İçeriğe geç

Killer Love

Bölüm 2 · 10 dk okuma

Killer Love

Bölüm 2

-Başlangıç-

•Orjinal hikaye ile arasında farklılıklar bulunmaktadır.

°Kurgu biraz değiştirilmiş olup gerçek hikayeyle arasında farklılıklar vardır. Lütfen tamamını okumadan yargılamayın. Öncelikle hikayenin kahramanı Jane Arkensaw. Bu hikayede Jane hafızasını biraz kaybetmiş durumda yani Jeff'i ve Jeff'in ona yaptıklarını hatırlamıyor. Şizofreni benzeri bir durum içinde ailesinin yaşadığını ve hala eskisi gibi normal bi kız olduğunu düşünüyor. Şimdilik bu kadar. İyi okumalar.

Boş duvara gözlerimi yönellttim. Eve sessizlik hakimdi ve bu rahatsız edici bir türden bir sessizlikti. Annemin mutfakta her gün yaptığı takırtıların sesi gelmiyordu, babamın televizyondan bir şeyler izlemesinin sesi yoktu. Kedim Grinny'nin dahi sesi çıkmıyor hatta kendisi bile görünmüyordu. Bomboş bir evde gibiydim hatta belki de. Evet büyük ihtimalle evde kimse yoktu. Peki ya kedim Grinny? O neredeydi? Onu da yürüyüşe mi çıkartmışlardı...

-"Neden beni evde tek başıma bıraktınız ki?" diye sordum sanki bir cevap alabilecekmişçesine. Evde kimsenin olmadığını ve bir cevap alamayacağımı biliyordum yine de bu cümleyi sesli söylemiştim. Belki de yalnızlıktan biraz kafayı yiyorumdur, olamaz mı? Ah Jane, kendine gel... Kendimi toplamam gerektiğini hissediyordum. Biraz yürüyüşe çıkmak iyi gelebilirdi. Evet bu kesinlikle kendimi daha iyi hissettirirdi.

Alt kata inip yavaşça dış kapıyı açtım, ev gerçekten de bomboştu ve içeride pis bir koku vardı nereden geldiğini anlayamadığım ama evin neredeyse her yerinden duyduğum o metalik koku burun deliklerime işlemişti. Kapının kolunu çevirip dışarı çıktım ve adımlarımı evimizin yakınındaki parka yönelttim. İnsanların garip bakışları bana doğru döndü. Kimi acır gözlerle bakıyor kimiyse rahatsız olmuş bir şekilde kafasını başka bir yöne çeviriyordu. Ah bu insanların nesi var? Gerçi bu bir kaç gündür bu şekilde devam ediyor. Ne zaman dışarı çıksam herkes bana biraz tuhaf davranıyor, ama artık alıştım sanırım. Yavaş yavaşta olsa bu duruma da alışıyor gibiyim. Parka vardığımda neredeyse boştu. Tek tük bir kaç çocuk vardı sadece. Bir banka oturup elime bir sigara aldım ve kendimi dumana bıraktım. Bu kötü bir alışkanlıktı. Buna ne zaman başlamıştım ki? Eğer ailem öğrenseydi çok üzülürlerdi.

Büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar hatta belki de onlarla ilk kez kavga ederdim. Evet, doğru ailemle hiç kavga etmedim. Bugüne kadar hiç. Bu yüzden anlam veremiyordum evdeki sessizliğe ve bu sessizlik beni günden güne daha da deli ediyordu. Nereye gitmişlerdi, ne zaman döneceklerdi? Aradığım zaman telefonu neden açmıyorlardı... Aklımda pek çok cevapsız soru varken salıncaklara doğru baktım ve yavaş adımlarla ilerledim. Salıncaklar tamamen boştu ve istediğim kadar çocuklaşıp eğlenebilirdim. Tabii buna eğlence denirse daha çok içimdeki sesleri susturmak istiyordum. Daha iyi hissetmek istiyordum ve bunun için aptal park salıncağından daha iyi bir fikir ne yazık ki aklıma gelmiyordu. Salıncağa oturup ayaklarıyla kendimi itmeye başladım bir yandan da sigaramı içmek için ellerimi beceriksizce dudaklarıma götürüyordum. Güneşli güzel bir gündü ancak sert bir rüzgar esiyordu.

