Rüzgâr, Macaristan'ın topraklarında özgürlük ve bağımsızlık havasını taşırken, 1850 yılına gelindiğinde László ve arkadaşları, büyük bir zaferin eşiğindeydiler. Artık Macaristan Krallığı resmi olarak ilan edilmiş ve kendi yönetim kadrosunu, eğitim sistemini kurmuştu. László, bu tarihi anı kutlamak için toplandıkları kalenin salonunda, elinde bir harita ile duruyordu. “Artık zaman geldi,”

dedi László, sesi kararlılıkla yankılanırken. “Avusturya’yı haritalardan silmek için hazırız!” Etrafındaki devrimciler, László’nun sözlerine coşku ile karşılık verdiler. Her biri, bağımsızlık ve özgürlük için canlarını vermeye hazırdı. Dört ordu kurulmuş, hepsi devletin yeni icadı olan modern tüfeklerle donatılmıştı. Tarım sistemi ve ikmal hatları sayesinde yiyecek ve temiz su ihtiyacı sorunsuz bir şekilde karşılanıyordu. Ülke, artık sadece savaş için değil, günlük yaşam için de bir düzen içinde ilerliyordu. Sıcak evlerinde oturan vatandaşlar, işe gidiyor ve yeni oluşan yönetimle birlikte yaşamlarını sürdürmekteydiler. Osmanlı İmparatorluğu, bölgedeki ortak çıkarları nedeniyle Macaristan’a destek vermeye karar vermişti. László, Osmanlı’nın yetenekli subaylarının savaş alanına top desteği sağlayacağını duyduğunda, içindeki umut daha da büyümüştü. “Artık yalnız değiliz,” dedi. “Kingdom of Hungary, resmi bir müttefik sahibi!” Bir sabah, László ve ordusu, düşmanın topraklarına doğru ilerlemek üzere hazırlandı. Her bir asker, bağımsızlık hayallerinin peşinde koşarak, birlik içinde duruyordu. “Bu sadece bir savaş değil; bu, özgürlüğümüz için bir varoluş mücadelesi!” diye haykırdı László, ordusunun önünde durarak. Gözlerindeki kararlılık, herkesin yüreğine cesaret aşılıyordu. Savaş alanına doğru ilerlerken, László’nun aklında tek bir düşünce vardı: “Artık geriye dönüş yok. Bu topraklar bizim!” Savaşın patlak vermesiyle, topraklar kan ve cesaretle doldu. Mermiler havada uçuşurken, László, düşmanın lideri Viktor ile karşı karşıya geldi. Viktor, acı bir gülümsemeyle, “Beni burada bulmanız gerekiyordu, László. Ama bu kez kaybetmeyeceksiniz,” dedi. László, Viktor’un gözlerindeki düşmanlığın gerisinde yatan geçmişin intikamını hissederek, “Hatalı düşünüyorsun,” diye karşılık verdi. “Bu toprakların ruhu asla yok olmayacak. Bugün burada bir efsane yazacağız!” Savaş, bir domino etkisi yaratarak devam etti. László ve ordusu, Osmanlı’nın desteğiyle düşmanı alt etmeyi başardılar. Ancak bu zafer, kaybedilen arkadaşlarının anısını da yanında taşıyordu. “Bu savaş henüz bitmedi,” dedi László, gözleri kararlılıkla parlayarak. “Daha fazlasını yapmalıyız.” Büyük Savaş, sadece bir zafer değil, aynı zamanda Macaristan’ın özgürlüğü için atılan büyük bir adım olmuştu. László, sadece kendi hayallerinin peşinde değil, aynı zamanda tüm Macaristan’ın özgürlüğü için savaşmaya kararlıydı. Ve aklında tek bir düşünce belirdi: “Bu yolculuk yeni başlıyor. Her zorlukla birlikte daha da güçleneceğiz!” Bölüm burada sona eriyor; László ve arkadaşlarının bağımsızlık mücadelesi, önlerinde daha birçok zorlukla dolu bir yolculuk bırakıyordu. Ancak bir şey kesindi ki, özgürlük hayalleri artık gerçeğe dönüşmüştü.

