Babamın attığı ikinci tokatla sersemledim. Evlenmek istemediğimi söylediğim için yediğim ikinci tokattı. Ağlamamak için dişlerimi sıkarak babama baktım. “neden? Evlenmek istemediğimi söylediğim halde neden zorla evlendiriyorsun?” babam sertçe kaşlarını çattı. “isteyip istemediğini sormadım. Bu akşam gelecekler seni istemeye. Hazırlan.” söylediği son laflar bunlar olmuştu. Babam arkasını dönüp odasına gitmişti. Neden? Hazırlanmak için. Benim istememe hazırlanmak için.. Sol gözümden bir damla yaş düştüğünde hızla sildim ve etrafıma bakındım kimsenin görmediğinden emin olmak ister gibi. Kimse yoktu.. Rahatlayarak nefesimi verdim ve odama gidip telefonumu elime aldım.
Balın: “babam yaptı yapacağını.. Evlendiriyor beni.”
Telefonu kapattığımda bildirim sesi gelince yeniden açtım.
Beliz: “ne? Ne demek evlendiriyor? Sana annemi seç demiştim!”
Kardeşim beliz bilmiyordu ki annem beni istememişti. Bana tercih sunulmamıştı. Babam tehtid etmişti ve bende onunla kalmak zorunda kalmıştım. Annemse boğazıma bıçak dayandığında bile gülümsemesini bozmamıştı. Evet, annem babamdan boşanmış ve Belizi alarak babamdan kurtulmuştu. Beliz'e ise benim babamla kalmak istediğimi söyleyip, babamın işgencelerini umursamamıştı.
Balın: “boşversene, anlatsamda anlamazsın.”
Beliz: “hiç anlatmayı denemedin ki? Her zaman kendi başına çözdün sorununu. Bencilsin Balın. Annem seni o kadar severken babamı seçecek kadar bencilsin. Annem kaç gece ağladı haberin var mı? Babam sana el bebek gül bebek baktı tabii. Ailenin gözdesi, Balın Kılıç. Ailenin ilk göz ağrısı Balın kılıç.”
O kadar çok şey söyleyebilirdim ki.. Onun sandığı gibi el bebek gül bebek büyümediğimi söylemek isterdim, onun dediği gibi göz bebeği olmadığımı söylemek isterdim. Ama söylemedim. Çünkü hayatımda ilk kez biri ben anlatmadan bile olsa beni anlasın istedim. Keşke, beni görseydin Beliz. Hayat boyunca hiç sevilmediğimi bilseydin.
Balın: “bencilim.”
Tek kelime yazıp telefonu uçak moduna aldım ve hazırlanmaya başladım. Üzerime uzun kırmızı kalçama kadar yırtmacı olan güzel bir elbise giydim. Saçlarımı sade bir şekilde at kuyruğu yaptım ve dudağıma kırmızı ruj sürerek hazırlığımı tamamladım. Kapı çalınca kapıya baktım ve babamın sesini duydum. “geldiler, hadi.” yüzümü buruşturarak kapıyı açtım ve yüzüme en sahte gülümsememi takıp aşağıya indim. Babam kapıda dururken bana bakmış ve memnun bir ifadeyle gülümsemişti. Bana kaş göz işareti yapınca kapıyı açarak girenlere baktım.
Elinde bir buket gül tutan adam, onun yanında sarışın tatlı bir kız en önde ise anne ve babaları olduğunu belli eden bir şekilde somurtkan kadın ve bana gülümseyen adam. Elimi sıkarak gülümsedim. “hoşgeldiniz, buyrun içeri” kadın hiç bir şey söylemeden içeriye geçip oturunca afalladım. Ardından sevimli diye adlandırdığım güzel gülümseyen kız, “selam, hoşbulduk. Nasılsın canım?” diyerek enerjik sesiyle konuştu. “iyiyim teşekkürler, sizleri sormalı.” bense her zamanki ses tonumla ve sahte gülümsemem eşliğinde hal hatır sordum.
Kapıdaki herkes içeri geçmiş bir tek evleneceğim adam kapıda kalmıştı o da yürüyerek yanımdan geçerken tam karşımda durdu ve elindeki gülleri uzattı. Güllere bakarken adamı inceledim. Kumral, kaslı ve ela gözlüydü. Gözleri tuhaf geldiği için daha dikkatli baktım. Evet, elaydı ama bu rengi hiç bir yerde görmediğime emindim. O kadar güzel gözleri vardı ki sabahlara kadar bakardım. Bir anda ona çok fazla odaklandığımı fark ederek gözlerimi kaçırdım ve karşımdaki adamın gülümsemesini sağladım. Kapıyı kapattım ve tam yanından geçip gidecekken elini belime sararak beni durdurmasıyla kalakaldım.
“utanmana gerek yok” bana bakarken kulağıma yaklaşıp fısıldadı.
“utanmadım zaten?” inkar ettim ve ondan uzaklaşmak için geriye bir adım attım.
“kızardın” beni bırakmayıp daha sıkı tuttu ve ben yakalanmanın verdiği utançla
“allık sürdüm ondandır” dedim.