Ben kendimi sallamaya devam ederken küçük bir çocuk olduğum tarafa doğru baktı ve koşarak annesinin yanına gitti. Lanet olsun. Bu insanların derdi ne? Yaşımdan dolayı salıncakta sallanmamı ya da belki de bir yandan içtiğim sigarayı yanlış buluyorlar? Anlamıyorum. Onlar çoğu zaman benden kaçıyorlar, korkuyorlar. Özellikle küçük yaştaki çocuklar. Bir süredir bu şekilde devam ediyor, nedenini bir türlü anlayamıyorum. Bazen yanıma gelip gözlerimin simsiyah olduğunu söylüyorlar bana. Anlamıyorum sanırım bana bir tür şaka yapıyorlar. Bir keresinde artık bu tür tepkilerden sıkılıp eve gitmiş ve aynaya bakmak için gezinmiştim ama nedensizce tüm aynaları kırık buldum. Bir tür sinir harbinde aynalara mı saldırmıştım? Gözlerim çocukluğumdan beri en hassas yanımdı. Pek kimse bilmez ama heterokromi hastasıydım.

Eskiden öyleydim yani. Bir gözüm mavi, diğeri ise yeşildi. Aslında mavi olması gereken gözlerim bir çeşit genetik bozukluktan ötürü iki ayrı renge bürünmüştü. Yıllarca bundan kurtulmak için lens takmayı istedim lakin bir gün babam elinde o damlayla geldiğinde her şey çözüldü. Artık üzülmeme, ağlamama dayanamıyordu. Pekte doğru olduğunu düşünmediğim tehlikeli bir çeşit göz damlası bulmuştu ve yeşil gözüme bunu damlatırsam gözümün renginin maviye dönebileceğini söylemişti. Ne demişti... Hah! Her insanın aslında göz bebeğinin mavi olduğunu ve bu ilacın göz bebeğini bir şekilde aşındırarak o maviliği meydana çıkartttığını söylemişti. Gülümsedim. Babam sayesinde sonunda o çok iğrendiğim göz rengimden kurtulmuştum. Yumruğumu sıktım. Şimdi birdenbire bana elde etmek için çok uğraştığım mavi gözlerimin simsiyah olduğunu söylüyorlar! Ne tür bir şaka bu?

Yavaşça salıncaktan kalktım, daha fazla insanların tuhaf bakışları altında kalmak istemiyordum. Evin yolunu tuttum, artık kendini yatağıma atıp biraz kitap okumak, belki biraz çizim yapmak istiyordum. Dışarıda beni rahatlatabilecek hiç bir şeyle karşılaşmamış, aksine daha da sinirlerim bozulmuştu. Elimi yakmak üzere olan sigara izmaritini hızlıca yere fırlattım ve üzerine basıp onu söndürdüm. Belki eve gelmişlerdi? Lütfen... Eve gelmiş olmalarını umarak yokuşu çıktım. Yol ayrımına geldiğim an duraksadım. Her zaman temkinli biri olmuşumdur ve nedenini anlamadığım bir şekilde takip ediliyormuşum gibi bir hise kapılmıştım. Bir adım atıp dikkatlice dinledim. Evet, adımlarım yankı yapmıştı. Bir şeyden şüphelenmemiş gibi normal şekilde yürümeye devam ettim.

