İçeriğe geç

KİRAZLI TURTA

Bölüm 1 · 9 dk okuma

KİRAZLI TURTA

Bölüm 1

1 🥧

Başlama tarihinizi buraya not edebilirsiniz; Yıllar sonra yeniden aktif olduğum bu hesabımdaki kurguma hoş geldiniz 🍰 "İlk bakışta aşk mı olur? Yoktur öyle şey..." 🍰 Hayat, elimize avucumuza hapsedebileceğimiz evcil bir kedi değildi, sokak kendisiydi hayat, yaşamak ve kader. Bazen hırçındı, bazen okyanusun ortasında fırtınaya yakalanırdınız, bazen güneş açardı, bazende yaz yağmurları çiselerdi ıssız sokaklarda tek başına yürüyen bizlerin yüzüne. Garson parçası mıydı Kiraz? Haylaz, neşeli, fırlama bir çocuk muydu? Normal biriydi o. Ailesi de kendisi de normal insanlardı, hikayelerde yan karakter bile olamayacak kadar normallerdi hemde. Kim dizi izlerken başrolün kahvesini aldığı kafenin garsonuyla ilgilenirdi ki? Hiç kimse. Onu başrol yapan şey kendi içinde verdiği savaştı. Kaderiydi, sevemediğim kediler, edinemediği arkadaşlıklar, başaramadığı işler onu o yapıyordu. Şimdi ruhu bile duymadan kalbine nakşedilen ince bir duyguyla birlikte Kirazlı Turta macerası başlıyor. Kendini bulma yolculuğunda pusulasını kaybedenlerin anısına... 🍰 Aynanın önünde kot şortumu düzeltirken ablam oflayarak odamıza girdi. Aynı odayı paylaşmaya çalışan kardeşler olmak zordu, üstelik yay gibi gergin bir ablanız varsa bu daha da zordu. "Yine ne oldu abla?" elindeki telefonu kulağına yasladı. "Sus Kiraz, eniştene ulaşamıyorum." Göz devirip aynadaki aksime bakmaya devam ettim, ablam bence abartıyordu. "Kaç saniyedir ulaşamıyorsun da bu kadar gerildin?" Onun cevabını beklerken doğal dalgalı saçlarımı mavi çiçekli klipsli tokamla tepemde tutturdum. "Yirmi dakika geçti, bakmıyor telefonuna." Kapı zilinin sesi odamıza dolunca telefonu yatağımın üzerine fırlatıp kapıya koştu, kimin geldiğini "Eymen!" diye bağıran ablamın sesinden anlamış oldum. Eniştem bazen ona sürprizler yapmak için böyle davranıyordu ve saftirik ablam da her seferinde onun bu telefon açmama numaralarını yiyordu. Odamdan çıkıp kapıyı örttüm, annemle babamın mutfaktan sesi geliyordu, onları es geçip dış kapıya bakmak adına aşağı kata indim, kapıda ablam ile eniştemi fazla yakın bir münasebet içinde yakalayınca gerisin geri dönecektimki ayağım merdivene takıldı ve düşmekten son anda trabzanlara tutunarak kurtuldum. Tabii bu esnada yersiz yere attığım çığlıktan dolayı annemle babam yanıma gelince göz ucuyla gördüğüm ablam da eniştemin dibinden ayrıldı. "Var mı bir şeyin kızım?" diye sordu annem. Tam hayır diyecekken babam her zamanki panik tavrını konuşturdu. "Bir de soruyorsun Fikret, tabii ki hastaneye gideceğiz." Şu anda edebime hakim olamayacaktım. "Yuh, baba!" diye yükselirken düzgün Bir pozisyona geçtim. "Ambulansta çağır istersen," gözümün önüne gelen perçemi kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Sağlamım şükürler olsun." Babam bana bakmıyordu, kaşları çatıktı, ve o sadece birine çatık kaşlara bakardı. Bu kişi de şüphesiz gariban eniştemdi. Beni bırakıp aşağı inerken ablama sordu. "Bu niye yine burada?" Annem kocasının arkasında umutsuzca başını sallayıp cıkladı. "Koskoca adam oldu, torunu bile var, hala kıskanıyor, dokuz yıldır alışamadı gitti!" Kıkırdadım bu tatlı isyanına. "Çok kıskanıyor, ne yapsın adamcağız?" o da güldüğünde gözleri kısıldı. İkimiz beraber mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya devam ederken aşağıdan babamın enişetimi haşlama sesleri geliyordu. "Yine bahçedeki çimenlerin