İçeriğe geç

Kiraz Çiçeği

Bölüm 2 · 13 dk okuma

Kiraz Çiçeği

Bölüm 2

1. Bölüm

★

Nil Gökçe Korkmaz, 16 Eylül 2012

Yazardan;

Küçük Nil babasına gelmişti fakat babası dünden beri yoktu. Annesi bile bilmiyordu nerede olduğunu. Askeriyenin bahçesinde Albay Ertuğ'un kızı Serin ile saklanbaç oynuyordu. Serin'i ebeledikten sonra Nil saklanacaktı.

Serin 16 yaşındaydı. Nil'i çok seviyordu. Nil, kardeşi Begüm'e çok benziyordu ama ikisi bir türlü anlaşamıyordu. Bunun nedenini henüz ikisi de çözememişti.

"Şimdi beni asla bulamayacak." dedi Nil.

Nil koşarak askeriyeye girdi ve yemekhanede saklandı. Beş dakika geçti, on dakika geçti ve artık Serin'in onu bulamadığından emin oldu. Tam çıkacakken içeriye babasının timinden olan Caner girdi.

"N'apıyordun bakalım burada?" diye seslenince küçük Nil kafasını yemek masasına vurdu. Canı acımamıştı çünkü heyecan acısını bastırıyordu.

Nil heyecanı severdi her zaman heyecanlanırdı. Gerekli gereksiz yere. Bu onu daha tatlı yapardı babasının gözünde. Nil babasına çok düşkündü, öyleydi ya kızlar babalarına doğuştan âşık olmazmıydı..? Nil de öyleydi.

"Serin ablamı gördün mü Caner amca, bulamadı değil mi beni. Demiştim bulamayacak diye." dedi kıkırtılarının arasından.

"Evet, Serin seni bulamadı." dedi Caner amcası.

"Ve artık kimse seni bulamaz." dedi ama bunu Nil duyamadı.

Bu olayı kaydeden kameradan sonra artık Nil'i kimse göremedi.

★

Lider timindeki tüm askerler acil bir görevle çağırılmıştı. Buna Nil'in babası dahildi. Caner ise hala askeriyedeydi.

Buradaki tek sorun Nil arabaya bindikten sonra Lider timindeki 2 kişi hariç 7 kişiye bir daha canlı şekilde kimse ulaşılamadı. Bu 7 kişi arasında Nil'in babası da vardı.

Küçük Nil arabada bekliyordu, babasını özlemişti. Caner amcası onu babasına götürecekti ama neden bu kadar uzun sürmüştü.

Peki ya Nil bu arabaya nasıl gelmişti?

★

Annesi Nazlı Hanım tazecik bir genç kızdı evlendiğinde. Hala da öyleydi. Nil'in babası Alp iri yarı esmer bir adamdı. Nazlı ise kumral, ince biriydi. Nil'e hamileyken çok naif ve çok kırılgandı.

Ama Eylül'e hamileyken öyle miydi? İyice sinirleri bozulmuştu. Hem 7 aylık hamileydi onun için oldukça normaldi. Nil'i Serin ile babasına göndermişti içi rahattı. Evde bulaşıkları yıkıyordu.

Tek kişi olduğu için bulaşıklar fazla olmuyordu fakat Alp evde olduğunda bulaşıklarla baş edemiyordu. Alp ile yıkardı bulaşıkları. Eğlenerek. Alp Nazlıyla yaptığı her işten zevk alırdı.

Zil çalınca Nil'in geldiğini düşünerek elini yıkadı ve kapıyı açmaya gitti.

"Allah Allah, daha yeni çıkmışlardı oysa." dedi.

Tam söylenmeye hazırlanmıştı ki kapıda gördüğü sima ile duraksadı.

"Gizem, hayırdır inşallah." dedi.

Gizem soğukkanlı bir şekilde,

"Hayır, hayır." diyerek Nazlı'yı içeriye itti ve kapıyı kapattı. Belindeki silahı Nazlı'ya tuttu ve kaderi bile şaşırtan o soruyu sordu..

"İki kızın arasında seçim yapacaksın. Nil mi, Eylül mü? Bu seçim ikisini de iyi etkileyecek." dedi.

Gizem kim miydi? Gizem sahte bir şekilde Caner ile evli olan aradaki haindi. Peki ya Caner?

