Eski tren vagonunun pasli demir duvarları, Rüzgar'ın kulaklığından dışarı taşan sert rap ritimleriyle hafifçe titriyordu. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan İstanbul
yağmuru vagonun tavanını dövüyor, içeriye eski metal ve nem kokusu karışıyordu. Rüzgar, altındaki kaykayı tek bir hareketle köşeye firlatıp masanın kenarına ilişti. Umut ise her zamanki gibi kalın hukuk kitaplarından birine gömülmüş, gürültüye aldırmadan satırların altını çiziyordu.
İçeri girip demlediğim çayı eski masaya koydum Umay elindeki fotoğraf makinesini incelerken çok tuhaf bakıyordu - Umay iyimisin?kafasını hayıra işaret ederek
Buraya bakın.
Hepimiz ne oldugunu anlamaya
çalışarak baktık.
Umut bu ne Umay.
Umay, Pusat'a bakarak
- Ailenin kaza yaptıgı araba
Pusat bir an duraksadı. Gözleri karardı,kalbinin atışını kulaklarında hissetmeye başladı. Masanın kenarından destek alarak Umay'ın yanına
eğildi.
Hurdaya dönüşen arac tanıdıktı ama asıl dikkat ceken plakanın altındaki gölgeydi "bu fotoğrafı nerden buldun" diye sordu sesindeki korkuyu gizlemeye çalışarak. Umay yutkundu "eski eşyalardan çıkardım mu makinayı içinde bu hafıza kartmakinayı içinde bu hafıza kartı vardı Ve en garibi ne biliyor musun? Bu fotoğraf, kazanın resmi kayıtlarından tam yarım saat önce, profesyonel bir açıyla çekilmiş. Biri oradaydı Pusat. Kaza olduğunda, hatta belki de olmadan hemen önce...". Umut bianda kalkıp "bu olamaz" duraksadı "eğer bu gercekse dosya yeniden açılmalı"
4

