KUMSAL
Kulaklığını takmış önüne, etrafında ki insanlara, yola hiçbir yere hiçbir şeye bakmadan umursamazca sahil yoluna doğru ilerliyordu Kumsal. Denizin o eşsiz kokusuna, dalgaların sanki ona özel çalan bir şarkı gibi kulağını dolduran seslerine bir an önce ulaşmak için sabırsızca adımlarını hızlandırdı. Sonunda başını kaldırıp gökyüzüne baktı hava yavaş yavaş kararırken onun eve dönmeye hiç niyeti yoktu. İlkbaharın o çok sert olmayan hafif yağmuru çiselemeye başlamıştı bile. Kapüşonunu geçirdi sinirle kafasına. Islanmak istemiyordu, özellikle yağmurdan sonra yarı ıslak yarı kuru kalıp keçe gibi kalan saçlarından nefret ediyordu. Gerçi hoş Kumsal neyden nefret etmiyordu ki? Sonunda kum yola geldiğinde ayağındaki converse'lerini çıkartıp eline aldı. Denize doğru ilerlerken bir yandan oturacak bir yer arıyordu gözleri. Yağmur şiddetini arttırınca ve sahilde duran son birkaç insan da gidince rahatladı. Tekrardan etrafa bir göz attı biraz uzağında küçük bir bank gördüğünde yanına gitti. İlk önce banka sonra denize baktı, dalgaların çıplak ayaklarını ıslatmasını istediği için bankı biraz daha yakınlaştırması gerekiyordu denize doğru. İte kaka zor da olsa başardı. Ya o çok güçsüzdü ya da bank çok ağırdı. Sonunda rahatça oturabileceği yeri bulduğuna sevinirken banka doğru çöktü. Yorulmuştu, kulaklığını çıkartıp cebine doğru iteledi. Artık canı müzik dinlemek istemiyor sadece biraz sessizlik istiyordu. Kolunda ki saate baktı yaklaşık iki buçuk saati vardı çünkü on ikiden sonra burası sarhoş ergen gruplarıyla doluyordu. Öylece denizi izledi ve kendini sorguladı. Yapmadığı bir şey değildi insanlar ona ne kadar öz eleştiri yapmalısın dese de en ağır lafları en kırıcı şekilde beyni söylüyordu ona. Denizi bu kadar sevmesinin nedeniyse ne zaman yanına gelse bu beyninde ki çenesi düşük düşüncelerin susmasıydı. Saatler geçti ve o sadece izledi. Onu dışarıdan gören birisi donmuş bile sanabilirdi. Bir kere olsun gözünü sabitlediği noktadan ayırmadan denizi izledi. Sonunda beyninden artık eve dönmesi gerektiğini haykıran bir bildirim alınca ayağa kalktı. Kumlara, denize ve gökyüzüne son kez bir bakış atıp evinin yolunu tuttu. Geri dönüş yolunda her şey fazla sessizdi. Oysa bu saatlerde bu sokak bu cadde oldukça dolu ve gürültülü olurdu. Sadece omuz silkti Kumsal, sonunda 5 katlı binaya geldiğinde içeri girdi ve dairesini açmak için anahtarını aramaya başladı. Ceketinin iki cebinde de yoktu. Pantolonun ön ve arka ceplerini de defalarca kontrol etti. Ama yoktu. Yolda gelirken düşürmüş olabilir miydi veya bankı deniz kenarına doğru taşırken? Tek yaşadığı bu 1+1 evde üniversite hayatının yarısını geçirmişti. Yine endişelenmeden ve umursamazca sahile doğru geri gitmeye başladı. Sokakları daha dikkatli inceleme fırsatı olmuştu ve sonunda bir anormallik olduğunu fark etti. Ara sokaklardan birine saptı burası barların olduğu küçük ve boğuk ama genellikle kalabalık olan bir sokaktı. Peki ya şimdi? Herkes neredeydi? Kumsal'ın ilgisini çekmeye başlayan bu durum git gide garipleşiyordu. Tekrardan ana caddeye çıktı. Bir an önce anahtarını bulup eve geri dönmek istiyordu. Deniz'e geldiğinde sahil bomboştu. Kumların arasını ayağıyla iterken dikkatle inceliyordu. Eğer bulamazsa çilingir çağırabilirdi, tabi gece yarısında onun kapısını açmak isteyen ilgili (!) bir çilingirci bulabilirse. Bir kaç dakika daha dikkatle yerleri inceledi ve sonunda oturduğu banka kadar geldi. O sırada tüm kasaba birden sessizliğe gömüldü. Ay ışığının altında denize bakan yüzünü arkasında ki kasabaya doğru çevirdi. Gördüğü şey ise sadece karanlıktı. Koca bir hiç gibi koca bir karanlık. Ne binalar ne yollar ne de herhangi bir şey kendini siyah bir kutuda gibi hissetti. Denizi duyuyordu ay tam arkasındaydı ama onun dışında her şey bir anda koca bir hiç olmuştu sanki.