Bir süre bu şekilde yürüdükten sonra artık canımı sıkmaya başlamıştı. Biri ya da birileri beni açıkça takip ediyordu. Hızlıca arkama baktım. Evet oradaydı. Onu görmüş olmama aldırmadı. Kapüşonlusu yüzünü örtüyordu ona ait hiç bir detayı görememiştim. Bana doğru geliyordu yavaş ama temkinli adımlar atıyordu. Adımlarımı hızlandırarak eve gitmeye başladım. Eve hızlıca girip kapıyı sertçe örttüm. O da kimdi? Acaba gerçekten takip mi edilmiştim yoksa sadece bana mı öyle gelmişti? Üst kata çıktım ve kendimi odama attım. Yatağıma uzanıp saate baktığım an saatin 6.30 olduğunu gördüm. Akşam olmuştu ve bu gece de gelmemişlerdi. Telefonumu çıkartıp annemin numarasını tuşladım, beklediğim gibi yine telefonu açmamıştı. Şansımı bir kez de babamdan yana kullanmak istedim. Onu bir kez olsun aramamıştım. Çalıyordu ama tuhaf bir şekilde telefonunun sesi alt kattan geldi.

-"Baba alt katta mısın? " diye seslendim ama cevap gelmemişti. Odamdan yavaşça çıktım ve basamaklara yöneldim bir kez daha seslendim. "Baba evde misin?" Telefon halen elimdeydi ve alt kattan gelen sesi duyabiliyordum. Merdivenleri indim ve sesin geldiği yeri bulmak için etrafa bakındım. Mutfak. Ses mutfaktan geliyordu. Yavaş adımlarla mutfağa gittim ancak kimse yoktu. Babam telefonu evde bırakmıştı. Hem de mutfak zemininde? Burada bu telefon ne arıyor diye geçirdim içimden. Kim telefonunu yerde bırakırdı ki? Hele ki dışarıya çıkarken. Babamın telefonunu elime alıp biraz baktım, şarjı neredeyse bitmiş ve ekranı çatlamıştı. Bırakılmıştan çok bir şeyden kaçarken düşürmüş gibi duruyordu. Arkamı döndüğümde bir silüet hızlıca geçivermişti.

-"Kim var orada" diye bağırdım. Belki de bir çeşit sanrı görmüştüm evde birinin olmasına imkan yoktu.

-"Jane... " sesin geldiği yöne doğru baktım. Diğer odadan karanlıktan geliyordu ses. Yavaş adımlarla ilerledim.

-"Kimsin? Evimde ne arıyorsun? Polis çağıracağım!" Belki de bunu sesli olarak söylemek iyi bir fikir değildi ama o an için doğru gelmişti. Kendimi biraz olsun daha güvende hissetmiştim. Onu polis çağırmakla tehdit edip belki de korkutup kaçırmıştım gelen sesler ona işaret ediyordu. Odayı kontrol etmek için içeri girdiğimde çok geçti. Hayır, o hala oradaydı. Siyah halkaları var gibi görünen uğursuz gözleri yuvarlaktı ve doğrudan bana bakıyorlardı. Ağzında koskocaman bir gülümseme vardı. Dudakları kanlıydı ve yüzü kireç gibi bembeyazdı. Çığlık attım. Hemen oradan yok oldu. Odada bir yerlere saklanmıştı. Bunların hepsinin bir hayal olduğunu düşünmek istedim. Yatağıma yatıp uyumak ve hepsinin geçeceğini düşünmek istedim. Hiç bu kadar korkmamıştım.

Ellerim cebimde duran telefonuma uzandı ve çaresizce polisin numarasını tuşlamaya çalıştım, ellerim bana ihanet edercesine titriyorlardı ve telefonu yere düşürdüm. Lanet! Hızlıca odadan çıkmak için arkamı döndüğümde bir çift el ağzımı kapattı. Çığlık atmak istedim, kaçmak istedim ama yapamadım, beni sıkıca sarmıştı ve elinde tuttuğu bir tür bez -büyük ihtimalle bir çeşit sakinleştirici uyutucu ilaçla kaplanmıştı- beni hareketsiz kıldı. Gözlerim ağırlaştı. Son hatırladığım şey oracıkta yere yığılmam oldu. Bana ne yapacaktı?

