İçeriğe geç

KİMSE GÖRMÜYOR

Bölüm 2 · 6 dk okuma

KİMSE GÖRMÜYOR

Bölüm 2

YALNIZLIĞIN İÇİNDE

Kendimi kaybetmiştim. Yürüyordum. Belki de birkaç saattir yürüyordum. Ama yürüdüğümü hissetmiyordum. Ağlıyordum ama neden ağladığımı bilmiyordum. Belki annem o adamı seçtiği için, belki geleceğimi bildiği halde babamı o halde bulduğum için, belki de ne kadar yalnız olduğumu anladığım için...

Ben bunları düşünüp aynı zamanda kendimi kaybetmiş hızlı adımlarla yürürken ayağımın boşlukta kalmasıyla bi anda kendimi yerde buldum. Acıyla dizimi tuttuğumda dizimin kanadığını gördüm. Evet. Onca şeyin üstüne kalabalık bir yerde kaldırımdan indiğimi görmeyip düşmüştüm. Onun da üstüne kafede cüzdanımı çantama koyduktan sonra çantamın fermuarını kapatmayı unutmuştum ve kıyafetlerim dahil neredeyse tüm eşyalarım etrafa saçılmıştı. Şimdi bağıra bağıra ağlamak istiyordum. Etraftakiler bana acıyarak bakıyordu. Bazıları iyi olup olmadığımı sorup beni yerden kaldırdı, bazıları da çantama eşyalarımı koymama yardım ettiler. Sessizce teşekkür ettim ve çantamı sırtıma takıp kendimi bir banka attım. Dizlerimi kendime çektim ve kafamı dizlerime gömüp ağlamaya devam ettim. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum. Ama daha fazla rezil olmak istemediğim için kendimi tuttum. Yağmur daha da şiddetlenmişti. İnsanlar elinde şemsiyelerle evlerine gitmeye çalışıyorlardı ve benim gidecek evim bile yoktu.

Üşüdüğümü yeni fark etmiştim. Kafamı kaldırıp etrafıma baktım. Etrafta çok az insan kalmıştı. Daha fazla burada kalırsam kesin hasta olurdum. Ayağa kalktım. Hem üşümüş hem de yorgun düşmüştüm. Kendimi sıcak bir şöminenin dibine atıp uyumak istiyorum. Etrafımda lokantalar ve mağazalar vardı. Çok acıkmıştım ama kıyafet satan bir mağazaya girdim. Normal bir insan gibi görünmek istiyordum ama daha çok evsiz bir sokak kedisi gibi görünüyordum. Kafede taradığım saçlarım darmadağın olmuştu ve makyajım bakılacak halde değildi. Hemen kendimi lavaboya attım. Elimi yüzümü yıkadım ve saçlarımı ellerimle düzelttim. Artık o kadar berbat görünmüyordum ama hala evsiz bir kedi gibi göründüğüm kesin. Lavabodan çıktım. Beni sıcak tutacak bir bluz ve pantolon seçtim. Ipıslak olmuştum ve üzerimde crop vardı. Kasaya gittim. Ödeme yapmak için cüzdanımı çıkartacaktım ki çantamda cüzdanımı bulamadım. Kasadaki çalışandan bir dakika istedim. Cüzdanım yoktu. İçinde tüm param ve kimliğim vardı. Kasadaki kadın bana

-Alamayacaksanız meşgul etmez misiniz?

Dedi. Kibar sözcüklerle ama çok itici bir şekilde kurmuştu bu cümleyi. Arkama baktığımda bir kuyruk oluşmuştu. Bluzu almayıp çıktım.