Caner de Gizem'i kendine alet edip onu kullanan ve bu oyunu başlatan kişiydi. Caner Albay'ın emrinde olan, Alp'in timinin peşindeydi. Ve iki yıldır onların içindeydi. Kimse mi fark etmemişti? Aslında evet, kimse henüz içlerindeki hainin farkında değildi.

Şu an önemli soru şu; Peki ya Nazlı kimi seçmişti?

★

"Nilciğim yanıma gelsene bir seveyim seni." dedi Caner amcası.

Nil nazlı nazlı koşarak amcasının kucağına gitti. Babasının en iyi dostuydu ne de olsa.

Caner Nil'in gözlerini kapatan perçemi kulaklarının arasına sıkıştırdı.

"Özledin mi bakalım babanı?"

"Evet, o kadar çok özledim ki anlatamam Caner amca. Babam ne zaman gelecek Eylül doğacak." dedi Küçük Nil.

"Seni babana götüreyim mi? İster misin? O da çok özlemiştir seni." deyince Nil o kadar heyecanlanmıştı ki. Ama bu heyecanı uzun sürmedi.

"Babamın olduğu yer tehlikelidir Caner amca, o tehlikeli olmadığında yanımıza geliyor. Bu doğru değil." dedi Nil.

"Olsun ben seni götürürüm kimse bir şey diyemez." dedi. Nil pek sıcak bakmıyordu bu fikre ama babasını çok özlemişti.

"Peki." dedi.

Caner amcası onu kucağından indirdi ve beraber Nil'in cehennemine doğrı yürüdüler.

Nil o günden sonra heyecanlanmadı, Nil o günden sonra kıkırdamak bir yana gülümsemedi bile.

★

Aynı Gün G.T.C.

Babasından yediği tokatla savruldu.

"Lan ne demek ben asker olacağım? Ne demek oğlum?" dedi babası.

"Baba vatan görevim, canıgönülden istiyorum. Lütfen anla." dese de nafile. Bir Eylül gecesi terk edildi 17 yaşındaki Göktuğ.

Dediği gibi de asker oldu. Ama bunu kendi soy adıyla yaptı. Babasının değil. O günden sonra bir babası yoktu. Babasının yaptığına göz yuman annesi de yoktu. Onun bir kardeşi zaten olmamıştı.

Resmi bir şekilde kimsesizdi o artık. Birkaç hafta sonra polisler onu kimsesiz yurduna aldı ama geç kalmışlardı 5 ay sonra yaşı dolduğundan çıkmıştı. Bu 5 ayda tanıştığı arkadaşları, ailesinden bile değerliydi. Doğru ya onun artık ailesi yoktu.

Artık tek görevi vatandı. Yıllar sonra şahadet haberiyle babasını gururlandıramayacaktı. Çünkü artık babası yoktu ve kimsesiz şehitlerden olacaktı.

Asker olsundu, buna da razıydı.

★

10 Eylül 2022

Nil Gökçe Korkmaz

Odamın köşesine sinmiş uykuyu bekliyordum. Tabii o gelmiyordu. Ağlamaktan gözlerimin yanma hissi korkumdan daha çok acıtamazdı. Beni nasıl bu kadar korkutmuşlardı? Ben küçükken babamdan saklanırdım beni bulsun diye. Serin ablamdan saklanırdım beni bö diyerek bulsun diye.

Son 10 yıldır beni ne Serin ablam ne de babam buluyordu. Ben korkuyla saklanıyordum kimse bulmasın diye. O şerefsiz bulamayacaklarını söylemişti. Babam bulamadı beni.

Ben Nil. Ben babamı kurtaramadım. Gözümün önünde öldürdüler annemi, babamı.

Ben Nil, annem beni Eylül'e tercih etmiş ve ben yaşamak adı altında yıllardır buradaydım. Dağda milletimin avladığı, askerimin gözünü kırpmadan öldürüp çöpe atacağı adamların kölesiydim.

Bana bir video izlettiler 1 dakika 13 saniye. 73 saniyede benim yaşama dair inancımı öldürmüşlerdi.

Videoda ne mi vardı? Benim ölümüm vardı.

Saat; 13.10 16 Eylül 2022

Küçük Nil evden çıkıyor elinde kırmızı bir balonla.

O kırmızı balonu yolda yanlışlıkla uçuruyorum. Ve çok üzülüyorum.

Balonu babası şişirmiş, babasına götürüyor balonunu.

O balonu asla veremedim.