arasından taşları temizletiyor." Annem patates kızartmasını masanın ortasındaki boş alana bıraktı. "Sanki çimenlerin arasındaki taşları temizledikten sonra Çilek'ten ayrılacak." tebessüm ederken camı açıp aşağıya doğru bağırdım. "Kahvaltı hazır, haydi gelin!" Babam enişteme sataşırken ablam onlara daha fazla seyirci kalamayıp ikisininde koluna girdi, beraber eve adımlayıp gözden kaybolduklarında camı geri kapattım. "Oha patates mi var?" Annem, hayvan gibi patatese saldıran Meriç'e terliklerini sundu. "Görende seni üç yıl aç bıraktık sanacak." kardeşim ufak çaplı dayak yerken gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Ablam gülüyor onada vur!" hemen ciddiyete büründüm, annem bana baktığında gayet normaldim. "Birde yalan söylüyorsun Meriç!" daha da sinirlenip onu dövdüğü için utanmasam halay çekip oynayacaktım. Babamlar mutfağa girince kavga dövüş sonlandı, herkes yerine otururken günaydınlaştık, kahvaltımı ederken tabağa bakıp dalmıştım. Ne kadar güzel bir aileye sahip olduğumu şu an farkediyordum, yani tatlı atışmalarımız dışında hiç bir sıkıntımkz yoktu, ebeveynlerim dünyanın en tatlı insanlarıydı ve bizi mükemmele yakın yetiştirmişlerdi. Fakat bu kahvaltı masasında gözlerim Şeker ablamı aradı. Kendisi; Çilek ablamdan sonraki ablamdı, ikinci çocuktu yani. Okumak için İstanbula gitmiş, orada hayatının aşkını bulup evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı. Ailemizin çıkıntı üyesiydi. Fakat güzel bir çıkıntıydı, kendi isteğiyle kapanmış, Marmara üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun olmuştu. Şimdi bir cami de Kur'an kursu öğreticisiydi, aynı zamanda baldan tatlı Asel diye bir yeğenim vardıki onu anlata anlata bitiremezdim. Özlüyordum onları. Eskiden şu masada hep beraber otururduk, okula beraber giderdik, bir eğlence olduğunda birlikte hazırlanırdık, büyüdükçe farklılaşarak uzaklaştığımızda her şeyin eskide, çocukluğumuzda kaldığını anladım. "Ablam overthinkistana kaçanzi." diyen Meriç'e döndüm. "Saçma saçma konuşma." derken salatığı ağzıma attım. O güldüğünde babam ensesine yapıştırdı. "Sınavlardan n'aber hayvan herif." beyefendinin bir tane oğlu vardı ama sanki yüz tane erkek evlat büyütmüşte artık baş edemiyormuş gibi davranıyordu. "İyiler babacığım, ellerinden öperler." hepimiz güldüğümüzde babam sabır çekerek çayını yudumladı, tüm sınavları ortalama olan oğlu üç tane akıllı kızdan sonra onun için büyük bir imtihan gibiydi, tabii benim de akıllı olduğum pek söylenemezdi ama neyse. Kahvaltım bittiğinde izin isteyip sofradan kalktım, mutfaktan çıkmış odama gidiyorumki kapı zilimiz bugün ikinci kez çaldı. "Ben bakarım!" diyip aşağı kata indim. Laciverte boyanmış kapıyı yavaşça açtığımda karşıma Zühre çıktı, bu kızı da hiç sevmiyordum. "Günaydın, Kiraz abla!" sesi öyle coşkuluyduki gören dünyalar onun oldu sanardı. "Meriç geliyor mu? Okula geç kalmayalım." sahte tebessümümü sunarken "Hım," dedim. "Doğru söyledin onu, ben bir çağırayım." Arkama doğru dönüp var gücümle bağırdım. "Meriç!" bir kaç saniye sonra yanımdaydı. Bana bakmadan kapının yanındaki çantasını alıp sağ omuzuna astı. Formasının kravatını serseriler gibi bağlamaması gözüme batıyordu. "Kravatını bağlasana," beni dinlemeden kapıyı çekip çıktı. Fakat bizim Leyla matematik sınavı olmasına rağmen ders kitabını salondaki orta sehpanın üzerinde unutmuştu. Hızlı adımlarla kitabı alıp evden çıktım. Cebimdeki telefondan onu ararken bir yandanda