* * *

Uyandığımda bir tür sandalyede bağlıydım. Ağzım bağlıydı. Kurtulmaya çalıştım. İşe yaramadı. Bileklerimde, vücudumda büyük bir acı hissediyordum. Sıkıca bağlanmıştım ve ipler canımı yakıyordu bir süre debelendim ancak ne kadar debelenirsem debeleneyim ipleri gevşetmeye yetmedi. Ağlamaya başladım, yapacak başka bir şeyim yokmuşçasına -ki bu durumda var gibi de durmuyordu- ağladım. Çığlık atmaya bağırmaya çalıştım ama o da başarısız oldu. O anda odanın kapısı açıldı. Gelen o şeydi. Evimde gördüğüm o karanlık figür beni kaçırmış ve buraya getirmişti. Daha çok ağladım. Yanıma yaklaşıp bana baktı. Yüzü kesikti. Gördüğüm o büyük sırıtış derin yaralardan ibaretti ve göz kapakları yoktu. Dehşete düşmüştüm. Bu hayatımda gördüğüm belki de en korkunç şeydi ve daha da kötüsü bana ne yapmak istediğini neden buraya getirdiğini dahi bilemiyordum.

-"Bana neden öyle bakıyorsun?" Gözlerinde anlam veremediğim bir şaşkınlık, tuhaf bir bakış vardı. "Daha önce beni hiç görmemiş gibi davranıyorsun..." Tabii ki de seni daha önce hiç görmemiştim! Seni nereden görmüş olabilirim ki bu korkunç yüzü bir kez gördükten sonra unutmak mümkün müydü? Neyden bahsediyordu? Sözleri kafamı daha da karıştırmıştı. Bir tür deli olabilir miydi ya da beni biriyle mi karıştırıyordu? Hayır. Bu imkansız. Adımı nereden biliyordu öyleyse? Ağzımdaki beze doğru elini uzattı ve "Bağırma, bağırman faydasız. Sadece konuşmak istiyorum." diyerek yavaşça bezi aşağı kaydırdı.

-"Böyle bir yüzü görmüş olsaydım eğer sence unutabilir miydim!" Ona bağırdım. Bu cesareti nereden buldum bilemiyordum ama çoktan yapmıştım. Geriye doğru bir kaç adım attı.

-"Ben şaka yapmıyorum Jane! Kim olduğumu bilmiyor musun?" Başımı hayır anlamında salladım, gözlerimden hala yaşlar süzülüyordu. Afallamış göründü. "Nasıl olabilir..." Olduğu yerde bir kaç daire çizdi ve kapıdan çıktı. Kapıyı hafif aralık bırakmıştı. Orda bir sürü insan vardı. Yani en azından insana benziyorlardı. Bir süre bir şey hakkında hararetli bir şekilde konuştular ve az önceki psikopat hızlıca içeriye girip ardından kapıyı kapattı.

-"Bana ne yapacaksın? Neden beni burada tutuyorsun?" Ne yapacağını bilemez bir tavırla bana döndü.

-"Grey bir çeşit hafıza kaybı yaşadığını düşünüyor ve seni çoktan buraya getirdiğim için... Tanrım!" Duvarı sertçe yumrukladı ve yeniden bana döndü. "Bak, niyetim sana zarar verip öldürmek değil Jane. Şuan hatırlamıyor olabilirsin ama beni gayet yakından tanıyorsun. Biraz zaman vermemi söyledi. Her şeyi yeniden hatırlayacağını düşünüyor." Neyden bahsediyordu anlamıyorum. Grey diye bahsettiği kimdi? Onu nereden tanıyor olabilirdim, bana zarar vermek istemiyorsa neden beni kaçırmıştı? Bu kadar zararsız biri bu kadar dehşet verici bir yüze sahip olabilir miydi?

-"Neyden bahsettiğini anlamıyorum sadece bırak beni gideyim... Ailem." Bunu der demez bana bakmıştı. Gözleri üzerimde kitlenmişti.