Videonun 8 saniyesinde benim gidişim vardı. Ben gittikten sonra ekran aniden simsiyah oluyor. Ve görüş açımıza annem giriyor.

Annem bir şarkı mırıldanarak bulaşıkları yıkıyor. Bulaşıkları yıkarken 3 ayrı ruh haline bürünüyor, hamile olduğu için hormonsal diyor herkes.. Ama keşke kafasının içini duyabilseydim..

İlkinde özlemle gülümsüyor, gözleri yaşarıyor. Babam gittiğinde, sohbette onun adı geçtiği an baktığı gibi bakıyor.

İkincisinde sinirle ofluyor, ama fazla kızgın kalamıyor. Bana yaptığı gibi.

Üçüncüsünde karnına bakıyor ve yüzünden okunan minnet duygusuyla tavana doğru bakıyor. Sanki şükreder gibi..

Tüm bunlar olurken 19. saniyedeyiz.

Aniden zil çalıyor ve annem kaşlarını çatarak ve söylenerek elini yıkayıp kapıya gidiyor.

O anda kamera simsiyah oluyor ve aniden annemin yüzünü gösteren bir açıya geçiyor ekran.

Ellerini önlüğüne silip bir elini karnına götürerek kapıyı açıyor.

Gördüğü yüzle şaşırıyor ama meraklı bakıyor.

"Gizem, hayırdır inşallah." diyor

Gizem dediği kişi annemi göğüsünden iterek onu içeriye sokuyor ardından kapıyı kapatıyor.

"Hayır, hayır." diye bir mırıldanma kesik kesik duyuluyor Gizem'den.

Kamera açısı tekrardan siyah olup değişiyor. Bu sefer de yukarıdan yani tavandan annemin yüzüne bakıyoruz.

Annem bir sancıyla inliyor ve elini karnına götürüyor. Doğrulamıyor. Annem görmüyor o anda fakat Gizem elini belindeki silaha götürüp silahı anneme doğru tutuyor.

Bu hareketi için onu annemi vurduğu silahla kafasına vura vura öldürmüştüm. Evet bu benim ilk ve tek cinayetimdi. Ben katil miydim? Evet. Ama o da bir katildi hem de annemin katili. Bu beni haklı yapmaz ama içimdeki o amansız acıyı bir süre dindirmişti.

"Nazlı Korkmaz, bir seçim yapacaksın. İki kızın arasında seçim yapacaksın. Nil mi, Eylül mü? Bu seçim ikisini de iyi etkileyecek." diyor.

Annem korkuyla Gizem'e bakıyor ama nafile. Daha konuşamadan Gizem kansızı annemin dizine tekme atıyor ve annem çığlıkla yere düşüyor.

Canı o kadar acıyor ki..

Annem yalvarıyor, Allah'a dua ediyor ama kimse onu duymuyor.

"Seçer misin ben mi rastgele seçeyim?" diyor.

"Bunu bana yapma ne olur.." diyor ağlayarak.

Videonun bitmesine 7 saniye var.

Bir kurşun duyuluyor.

Ve kardeşim Eylül daha doğamadan elinden bütün hakları koparılıyor.

İlk izlediğim gün benim doğum günümdü. İlk izlediğimde burada bayılmıştım. Şu an çok kez izledim ve neredeyse her hafta bu videoyu izletiyorlar bana. Artık alıştım.

Gitmelerine değil videoda gördüklerime. Acıya, kana, kaybetmeye, yenilmeye.

Şimdi ise beni bulmamaları için saklanıyordum. 5 dakika geçti, 10 dakika geçti ve artık beni bulamayacaklardı.

Yavaşça kalktım yerden. Pis ve karanlık koridorda yürümeye başladım. Ve duyduğum sesle duraksadım.

"Sen mi konuşursun biz mi konuşturalım."

"İstersen şimdiden sık kafama, konuşmak ne kelime ağzımı açarsam ananı sikmek nasip olmasın." diyen sesi duydum.

Beni yıllardır esir tutan kişiye sarf edilmiş bu sözler yıllar sonra ilk defa kıkırdamama neden oldu.

Daha fazla dinlemek için yaklaşmıştım ki saçlarımda hissettiğim kesin bir sızıyla çığlık attım.

"Ben de seni arıyordum fahişe." dedi. Saçlarımı tutan avucunu daha da geriye attı ve nefesim kesilene kadar çığlık attım.

Bir kapıyı açtı ve beni yere fırlattı. Kafamı bir köşeye vurdum ve elim refleksle kafama götürdüm.