Yağmur durmuştu ama hala soğuktu. Ipıslak olmuş çekedimin kapuşonunu kafama geçirdim. Etrafımfa hiç insan yoktu. Nereye gideceğimi düşünürken yanımdan hızla takım elbiseli orta yaşlarda bir adam geçti. Hava karanlık olmasına rağmen gözünde güneş gözlüğü gibi simsiyah bir gözlük vardı. Ve oldukça pahalı gibi görünen ayakkabılar giyiyordu. Cebinden bir cüzdan düştü. Tam adama haber verecektim ki gözlükleri gibi simsiyah ve çok pahalı bir arabaya bindi. Yanlış görmediysem markası Range Rover dı. Ve hızlıca uzaklaştılar. Bir cüzdana bir arabaya baktım ve daha fazla düşünmeden cüzdanı alıp cebime attım. Ve oradan uzaklaşmaya başladım.

Yaptığım şeyin hırsızlık olduğunu biliyorum ama bunu yapmasaydım ne yapacağımı bilmiyorum. Babamın yanına gidip para mı isteyecektim yoksa tekrar eve mi dönecektim? Hayır. Bir daha asla o eve adımımı bile atmak istemiyorum. Yaptığım şey yanlış olsa da yapabileceğim en doğru şeydi.

Yeterince uzaklaşmıştım. Kafamı sola çevirdiğimde yanımdaki ufak bir lokantayı fark ettim. Çok sevdiğim yemekler yoktu ama hepsinin kokusu çok güzel geliyordu.

İçeriye girdim ve bir çalışana lavaboyu sordum. Lavaboda cüzdanın içini açtım ve çığlık atmak istedim. Çok para vardı. Bir an duraksadım acaba böyle zengin bir adam neden kredi kartı taşımak yerine yanında bu kadar para taşıyordu? cüzdanın diğer bölmelerine baktım. Hepsi boştu. Bu bana çok garip geldi. En azından kimlik kartı ya da kredi kartı, hiç biri yoktu. Ufak bir fermuar vardı. Açtım ve içindeki bölmeden küçük bir kağıt çıktı. Çok karışık bir yazı vardı. Okuyabildiğim tek şey AKTUĞ yazısıydı. Kâğıdı geri yerine koydum, lavabodan çıktım ve bir masaya oturdum. Siparişimi verdim ve beklemeye başladım. Kurt gibi acıkmıştım. Yemeğimi büyük bir iştahla yedim. Tam kalkacakken garson gelip bana bir tabak daha uzattı ve

-Bir beyefendinin ikramı. Afiyet olsun.

Tabağı masaya koydu ve uzaklaştı. Kim bana yemek ikram ederdi ki? Hem de ben böyle iğrenç görünüyorken. Neyse bir tabaktan zarar gelmezdi. Onu da yedim. Bir yandan da mutlu oldum. Bu halimle bile güzel görünüyorum demek ki. Kesinlikle dışarıdan biri baktığında aptal aptal sırıtıyorumdur. Hesabı sormaya gittiğimde aynı çalışan bana

-Sizin borcunuz ödedi.

Dedi. Aynı kişi hem bana yemek ısmarlamış hem de ödeme yapmıştı.

-Kim o beyefendi? dedim gülümsemeye çalışarak

-Malesef kendisi söylememi istemedi.

-Tamamdır o halde teşekkürler.

Açıkçası hem mutlu olmuştum hem de sinirlenmiştim. Beni tanımasına gerek yoktu, dışarıdan görmüştür ve içinden gelmiştir.

Dışarısı iyice soğumuştu sonbahar mevsimindeydik. Bir sokağa döndüm ve gözümü ışığın şiddetiyle kırpışırdım. Işıl ışıl parlayan bir mağaza vardı ve içinde gözlerimi kamaştıran çok güzel elbiseler vardı. Düşünmeden içeriye girdim. Param vardı sonuçta. Adamın beni arayacağını biliyordum ama bulabileceğini sanmıyordum. Yani umuyordum..

İçerisi dışarıdan da güzeldi. Pahalı bir yer olduğu belliydi ben buraya daha önce neden gelmemiştim ki?

