.
"Sabiha Hanım."
Kadın bir an baktı. Sonra yana çekildi. "Gir."
Daire küçüktü ama kitapla doluydu. Her duvar, her köşe, raflar, zemin, sandalye kolları. Eski dergiler, ciltli kitaplar, bazılarının sırtı okunmaz olmuş. Lara bu odayı tanıdı, restoratörlerin tanıdığı gibi, zamanın biriktiği mekânlar böyle hissettirirdi.
"Otur," dedi Sabiha. Mutfağa geçti, sesler geldi, çay hazırlıyordu.
Lara oturdu. Sehpanın üzerinde bir fotoğraf çerçevesi vardı, ters dönmüştü. Kasıtlı mıydı?
Sabiha çayları getirdi ve karşısına oturdu. Lara'ya baktı, uzun baktı, sanki bir hesap yapıyordu.
"Annen gibisin," dedi sonunda. "Ama gözlerin farklı."
"Kimin gözleri?"
"Babanın."
Lara bardağı koydu.
"Babam hakkında bir şey bilmiyorum," dedi. "O da gitti."
"Gitmedi." Sabiha'nın sesi düzdü, neredeyse acımasızdı bu düzlük. "Gönderildi."
Oda sessiz kaldı.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Sabiha sehpaya uzandı, ters fotoğrafı düzeltti.
Lara baktı.
Üç kişilik bir fotoğraftı. Genç bir kadın, genç bir erkek ve aralarında küçük bir bebek. Kadın tanıdıktı, annesi, gençti ama aynı yüz. Erkek ise Lara'nın hiç görmediği bir yüzdü.
Bekliyordu ki tanıyamayacak.
Ama tanıdı.
Daha genç, daha az yorgun, ama aynı kemikler, aynı alın, aynı elle tutulur ağırlık.
Kaan Karaca.
"Bu," dedi Lara. Sesi çıkmadı düzgün. "Bu."
"Evet," dedi Sabiha.
"Bu Kaan mı?"
"Hayır." Sabiha bardağını koydu. Gözleri Lara'dan ayrılmadı. "Bu senin baban."
Lara fotoğrafa baktı. Tekrar baktı. Sonra Sabiha'ya baktı.
"Ama bu yüz."
"Biliyorum."
"Bu Kaan'ın yüzü."
Sabiha başını eğdi, evet anlamında, ama yorgun bir evet.
"Kaan Karaca senin babanın kardeşi," dedi. "Öz kardeşi. Ve o yangında ne olduğunu biliyor. Hepsini biliyor."
Dışarıdan bir ambulans sireni geçti, uzaklaştı, oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Lara fotoğrafı tutuyordu. Elleri titriyordu, anahtar cebinde ağırdı, annesinin yüzü çerçevedeydi.
Kaan amcasıydı.
Ve hiçbir şey söylememişti.
🗣️ Soru: Kaan, Lara'nın öz amcası olduğunu bile bile neden kendini tanıtmadı? Bu sessizlik onu korumaya mı yoksa başka bir şeyi gizlemeye mi yönelik?