okul yolunda ilerliyordum. Çağırmı reddedince "Eşşek herif!" diye bağırdım sokağın ortasında. Okulu uzak değildi ama peşinden koştursam da onu yakalayamamıştım. Yorulduğum için okulun giriş kapısında iki saniye soluklandım. Güvenlikle konuşup içeriye girdikten sonra etrafta bakışlarımı gezdirdim. Bizim hıyar neredeydi acaba? Bahçede göremeyince okula girdim, sınıfının ikinci katta olduğunu biliyordum, oraya yönelip yavaş adımlarla koridorda ilerledim. Tüm liseliler beni dikizliyordu, bende okulda sivil gezen bir çıtır görsem dikizlerdim. Keratanın sınıfını bulunca açık kapıdan içeriye girdim. Zühre sırasında ders çalışırken öğretmen masasının önündeki erkek kalabalığına baktım, kardeşim tam beklediğim gibi masanın üstünde oturuyordu. Beni görünce şaşırdı. "Abla, ne işin var burada?" Kitabı ona doğru uzattım. "Evde unutmuşsun yerine bırakmışsın desem daha doğru olur sanırım?" kitabını alıp rastgele bir sıraya savurdu. "Bende bir şey oldu sandım." bu çocuk niye derslerden bu kadar nefret ediyordu anlamıyordum. "Sınavdan kalmamaya çalış, babam bu defa ciddi." diyerek hangi konudan bahsettiğimi onun anlayabileceği bir dilde belirttim. Elbette sınıfta kalırsa diğer kaderdaşları gibi saniyeye verilecekti. Beni takmadan arkadaşlarının yanına geri döndü. Zühre, Meriç'in fırlattığı test kitabını alıp en sol köşede kalan sıranın üzerine düzgünce bıraktıktan sonra kendi sırasına geri döndü. Bu kızı sadece derskolik olduğu için sevmiyordum, robot gibi gece gündüz ders çalışması benim gibi tembel tenekeleri sinirlendirebilirdi. 🍰 Okuldan ayrılıp eve geri döndüm, ailecek hazırlanıp Kafemize gittik, bugün cuma'ydı, yani en yoğun çalışacağımız gün gelip çatmıştı. Eniştem kendi işine gidince ablamda nihayet pasta şefi olduğunu hatırlayıp arka taraftaki mutfakta işini yapmaya başlamıştı. Diğer çalışanlarımız çoktan işlerinin başına geçmişti bile. Annemle babam üst kattaki cafeyi düzenlerken bende eşyaların fişlerini takıp ortalığı düzene soktum. Sabah saat 08:15 olduğunda siftahı bir hanımefendinin Türk kahvesi sipraişiyle açmıştık. Günün devamında müşteri yoğunluğu çoğalmış beni tatlı bir telaş sarmıştı. Şimdi ise saatler 13:13'ü gösteriyordu. Minik not defterimi kasanın üzerine bırakırken kenarından tutunup durdum. Ben patanlerimle servis yapıyordum ve bu da müşterilerin ilgisini çekiyordu, 2016'dan beri hobimdi. "Anne bir ıce americano." derken pet şişeyi açıp bir kaç yudum su içtim. Ablam mutfaktaki işini bitirdiği için kasanın arkasında dinleniyordu. "Kasada durma sırası bende." derken onu sandalyesinden kaldırmaya çalıştım, "Haydi kalk biraz garsonluk yap." telefona bakıp sırıttığına göre eniştemle konuşuyordu. Oflaya poflaya yerinden kalkınca sandalyesine yayıldım. Patenlerimi çıkarıp beyaz spor ayakkabılarımı giyindim. Üzerimdeki önlüğü çıkarıp katladıktan sonra kasanın en alt çekmecesine sıkıştırdım, çömeldiğim yerden kalkınca bir adam ile göz göze geldim. Aman Allah'ım! Bu da neydi böyle? Hayatımda ilk defa erkek görmüş gibi bir iki saniyeliğine baka kaldım karşımdaki seçilmiş kişiye. Kendimi tutmasam çenem açık kalabilirdi, ama salya akıtmak yerine yüzüme tebessümümü yerleştirdim. "Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?" Kasanın bitişiğindeki, camla kapanmış, omuz hizama kadar uzanan raflardaki uğurböcekli pastayı işaret etti. "Şu pastayı paketler misiniz?" başımla onaylayıp sadece benim olduğum taraftan açılan sürgülü camı ittirip o