-"Sen cidden bir şey hatırlamıyorsun..." Ellerini başına götürdü ve siyah uzun saçlarını geriye itti. "Jane. Ailen bir süre önce vefat etti." Arkasını döndü. Ne? Ne demek ailen bir süre önce vefa etti? Buna inanmamın imkanı yoktu... Bunun gerçek olmasının imkanı yoktu, değil mi... Alay eder gibi bir hali yoktu. Ne yapacağını bilmez bir tavırla bana bakmaya devam ediyordu. "Üzgünüm Jane... Özür dilerim. Ben... böyle olduğunu bilseydim eğer..." Yere eğildi ve orada öylece oturup benden yüzünü gizlemek ister gibi başını öne eğdi. Başıma gelenlerin karşısında ne yapacağımı ne düşüneceğimi bilemez bir tavırla sadece başımı saklamakla yetindim.

-"Demek bu yüzden... Bu yüzden günlerdir eve gelmiyorlar... Anlıyorum..." Daha fazla diyecek bir şey bulamadım. Binlerce şey düşünüyordum ama hiç birini kelimelere dökemiyordum. Bana doğru başını kaldırdı ve cebinden küçük bir cep aynası çıkardı. Bana doğru uzattı.

-"Aynaya bakmak isteyebilirsin. Aileni kaybettiğin gece bir tür kaza geçirdin ve görünüşün epey değişti... "

-"Ne demek istiyorsun?" Ayağa kalkıp bir elimi serbest bıraktı ve aynayı açıp elime verdi. Şaşkın bakışlarla ona baktım. Yüzüne bakmak bana dayanılmaz bir acı veriyordu. Yüzündeki kesiklerden ve yüzünün görünüşünden dolayı mıydı yoksa başka bir sebebi var mıydı bilemiyorum ama ona bakmak benim için ızdırap gibiydi.

-"Al kendin gör." Yeniden az önce durduğu köşeye gitti. Yavaşça aynayı yüzüme doğrulttum. Gözlerim simsiyahtı! Kahve saçlarım yerineyse siyah bir peruk duruyordu, yüzüm beyazlamış ve bembeyaz cildimde kızarık bir kaç leke vardı. Aynayı yere düşürdüm. Kırılma sesiyle birlikte gerçek beynime dank etti. Bir yangın...

-"Bir yangın... Hatırladığım tek şey bu." Umutlanmışçsına bana döndü ancak gözlerinde bir yandan korkuyu da görmüştüm.

-"Başka bir şey hatırlıyor musun?" Sesi titremişti. Hayır dercesine başımı salladım. Derin bir nefes aldı. "En azından bunun başına nasıl geldiğini az çok hatırlamaya başladın..." Kendime gelmeye çalışırcasına başımı salladım hareket ettirebildiğim tek yer başımdı ne de olsa.

-"Benimle aynı yangında mıydın?" diye sordum beyaz tenini kastederek.

-"Sayılır... Bir çeşit kimyasallar sonucu bu hale geldik. Yavaşça hatırlamaya başlarsın." Yanıma gelip ellerimi çözdü sonunda sandalyeden kalktığımda ayaklarım tutmuyor gibiydi ve neredeyse yere yığılacaktım beni kollarımdan tutup kaldırdı. Başımı teşekkür edercesine salladım. Bir yandan merak ediyor bir yandan da sormaya korkuyordum. Ona tam olarak ne olduğunu.

Sonunda dengemi sağlayabildiğimde onun ellerini bıraktım. Üzerinde kan lekesi vardı, beyaz sweatshirt'ünün büyük bir kısmı kan lekeleriyle doluydu. İlk bakışta anlayabileceğiniz gibi bir katile benziyordu ve büyük ihtimalle de öyleydi. Beni kaçırıp buraya getirmesindeki amaç neydi peki? Neden yanına almıştı. Hatırlayabiliyor olsaydım tam olarak ne düşünmem gerekirdi bu konuda, onun yanında olmaktan rahatlamam mı gerekirdi yoksa şuan olduğum gibi yine rahatsız mı hissederdim? Kapıya doğru ilerleyip kapıyı açtı ona doğru adım atmaya çalıştım ancak yine yalpaladım. Hızlıca koluma girdi.

-"Bırak, kendim yürüyebilirim yeterince sürükledin zaten." Kendimi ondan kurtardım ve nihayet kapıdan içeriye doğru bir adım attım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.