Çok tatlı kırmızı kısa bir kazak aldım. Aynı kazağın siyahından da aldım. Uzun bej bir hırka, birkaç pantolon ve siyah pileli mini bir etek aldım bu eteği niye aldığımı bilmiyorum. Çok hoşuma gitmişti. Ödeme yaptım ve kabinlere gidip aldığım şeyleri giyindim. Siyah crop kazak, kot siyah ve bol sayılır bir pantolon, üstüne bej hırka giyindim. Gayet güzel olmuştu. tarağımı çıkarttım ve saçlarımı taradım saçlarım hafif dalgalı olduğu için fazla taramadım. İlk pembe ruj sürmeyi düşündüm ama kırmızı rujumu sürdüm. Kırmızı bana özgüven getiriyordu. Fondöten, kapatıcı ve biraz da far sürdüm. Son olarak maskara ve artık eskisi gibiydim. Aldığım diğer kıyafetleri ve eski kıyafetlerimi çantama sığdırmayı başardım. Ve mağazadan çıktım. Şimdi nereye gidecektim? bir otel tutabilirdim. Hangi otele gidecektim? Bir anda telefonumun olduğu aklıma geldi. Çantamdan çıkarttığımda şarjı bitmişti siktir. Tam zamanıydı. Nerede şarj edeceğimi düşünürken kendimi karanlık bir ara sokakta buldum. "Önüne bakmadan yürürsen böyle olur Afra hanım." Dedim kendi kendime. Arkama baktım. Caddeden çok uzaklaşmamıştım. Geri dönecekken bir ses duydum.

- Selam güzelim. Dedi üstü başı dağınık ve bana korkunç gözlerle bakan bir adam. Yanındaki de

- Ne yapıyorsun bu saatte tek başına buralarda? bunun da öbüründen bir farkı yoktu korkunç gülümsemeleriyle bana doğru geliyorlardı. Aklıma sadece kaçmak geldi. Arkama bakmadan koşmak. Arkamı dönüp kalabalığın olduğu yere koşacakken yaraladığım dizim yüzünden tekrar yere düştüm. Ah bunu unutmuştum. Yürürken bir sıkıntı yoktu ama nasıl koşacaktım? Ayağa kalktım. Tekrar koşmaya çalıştığım sırada biri kolumdan tuttu ve beni ara sokağa çekti. Kendimi kurtarmaya çalışırken diğeri de sol kolumu tuttu ve beni kalabalıktan daha da uzak olan kapkaranlık bir yere götürdüler. Hiç ışık yoktu

-Bırakın beni orospular! diye bağırdım. Sırıttılar ve biri

-Daha yeni başlıyoruz prenses, o kadar kolay kaçamazsın. Dedi

Korkudan ellerimin titrediğini hissettim. Biri etrafı kollarken diğeri beni iyice duvara yasladı ve boynuma dudaklarını değdirdi. Titredim. Onu geri atmaya çalıştım. İyice yaklaştı. Tam o sırada çok gürültülü bir motor sesi ile irkildim. Adam geri çekilmişti ama beni bırakmamıştı. Motor yanımızda durdu ve bana yakın olan adamın göğüs kafesine sert bir yumruk attı. Adam acıyla yere düştü ve nefes almakta zorlanıyormuş gibi boğazını tuttu. Diğer adam çoktan kaçmıştı. O anın şokuyla ben de yere oturmuştum. Motordaki adama baktım. Kaskı vardı ve yüzü görünmüyordu. Motoru simsiyah ve çok havalıydı. Beni tek hamlede elimden tutarak kaldırdı ve motora bindirdi. Tam kendisi de binecekken bana baktı, kalın ama bi o kadar da seksi bir sesle

-Korkma. Dedi

Gerçekten mi? o kadar şey yaşamışım ve kim olduğunu bilmediğim bir adam beni bir yere götürüyor ve yaptığı açıklama "korkma"

- Beni nereye götürüyorsun? Dedim.

Bana bir kask uzattı ve

-Gitmek isteyeceğin bir yere.

Motoru çalıştırdı. O kadar ani olmuştu ki tutunacak bir yer bulamadığım için belinden tuttum. Ve bırakmadım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.