pastayı aldım, arkamdaki tezgâhın üzerine bırakıp pastaya uygun karton kutu çıkarttım. Arkamdaki müşteriye dönüp "Fazladan süsleme, şeker, yada başka bir şey ister misiniz?" diye sordum. "Sadece not kağıdına İyiki doğdun, Ceylin yazarsanız iyi olur." hemen çekmeceden karton not kağıdı çıkartıp üzerine pembe kalemle istenilen notu yazdım. Pastanın üzerine yerleştirip güzelce paket yaptım. "Doğum günü kızımız kaç yaşına giriyor? Ona göre mum koyayım." Elindeki telefonla uğraşmayı bırakıp bana baktı. "Beş yaşına giriyor." cevapla gülümsemem derinleşti. "Demek küçük bir kız çocuğunun doğum günü." karton poşete önce pastayı, sonra mumları yerleştirdim. "O zaman bonibonlu kurabiyelerimizden ona hediye edelim." plastik maşa ile bir kaç bonibonlu kurabiyeyi kese kağıdına koyarken "Gerek yok." dedi. Bense çoktan paketlediğim şeyi poşete koydum. "Bunlar Ceylin için hediyem olsun." poşeti adam uzattım. "Borcunuz 1000 TL." Poşeti aldığında kartını çıkarttı. "Temassız mı ödeyeceksiniz?" "Temaslı," dediğinde göz göze geldik. "Yani şifreyle, temassızı bozuk." Temaslı? Ben buna kırk yıl gülebilirdim. Pos cihazını adam uzatıp şifresini görmemek için başımı sağa çevirdim, cihazdan çıkan onay sesiyle birlikte adamın telefonu çaldı. Aramayı cevaplayıp telefonu kulağına yaslarken kartı cebine koydu, poşeti alıp uzaklaştı. "Fişini almadan gitti." kağıdı elime aldım, çöpe atacakken bir an duraksadım, bu yunan heykeli eğer bekarsa bir şansımı deneyebilirdim. Fişin üzerindeki adına baktım. Fetih Mumcu Adı, yaşadığım semt olan Fethiye ile ne kadarda uyumluydu! Bu fırsatı geri tepmeyip fişi cepledim, telefonumu elime alıp Instagram'a girdim. Adını aratıp sayfanın yüklenmesini bekledim. Ben hesabını bulmak için uzun uzun stalk yapmam gerektiğini sanarken onun hesabı herkese açıktı ve çıkan sonuçların en üstündeydi. Profiline tıklayınca biyografisinde yazanlarla dahada şaşırdım Bu adamın restoranları vardı! Restoran değil, RES TO RAN LAR! Bi güzel ıslık çaldım, doksan üç bin takipçisi vardı. Kendinden çok, yaptığı yemekleri paylaşsada arada tabii ki kendini de paylaşmıştı. Tüm fotoğraflarını beğenirken stalk hesabımda değil, ana hesabımda olduğumun farkında değildim elbette. 🍰 Eve döndüğümde hala öğlenki dalgınlığımın ızdırabı içindeydim. Resmen adamın duvarını fullemiştim ve ancak işin sonuna geldiğimde yanlış hesapta olduğumu anlamıştım. Hikaye paylaştığını görünce hemen tıkladım, kırk ikinci saniyede görmem benim suçum değildi, bu tamamen tesadüftü. Hikayesinde paylaştığı şey, benden satın aldığı pastasını üfleyen minik bir kız çocuğuydu, Kafemizin hesabını da etiketleyerek paylaşmıştı. Sorun şu ki ben o sayfada kendimide paylaşıyordum... Yani ana hesabım oydu evet... On bin kişinin takip ettiği Kafemizin hesabından adamın duvarını fullemiş bulunuyordum... Ama neyseki tüm beğenileri geri çekmiştim, görmemiş olmasını umuyordum. Yatmadan önce gece 02:51'de bir story daha attığını gördüm. Bu defa bir saat sonra yakalamıştım hikayesini. Bir bahçede, elindeki kadehten şarabını yudumlarken çekindiği fotoğrafı paylaşmıştı. Yaşlı amca -İstanbul beyefendisi- şarkısının sadece "Kandırıldım a dostlar, varmış öyle şey..." kısmını kullanmıştı. "Allah bilir kime gönderme yapıyor?" dedikten sonra telefonu kapatıp başımı yastığa vurarak uykuya daldım. 🍰 İlk bölüm bu kadardı Nasıl buldunuz hikayeyi? Oy verip yorum yaparsanız sevinirim

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.