Bana bunları yapan kişi Cabbardı. Ona böyle diyorlardı. Ve hepsinin elebaşı, patronu Saitti.

"Fahişe kapı dinlemeyi öğrenmiş." dedi bozuk bir Türkçeyle.

"Siktir git." dedim dizine tekme attım. Ve patronundan kasıklarıma bir tekme yedim. İki büklüm oldum.

"Ayağa kalk." dedi.

"Canım isterse kalkarım." dedim.

Bir tekme daha yedim.

"Ayağa. Kalk." dedi.

"Bana bir daha dokunursan," dedim ve bu sefer göğüsüme tekme attı Cabbar. Nefesim kesildi, nefes alamadım.

"Ona bir daha dokunman seni büyük kayıplara uğratır haberin olsun Sait." dedi arkamdan bir ses. İrkildim.

Arkamı döndüğümde babama eşdeğer bir bedeni olan bir Türk askeri gördüm ve elleri bağlı bir şekilde oturuyordu. Tek değildi. Onunla beraber 5 kişi vardı. İçlerinden birisi kızdı.

Türk olduğunu nerden mi anladım? Göğüsünde bulunan şanlı al bayrağımdan. Dalgalanması için nice şehitler verdiğimiz, bağımsızlığımız için uğruna öldüğümüz bayrak.. Vatan sağolsundu.. Var olsundu..

"Kaldırın onu yerden." dedi Sait.

İki yanında bulunan zayıf ve sakallı iki kişi beni kaldırmak için yaklaştı. Onlar dokunmadan hızlıca kalktım. Kalkarken bir elimle refleks olarak arkamdaki kişinin bacağından destek aldım. İğrençti, pisti onlar. Kusmak istiyordum.

Nefretle bakıyordum onlara.

Sait bana da aynı şekilde baktı ve arkamı işaret etti.

"Hadi işe yara," deyince anlamaz gözlerle baktım ona.

Arkamı döndüm ve karşımdaki kişiyi süzdüm. O otururken benimle aynı boya geliyordu. Ellerini arkada tutan halat onu zaptedebilir miydi? Bazen bu hevallerin beyni eksik olabiliyordu.

Omzundan kan akıyordu. Allah aşkına ben ne yapacaktım?

"Ne yapmamı bekliyorsun?" dedim.

"Onu iyileştir." deyince sinirle güldüm. Sabır çekip sinirle ona döndüm.

"Nasıl yapayım? Okuyup üfleyeyim mi? Üç Kulhu bir Elham mı okuyayım? Ne yapmamı istiyorsun?" diye bağırdım.

Bana elinin tersiyle vurdu.

Bana.

Elinin.

Tersiyle.

Vurdu.

Ve suratıma tükürdü. Arkamdaki kişi ona küfür etti ve bir şeyler söyledi. İlgi odağım şu an orası değildi.

BENİM

SURATIMA

TÜKÜRMÜŞTÜ

Refleksle öğürdüm. Elimin birinin tersini ağzıma yasladım, diğer elimi de mideme götürdüm. Midem böyle şeylere karşı hassastı.

Bu kadar pisliğin içerisinde yıllardır temiz kalmak benim yaşamam için bir nedendi. Ama şu an kendimi o kadar kötü, zayıf, aptal ve pis hissediyordum ki..

Tekrar öğürdüm. Arkamdan bir küfür işittim

Kapı açıldı ve Sait'e bir kit uzattılar. Sağlık kiti.

Sait ayaklarımın ucuna attı onu.

Ayağımda beyaz bir ayakkabı vardı. Üstümde ise beyaz bir elbise. Fakat bunları ilk ve son giyişim olacaktı. Her sene 1 kere şehire gidebiliyordum. Vaktim varken alışveriş yapıyordum. İzin verdikleri kadarıyla..

"Yaralarını sar ve sonra odama gel." dedi. Adamlarını arkasına alıp çıkarken kısık sesle inleyip arkasından konuştum.

"Ben doktor değilim." dedim.

"Biliyorum." dedi. Konuşmamın devamını merak eder gibi.

"Yani ben gidiyorum." dedim.

"Sabrımı sınama yarayı sar yanıma gel." dedi.

Sinirle soludum ve ayağımın ucundaki çantayı aldım.

Şey az önce suratıma tükürmüştü o it değil mi?

Tekrar öğürdüm boğazım yanma hissiyle kavruldu.