Gülerek benden uzaklaştı ve sonunda o da içeriye geçti. Arkasından bende gittim ve herkesden uzak koltuğa oturarak babamların sohbetini dinledim.
“bizim oğlan da işte, bıraksak hiç evlenmez.” bunu diyen babasıydı.
“evlendiği kişi hayırlı olsa birde..” bunu diyende annesiydi. Hızla ona döndüm ve kaşlarımı çattım. “ne hayırsızlığımı gördünüz?” dayanamayarak araya girdiğimde babamın bana keskin bakışlar attığını gördüm. Evleneceğim kişinin annesi beni süzdü ve “gayet hayırsız duruyorsun farkındasın değil mi? Ayrıca bacağındaki morluğu kapatıcıyla kapatmadan neden yırtmaçlı elbise giydin?” dudaklarımı birbirine bastırdım. Aslında kapatıcı sürmüştüm ancak o morluğu hiçbir kapatıcı kapatamadı. Utanarak gözlerimi kaçırdığımda “kızım sakar biraz, hep düşer” diyen babamla ona döndüm.
Evet, hep düşerim ben baba. Her zaman düşerim. Ancak bacağımın düştüğüm için olduğuna buradaki kimse inanmazdı. Elbiseyi bacağımın üzerine kapatarak morluğu gizlemeye çalıştım. “pek düşme izine benzemiyor. Baksana sanki odunla vurmuşlar gibi dik bir morluk” sanki yaramı kanatmak istiyormuş gibi konuşan bu kişi tabiki o kadındı. - evleneceğim kişinin annesi- tam o sırada hızla bana dönen bakışı fark ettim. Ona baktığımda bana değil bacağıma baktığını gördüm. Kaşlarını çatarak sonunda bakışlarını gözlerime çıkardı. Sanki ne olduğunu çözmeye çalışıyormuş gibiydi.
“merak etmeyin ona kimse dokunamaz izin vermem” diyen babamla tekrar ona döndüm ve gülümsedim. Evet, izin vermezdi çünkü vermesine gerek yoktu. Zaten bu izi yapan oydu. “abi, siz tanıştınız mı?” diyen kişi kardeşiydi. Ortamı yumuşatmak ister gibi gülümseyip ikimize bakıyordu. “hayır.” diyerek yanıma oturan adama baktım. “ben, Altay.” elini uzattığında önce eline daha sonra ona baktım. Tam elini çekecekti ki elini tutarak “balın” dedim. “Balın kılıç” gülümsedi ve “artık Kılıç değil, Göktürk” yaptığı imayla gözlerimi kaçırdım ve elimi elinden çektim. “soy adın Göktürk mü?” başını salladı ve koltuğa yaslandı. Odada bizi izleyenlere baktı ve sorumu “artık seninde öyle” diye cevapladı. Utanarak önüme döndüm ve babamların sohbete yeniden başlamasını izledim. Tam sohbete odaklanacaktım ki uyluğumda hissettiğim el ile ürperdim. Altay'a bakıp naptığını anlamak için kaşlarımı çattım.
“baban sana çok vuruyor mu?” anlamıştı. Babamın yaptığını anlamıştı.
“babam değil, düştüm ben o yapmadı.” gülümsedim ve ona karşı ilk yalanımı söyledim.
“anladım ben Balın. Saklamana gerek yok. Bundan sonra ben varım.” dediğinde şaşkınca baktım. İlk defa biri beni anlamıştı. Benim evlenmek istemediğim adam, beni tanımayan adam, beni anlamıştı. 22 yıllık kardeşim bile anlamamıştı ama o anlamıştı.
“altay..” morluğun olduğu yeri nazikçe okşadı ve bana yaklaştı. “efendim?” bir kaşını kaldırarak bana baktı. “teşekkür ederim..” başını sallayarak gülümsedi. Gamzesi vardı.
“bende teşekkür ederim” kaşlarımı kaldırdım “ne için?” etrafa bakındı daha sonra bana döndü. “varlığın için.”
Şaşkınca kalakaldım. Teşekkür etmişti. Varlığım için. Benim.. Benim var oluşum için teşekkür etmişti. Tam cevap verecekken bana bakan Altay'ın kardeşi “ben Tuna, malesef annemler abimle uyumlu olsun diye adımı tuna koymuşlar” yüzünü buruşturunca ona bakarak güldüm. “malesef.. Şu adamla benim adım neden uyumlu yani? farka bakar mısınız?” sitem eder gibi söylendi. Altay kız kardeşine baktı. “derken? Anlamadım ne farkımız var?” tuna şaşkınca ona baktı. “abi sencede zıt kutuplar değil miyiz? Ben renkli kişiliğim, sen siyah beyaz. Ben enerjik biriyim, senin gülümsediğin anlar nadir.” halbuki bana geldiğinden beri gülümsüyordu. “olabilir?” diyen altay kaşlarını çattı. “bu isimlerimizin uyumlu olmasına engel mi?”
“değil abi, değil. Sus sen allah aşkına.” homurdanarak konuyu kapatmaya çalışan Tuna'ya yardım etmek için ayağa kalktım ve onunla beraber kahve yapacağımızı söyleyip mutfağa gittim..