Baran’la konuşmamın ardından, ofisimin penceresinden dışarıya baktım, şehir adeta nefes alıyordu. Sokak lambalarından süzülen sıcak sarı ışık, yağmurla parıldayan kaldırımlara vuruyordu. Gökyüzündeki kalın, gri bulutlar ağır ağır hareket ediyor ve ufaktan bir yıldırım çakmasını andıran titremeler geceyi aydınlatıyordu. Yaşadığım şehir hüzünden besleniyordu sanki; ama aynı zamanda bir umut da taşıyordu içinde, tıpkı kalbimdeki gibi. İçimdeki intikam ateşi, şimdi Baran’ın olası suçsuzluğu düşüncesiyle çatışıyordu. Hangi yöne bakarsam bakayım, geçmişin gölgeleri etrafımda dans ediyordu. Annem ve babam. Onları hatırladıkça kalbim sıkışıyor, boğazım düğümleniyordu. O sırada ofis kapım nazikçe çalındı ve Ela içeri girdi. Ardından yayılan hafif lavanta kokusuyla odanın atmosferi yumuşadı biraz. "Serra, sana göstereceklerim var," dedi içeri adımını atarken, gözlerindeki ciddiyetle. Elinde birkaç dosya tutuyordu ve bakışları büyüleyici bir kararlılıkla parlıyordu. Bu kararlılık, Ela’yı daima güçlü ve yanımda hissetmemi sağlardı. "Baran’ın manipüle edildiğini düşünüyorum," diye ekledi hızla, "Burada bazı önemli belgeler var, onları incelemen gerek." Bu teklif bir yandan umut verirken, bir yandan da ihtiyatı elden bırakmamam gerektiğini hatırlattı. Geçmişte o kadar çok tuzağa düşmüştüm ki... Kalbimdeki kuşkular dudaklarımı suskun hale getirdi. Gözlerime bakması yetti her şeyi anlatmak için Ela'nın. Tam bu esnada Timur'un sesinin yankısı odada tekrar belirir gibi oldu zihnimde. Hırslı adam, beni Ela’nın dikkatli çalışmasına karşı uyarmıştı. Ancak içimde, işbirliği yapmanın doğru bir seçenek olabileceğine dair sessiz bir yankı vardı. Belki de bu, aradığım karanlıktaki ışık olabilirdi. Baran’la yaptığım konuşmaları yeniden hatırlarken, sözlerinde gizli bir acıydı bu; itiraf edilemeyen bir pişmanlık. Onunla içimde taşıdığımysa düşman mı yoksa beklenmedik bir yoldaş mı olduğu konusundaki bitmek bilmez sorgulamaydı. Ofisin dışında yağmur daha da hızlanmıştı. Damla damla pencerede bir müzik gibi akıyor, sokaktaki yaşam telaşla akıyordu. O an, fısıldayan rüzgârın kulağıma getirdiği o eski ses duyuldu: "Adaleti sağlamalısın Serra... Ama asla bilmediğin bir karanlığa boyun eğme." Baran'a yeniden güvenmek bir ihtimal miydi? Ve böyle bir güven indirimine gitmek, beni asla geri dönemeyeceğim bir yola mı sürükleyecekti? Geçmişin sisleri biraz açılmıştı belki ama gelecekteki mücadelelerin şiddetle kapımda olduğunun farkındaydım. Bir kez daha içimdeki cesareti topladım, adaletin peşinden kararlılıkla gitmeye devam etmeliydim. Baran’ın baş düşmanlarına karşı harekete geçmesi ve Ela’nın şimdilik sırlarla örtülü yardımlarıyla, belki gerçekler bir gün tüm açıklığıyla ortaya çıkacaktı. Ama o gün gelene kadar, her bir adımda sadece düşüncelerimin yankısı vardı yanımda. Ve nihayet, o gün gelmişti. İçimde bir farklılık hissettim, kararlılık ve umut karışımı bir his. Belki de bu, karanlıkta bir ışık görmekti.
Bölüm 26
Bölüm 26: Karanlıkta Bir Işık
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.