Duruşma salonunun boş koridorları boyunca yankılanan adımlarım, kalbimde dolup taşan öfkeyi her adımda daha da körüklüyordu. Serra Ilgaz olarak taşıdığım isim, artık intikam peşindeki bir gölgeye dönüşmüştü. Adaletin ağırbaşlı sessizliği içinde kulağımda çınlayan ses, hiç susmayan bir geçmişin yankısıydı. Hazırlık odamda elimi saçlarıma atarak geriye taradım; içimde kaynamakta olan kararlığı bir nebze olsun dizginlemek istedim. Onunla –Baran Karataş– yüzleşmek, geçmişte yaptığı hataların hesabını sormak için günlerimi, yıllarımı harcadım. O kutuplaşmış bakışlar, çatışmanın tam olarak buraya dönüşeceğini haber veriyordu. Geçmişin ağır bulutları, tam üzerimizdeydi. Nesrin yanımda, sakinleştirici bir etkiyle tüm bu fırtınaya bir nebze durgunluk getirmeye çalışıyordu. “Serra,” dedi, nazikçe koluma dokunarak, “bugün senin günün. Hissettiklerini kontrol edebilmelisin.” Derin bir nefes aldım. Lavanta kokusunun havaya karıştığını hissettim, Nesrin’in taze çayından yayılan o ferahlatıcı kokunun beni hafifçe rahatlattığını fark ettim. Ne yazık ki, içimdeki savaş, dışımdaki huzurla asla barışamıyordu. Duruşma başlamadan önce Baran’ın avukatıyla karşılaşmıştım ve o an, Baran’ın koridorun sonundan dikkatli bakışlarıyla beni izlediğini hissettim. Sessiz bir güç, karanlıkta bekleyen bir tehdit gibi. İçimdeki öfke dalgası sahneye çıkmak için hazırdı ama bilmeliydim ki kontrollü olmalıydım. Duruşma başlayıp o büyük ahşap kapı aralandığında, tiz bir gıcırtı yankılandı. Bu sesle birlikte her şey bir an için durdu; nefesler tutuldu, kalbim hafif bir sarsıntıyla titredi. Baran’la göz göze gelmemiz, o anki süreyi sonsuz bir zamana dönüştürdü. Bakışları altında kayıp ruhların yankısını hissettim; suçluluğunun ağırlığı omuzlarımda bir yük gibi çöktü. Sanki suçlarının izleri, yüzüne taşınmıştı. Baran’ın danışmanlık yaptığı müvekkiliyle ilgili dikkat çekici bir bilgi edindiğimde, bir anlık tereddüt geçti içimden. Baran, bu suçları istemeden mi işlemişti? Ondaki kararsız savunmaya, sanki benzer bir yalpalama eşlik ediyordu. Belki de bu dava, ona yeniden başlaması için bir fırsat yaratacak, kim bilir? Nesrin’in yanında olması, üzerimdeki gerginliği azaltmaya yetti. O yeşil gözlerinin derinliği, duruma anlam katıyor ve beni topraklıyor gibiydi. Nesrin, sadece bir dost değil, savaşın tam ortasında yüreğimi koruyan bir zırhtı. Ve sonra… Timur Avcı! Müvekkilinin suçlarla alakalı kritik bir detayı açığa çıkarmak üzereydi. Baran’ın tipekmeyeni, benim için bir kahramanlık gibi göründü. Beni ve davayı etkileyebilecek bu kilit bilgi iplikçiklerinde gezinirken, geçmişin karanlık gölgeleri azalacak gibiydi. Bu yüzleşmenin ortasında, Baran’la birbirimiz için uyanan ama dile dökülmeyen hisleri algıladım. İçsel duvarlarımız çatırdamaya başlamıştı. Benim için adalet arayışında olan kalbim, istemeden de olsa romantizmin ince iplerini hissetmeye başlamıştı. Körüklenmiş bir çatışma, soğuk argümanlar ve sıkı sıkıya sarılmış bir geçmiş arasında, hala bir şeyleri değiştirme zamanı vardı. Belki Serra Ilgaz olarak kayıplarım bana güç vermişti ama kalbimi de eski bir yara gibi parçalamıştı. Kafamın karışıklığı ve gizem dolu bir merakla, geleceğe bakışım değildi.
Bölüm 2
Bölüm 2: Geçmişin Gölgesinde
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.