OKYANUS
Okyanus her zamanki gibi bir sabaha uyandığında henüz alarmı bile çalmamıştı. Hava yavaş yavaş aydınlanırken pencereye yaklaştı. Hala karanlık olmasına rağmen sokak lambaları yanmıyordu. Şehrin batı tarafında oturduğu için güneşin doğuşunu göremiyordu ama yine de güzel bir sabaha uyanmıştı. Sokak lambalarının yanında binaların da ışıklarının yanmaması dikkatini çekmişti. Sonunda üzerini değiştirip odasından çıktı. Banyoya girdi, yüzüne iki üç kere su çarptı ve aynaya bakınca gülümsedi. "Çok yakışıklı görünüyorsun."dedi yansımasına. Saçlarını elleriyle kabartıp geriye doğru attı. Artık güne başlamaya hazırdı.
Bugünkü dersi saat on birde olduğundan rahatça kahvaltı yapabileceğini düşündü. Ama mutfağa girmek yapacağı en büyük hatalardan biri olurdu. Eren'i uyandırıp dışarıda kahvaltı edeceğini ve gelmek isteyip istemediğini sormalıydı. Koridora doğru döndü ve beyaz kapının önünde durdu. Gerçi kimine göre bu renk gride olabilirdi. Evin her yanı pislik içindeydi ve o bundan fazlasıyla rahatsızlık duyuyordu. Eren ise halinden gayet memnundu.
Kapıyı çalmak ile içeri dalmak arasında kararsız kalsa da birinciyi yapıp edepli bir beyefendi olmayı seçti.Sahi onun gibiler edepli birer beyefendi olabiliyorlar mıydı? "Eren." diye seslendi odaya doğru. Cevap yok...
Daha yüksek sesle ve bu defa kapıya da vurarak seslendi "EREN!"
Yine cevap yok. Sonunda dayanamayıp içeri girdi. Eren odada yoktu ki bu durum Okyanus için oldukça şaşırtıcı olmuştu. Şaka yaptığını düşünerek "Oğlum hiç keyfim yok yürü çık ortaya, dersten sonra kızlarla buluşacağız." diye sitem ederken ev yine sessizlik altındaydı. Dış kapıya doğru yürürken bir yandan da "EREEEN! EREN NEREDESİN YA" diye bağırıyordu sorarcasına. Ama nafile. Sonunda Eren'in evde olmadığını düşünüp dışarı çıktı. Evde olduğu gibi sokağa da bir sessizlik hakimdi. Neler oluyor diye düşündü Okyanus. Neler oluyor,herkes nerede?
Biraz yürüdü kahvaltı yapacağı kafeyle arasında 8 kilometre vardı. İlk önce araba ile gitmeyi düşünse de vazgeçip bisikletini aldı. Yolda tek bir araba dahi yoktu. Oysa güneş çoktan doğmuş hava aydınlanmıştı. Bu durum git gide garipleşiyor dedi kendi kendine Okyanus. Sonunda önünden geçtiği hiç bir mağazanın, kafenin ve marketin açık olmadığını fark etti. Bisikletini bir yol kenarında durdurdu ve telefonunu çıkardı. Eren'in telefon numarasını tuşlayıp kulağına götürdü. ÇALMIYORDU BİLE! Endişelenmeden derin bir nefes alarak Aylin'i aradı (ki kendileri ablası olur) onun da telefonu kapalıydı. Hayır dedi kendi kendine sakinim! SAKİNİM!! Ama olmuyordu işte şimdiden korkmaya başlamıştı.Rehberinde ki çoğu kişiyi aradı ve hiçbiri cevap vermedi. Delirmiş gibi herhangi bir apartmana gidip tüm dairelerin zillerine bastı. Bırakın "Kim o?" sesinin ziller bile çalmıyordu. O an dizlerinin üstüne çöktü kendi kendine mırıldanıyordu "Hayır. Hayır bu olamaz, kabus görüyor olmalıyım acilen biri beni uyandırmalı. Tek başıma kalmış olamam, yalnız kalmış olamam... Daha en büyük korkumla yüzleşmeye hazır değilim ki." dedi umutsuzca. Doğru ya kızların sevgilisi, dünya yakışıklısı Okyanus Taner Kaya'nın bu dünya da korktuğu tek şey yalnız kalmaktı. Hiç kimsesinin olmamasıydı. Sol gözünden bir damla yaş akarken "Bu nasıl mümkün olabilir? Dünya benimle dalga mı geçiyor?" diye haykırdı ve içinden herhangi bir pencereden bir teyzenin çıkıp bağırdığından dolayı ona kızması için dua ediyordu.