Bu dönem işlerim çok yoğundu ve haliyle çok yorgun oluyordum. Yoğunluğumun sebebi kendi kliniğimi açmak istememdi. Şu an çalıştığım kliniği çok seviyordum hatta şuan sahip olduğum sağlam psikolojimin mimarı ile beraber çalışmak gurur vericiydi. Ama bu uzun zamandır hayalini kurduğum kliniği açmanın vakti geldiğini düşünüyordum. 2 yıldır psikologdum ve danışanlarımın hepsi memnundu. Kendimi yeteri kadar da geliştirmiştim. Bundan daha 1 ay önce giriştiğim uygulama üzerinden seans yapmak beklediğimden daha iyi ve başarılıydı. Bu işe girişmeden önce internet üzerinden birinin psikoloji ne kadar düzelir diye düşünüyordum ama düşüncemin yanlış olduğunu yaptığım bir kaç seansta anlamıştım. İnternet üzerinden de olsa kendimi danışanlarıma sevdirmiş ve en az onlar kadar bende onları sevmiştim fakat biri vardı ona daha pek yarım edememişti. Umarım ona da yakında yarım edebilirdim. Bu derin düşüncelerden ve mahsur kaldığım yataktan kalkarak kurtulmuştum. Uyumayı sevmezdim ama sabahları yataktan kalkmak çok zor geliyordu. Her sabah yaptığım bir takım şeylerin yaptıktan sonra siyah kalem etek, kırmızı boğazlı kazağımı giydiğimde evden çıkmak için hazırdım. Son bahar ayında olduğumuz için siyah kabanımı da yanıma aldım. Evden çıkıp evimin hemen karşısında olan, her sabah kahve aldığım Cafe'ye uğradım. Artık her sabah geldiğim için beni görünce hemen siparişimi hazırlamaya başlayan Pelin Abla'ya gülümseyerek "Günaydın." dedim. Kahvemi hazırlarken o da bana "Günaydın kuzum." demişti. Bu arada da Pelin Abla'nın kedisi ayaklarıma dolanırken beni sev diyordu sanki. Yere eğilip Tıfıl'ı sevmeye başladım. Sevilmeyi o kadar çok seviyordu ki hemen yere yatmıştı onunla oyun da oynamak isterdim ama geç kalacağım için ayağa kalktım. Pelin Abla kahvemi hazırlamıştı ve bana uzatırken "Nasılsın bugün bakalım?" diye sordu.
"Nasıl olayım abla yine çok yoğun bir gün olacak gibi duruyor. neyse abla hem Tıfılla oynamak hem de senle dertleşmek çok isterdim ama biraz daha kalırsam geç kalacağım büyük ihtimalle."
"Tamam kuzum sen geç kalma git işine sonra konuşuruz yine. Umarım bugün daha rahat bir gün geçirirsin." Pelin Abla'nın sesi beni rahatlatıyordu gerçekten. Hesabı ödeyip Cafe'den çıktım.
🍒
En son alığım kahvenin üzerine 2 fincan kahve ve 3 kupa bitki çayı içmişti çoktan ve hala başımın ağrısı geçmemişti. Bugün 2 danışanımla seansım vardı ve onlarda bitmişti. Geriye sadece Alsancak'ta bulduğum ofise bakmak kalmıştı. O gücü kendimde bulamadığımdan bana güç vermesi için Dolunay'ı aradım. Dolunayla 10 yıldır tanışıyorduk, benim için kardeşten farkı yoktu. Hatta o zamanlar 7 kişilik kocaman bir guruptuk. Hepimiz birbirimizi kardeşten öte gördüğümüzü düşünsek de aslında arkadaş bile olamadığımızı sonradan fark ettik. Şuanda da sadece Dolunay, Can ve ben kaldık. Daldığım maziden Dolunay'ın telefonu açmasıyla çıktım. Dolunay'ın "Efsuncum dersteyim önemli bir şey mi oldu?" demesiyle saate baktım, Dolunay'ın işten çıkmasına daha 2 saat vardı. "Ayy... çok pardon canım ya, hiç saate bakmadım. Hemen bir şey soracağım, çıkışta işin var mı?"
"Çıkışta işim yok ama eğer bir şeyler yapacaksak Can'a haber verir misin? Beni alaya gelecekti de. Defnecim oyuncakları paylaşarak oynar mısınız?"
Anladığım kadarıyla çocuklar bugün yaramazdı çünkü telefon açıldığından beri arkadan bağırış, ağlama sesleri geliyordu. Daha fazla Dolunay'ı meşgul etmek istemediğim için "Tamam canım ben haber veririm sen çocuklarla ilgilen ne yapacağımızı müsait olunca konuşuruz, öptüm." Dolunayda "Görüşürüz." demesiyle telefonu kapatmıştık. Ardından Can'ı arayıp haber verdim ve bu sırada klinikten ayrılıp Alsancağa doğru yola çıktım.
🍒
Ofisin yeri tam da hayal ettiğim gibiydi, içi ise hayal ettiğimden daha iyi durumdaydı. Ofisi beğendim için tutmaya karar vermiştim ve emlakçıyla evrak işlerini konuşuyorduk. Ofisin karşısında dekorasyonu çok hoş olan bir restoran vardı. Belki ilerde öğle yemeğimi burada yerdim diye düşünmüştüm. Buradaki işim bittiği için emlakçıyla vedalaştık ve arabama doğru ilerlemeye başladım. Tabi o sırada gördüğüm kişi duraksamama
sebep oldu. Onun burada ne işi vardı ve neden benim öğle yemeği hayali kurduğum restorana giriyordu? Beklenmedik anlar insanı bitiriyordu.