"Geçti, gitti. Boşver." dedi arkamdaki.

"Demesi kolay her gün pislikleriyle sen uğraşmıyorsun sonuçta." dedim ve tekrar öğürdüm.

"Konuşmaya devam etme." dedi Sait.

Hatırlayınca tekrar öğürdüm.

Sıkılmaya başlıyorum kus artık. Benim midem bulandı.

Zamanı değil.

"Seni ilgilendirmez." dedim ve ona arkamı dönerek askere yürüdüm. Ellerim hala karnımdaydı. Onun üzerime geldiğini hissettim ama o anda bir şey oldu.

"Arkadan saldırmak anca size yakışır orospu çocukları." dedi asker. Arkadaki bağlı ellerini -nasıl olduysa- çıkarıp yaralı olan eliyle yan taraftaki sandalyeye uzattı. Onu yanına çekip gözlerime bakarak gelmemi belirtti. Kaskatı kesildim.

Bu olayla eşdeğer şekilde Sait'in odadaki tüm adamları silahı çekmiş askere doğru tutmuştu. Demek bu kadar korkuyorlardı.

Kısık sesle güldü. Suratına baktım ters ters.

"Bir bakıma uğraşıyorum." dedi az önceki sözlerime atıfta bulunarak.

Ben de güldüm.

"Biriniz kapıda kalın." dedi ve diğer adamlarını alarak çıktı dışarı. O gittikten sonra kısa bir sessizlik yaşandı. Sandalyeye oturdum eteğimi düzelttim ve kiti açtım.

Acaba neler lazımdı.

"Aptallara benzemiyorsun, birinin kardeşi misin? Ama mantıken kardeşi olsan ezziyet çektirmezlerdi." dedi.

"Kaçırıldım." dedim.

"Ne zamandan beri tutsaksın." dedi.

Çilleri mi var onun?

Hayır, sus.

Çil var orda..

Sus.

NE SUS ZAAFIMIZ VAR ÇİLLERE!

Kes sesini..

"Hmm, saymadım. 10 yaşındaydım geldiğimde." dedim. İçimden geçen konuşmayla kızarmıştım.

"Ne?" dedi. Afallamıştı. Kendini toparlayıp,

"Yani, 10 yaşından beri buradasın.." dedi.

"Evet, 10 yaşımdan beri buradayım." dedim.

"Pek esire benzemiyorsun." dedi beni süzerken.

"Sen de pek esir alınacak askere benzemiyorsun."dedim. Birkaç mırıltı çıkardı.

"Türksün değil mi?" dedi.

"Evet, Türk'üm."

"Kaç yaşındasın?" dedi merakla.

"Bilmiyorum ama yıl söylersen söyleyebilirim."

"Kaç yılında doğdun?" diye sordu.

"Sıfır iki." diye cevapladım.

"1902?" diye sordu.

Yüzümü omzuma doğru eğip ona baktım. Gözlerimi kıstım ve sonrasında omuz silktim.

"Anadolu'nun kapısını Türklere ben açtım." dedim. Tarih bilgim fazlaydı, babam işten geldiği her gece bana masal yerine Türkleri anlatırdı..

Hafif bir gülme sesi geldi.

"2022 Yılındayız ve tahmini," kısa bir düşündü ardından "Eylül ayı." dedi sakince.

İlgiyle kiti incelemeye başladım.

"20 yaşındayım." dedim.

Kitin içinde bir sürü ilaç bez ve adını bilmediğim üç tane sıvı vardı. Yarası olmayan kolunu aniden uzatınca irkildim. Korkuyla ona baktım. Kaşlarını hafif çattı.

"Sakin ol." dedi.

"Peki.." diye mırıldandım.

Elini kutuya uzattı ve bir sıvıyı aldı. Ve bir de merhem.

"Bunu yaraya dök. Sonra bunu sür. En sonunda bağla." dedi.

"Ellerini mi?" dedim. Diğer askerlerden ikisi güldü.

Bana değişik bir şekilde baktı, ama çok güzel baktı..

Anlamaz gözlerle gözlerimi kırpıp duruyordum. 1 dakika geçti, 2 dakika geçti ve ben de ellerini bağlayacağım sanarak yaraya döktüm bütün sıvıyı. Aniden bağırdı. Canı yanmış gibi.

Yanmış gibi...

"Hepsini dememiştim.." dedi acıyla. Evet artık eminim canı yanmış.

"Yakıyor mu?" dedim.

"Kırpma." dedi.

"Ne?" dedim.

"Gözlerini çok kırpıyosun yapma." dedi acıyla. Ne alakaydı şimdi?

"Peki.." dedim.

"Merhemden azıcık sür elinle. Çok az ama, sakın hepsini değil." dedi. Arkadakiler neredeyse kahkaha atacaktı.

"Elimle mi süreyim?" dedim.

"Evet, elinle sürmen gerekiyor." dedi.

"Kan tutar beni, ya kusarsam?" dedim.

"Tutma kus, ne olcak." dedi.

Gözlerim doldu.

"Ben yapmasam. Lütfen." dedim.

Gözlerini bana çevirdi. Yarası olmayan kolunu uzattı ve parmağımdaki merhemi parmağının ucuyla aldı ve hafifce sürdü yarasına. Ben bakamıyordum.

Normalde kan falan tutmaz beni fakat midem şu an çok hassas.

O merhemi sürmeyi bitirince ben de arkasına geçip halatları elime aldım. Kafasını çevirdi, bir bana bir de elimdeki halata baktı.

"Napıyorsun?"

"Bağla demedin mi?" dedim.

Herkes güldü. Hala anlamamıştım.

"Ellerimi değil yaramı bağlaman lazım."

Mırıldanarak kitteki bandajı aldım. Bir alttan bir üstten geçirerek yarayı kapattım. Zorlandım çünkü çelimsiz kollarımın yanında bu adam kas yığınıydı.

"Eline sağlık." dedi.

Hepsini o yaptı..

Olsun..

"Teşekkür ederim." dedim mırıltıyla.

Dışarıdan duyduğum sesle irkildim. O an panikledim. Şaşkın bir şekilde hızlıca kitin içinde doldurdum bütün eşyalarımı. Sait odasına çağırmıştı. Odasına gelmemi isterse ya hoşuna gitmeyen bir şey yapmışımdır ya da eğlenmek istiyordur.

Aniden kapı açılınca korkuyla irkildim.

Sait baygın gözlerle bana bakıyordu.

Umarım bu gece ölmem..

"Seni odama çağırdığımı hatırlıyorum."

"Geliyordum." dedim korkmuş bir sesle.

Ona bakamıyordum. O kadar korkuyordum şu an. Arkamdan sinirli nefes alışlar hissediyordum.

"Geç." dedi. Hızlıca kapıya yürüdüm. Ben geçerken kapının önünde kolunu uzatınca refleks olarak ellerimi yüzüme götürdüm kendimi korumak için. Kollarımı dirseklerimden tuttu. Arkamda birleştirdi. Ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı.

O an hissettiklerim üç kelimeydi. Şok. Sadece şoktaydım. Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı.

Burada bulunduğum yıllar boyunca bana sadece vurmak için dokunmuşlardı. O kadar korkuyordum ki.. Titriyordum.

Kendimi yeri çekmek istediğimde ensemi tuttu ve beni kapının kenarına yasladı.

Ellerimi kurtarmak istedim başaramadım. Kendimi koruyamadım. Leş gibi alkol kokuyordu..

Özür dilerim baba..

Özür dilerim anne..

Ben yapamadım Eylül, yıllardır katlanabildim ama artık zoruma gidiyor.

Tam kendimi köşeye sıkışmış bir şekilde teslim bırakırken bir şey oldu.

"Orospu çocuğu!" diyen asker ve Saitle beraber yere doğru düştüm.

Belimden tutuldum ve kaldırıldım. Beni kaldıran kişiye baktığımda içimde garip bir his oluştu. Bal gibi gözler beni içine gömdü sanki..

🩶

Giriş bölümümüz böyle..

Asker sizce kim?

Askerin yanındaki esirlerin askerle bağlantısı var mı sizce?

Göktuğ'un terk edilişini ilerideki bölümlerde detaylı bir şekilde okuyacağız.

Nil nasıl birisi? (karakter bakımından)

Yeni yeni oturuyor bölümler kafamda. Kimseye göre değil kendime göre yazacağım. İçime sinerse devam ederim.

Ayrıca kitap uzun olmayacak kısa soluklu tutmaya çalışacağım.

Askeri kurgu yazmak bir süredir aklımda, ilk kurgum değil. Taslaklarım dolu fakat ilk olarak kısa yani çerezlik bir hikaye olacağı için bundan başlamak istedim.

🎀💕

Bölüm sonu

3 yorum