Hoshigami Köyü’nün üzerinde asılı duran bulutlar, sanki platformdaki gerginlikten kaçarmışçasına hızla uzaklaşıyordu. Ryota’nın "evlatlarım" çıkışından sonra kimse tek bir kelime dahi etmemişti. Meşalelerin çıtırtısı, sessizliği bıçak gibi kesiyordu. Herkes partnerini almış, köyün dört bir yanındaki farklı antrenman sahalarına doğru yürümeye başlamıştı...
Akari, Yukoshi’nin bir adım gerisinden yürürken katanasının kabzasını sıktı. Az önceki o "Ben de meraklı değilim" lafı hâlâ kulaklarında çınlıyordu. "Gıcık adam," diye geçirdi içinden. "Hem çekici hem de bu kadar sinir bozucu olmayı nasıl başarıyor?"
Yukoshi, şelalenin yanındaki açıklığa vardıklarında aniden durdu ve arkasına bakmadan konuştu:
-Adımların çok ağır, Harenia’cık. Kılıcın ağırlığından mı, yoksa benimle çalışacak olmanın verdiği korkudan mı?
Akari gözlerini devirip hızla yanına geçti ve katanasını kınından sıyırdı. Gümüş rengi çelik, Ay ışığıyla buluştuğunda buz gibi bir parıltı yaydı.
-Korku mu? Ben sadece senin o soğuk ve berbat espri yeteneğine karşı kendimi nasıl savunacağımı düşünüyordum, Yukoshi.
Yukoshi hafifçe gülümsedi. Bu seferki alaycı değil, sanki oyunun başladığını kabul eden bir tebessümdü. O da kılıcını çekti ve Akari’ye doğru bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldığında Akari’nin kalbi yine o tanıdık ritmi tutturdu.
-Güzel. O zaman katanan konuşsun, dilin değil.
Aynı dakikalarda, köyün diğer ucundaki eski tapınağın avlusunda tam bir "soğuk savaş" yaşanıyordu. Ren, sırtı Haneri’ye dönük bir şekilde durmuş, az önce İtsuki’den yediği yumruğun sızısını geçirmeye çalışıyordu. Haneri ise elindeki kılıcı havaya kaldırmaya çalışıyor ama Ren’in o korkutucu duruşu yüzünden elleri titriyordu.
Ren aniden Haneri’ye döndü. Kılıcı yanlış tuttuğunu fark etti ve kendini onunla konuşmaya ikna etti. Bakışları hala sertti ama o eski aşağılayıcı tavrı kaybolmuştu. Haneri’nin bileğindeki Kurayami izine kısa bir an baktı ve iç çekti:
-Öyle tutarsan sadece kendini yaralarsın, küçük Harenia. Gel buraya.
Dedi. Haneri, hiç ses etmeden Ren'in gösterdiği katana tutuşunu uyguladı. Ardından Ren'i geride bırakarak katanasını sallamaya başladı. Ren de kendi katanasını alıp çekingen bir sesle:
-Beraber...?
Haneri, olaylardan sonra tekrar konuşmamayı tercih edip evet dercesine başını salladı. Beraber antremana başladılar...
O esnada Yukoshi, Akari'ye önemli savunma tekniklerini anlattı. Akari 1 tane teknik dışında bütün teknikleri anladı. Anlayamadığı tekniği de onurunu kaybetmemek için tekrar sormadı. İkili arasında antreman başlamıştı. Yukoshi saldırı, Akari ise savunma yapacaktı. Yaptıkları tüm antrenmanlarda başarılı oldular fakat şimdi sırada Akari'nin anlamadığı teknik vardı. "Nasıl olsa katana temsili tahtamı savurur hallederim" diye düşünüp geçiştirdi. Yukoshi, katana temsili tahtasını aşşağıya çekip:
-Bak bu zor teknik, ben dahil çoğu kılıç ustası bunda zorlandı. Emin misin tek seferde yapabileceğine?
Akari, pek de hevesli olmayan bir sesle:
-Hı hı...
Dedi. İkisi de katana temsili eğitim tahtalarını hazırladı. Yukoshi, saldırıyı yaparken Akari bilinçsizce katana temsili tahtasını havaya kaldırıp yüzüne siper etti. Fakat bu saldırı karına yapılan bir saldırıydı. Yukoshi, Akari'nin kendini savunacağını düşünerek sert saldırı yaptı. Fakat Akari kendini savunamadı. Canı acıyarak önce eğitim tahtası yere düştü sonra kendisi yere yığıldı ve Yukoshi'nin aklını aldı. O an zaman durdu. Şelalenin gürültüsü, yerini Yukoshi’nin kulaklarında uğuldayan korkunç bir sessizliğe bıraktı. Akari yerde, acıyla iki büklüm olmuştu.
Yukoshi eğitim tahtasını elinden nasıl düşürdüğünü bile fark etmedi; tahtanın taşa çarpma sesi ormanda yankılandı. Akari’nin yanına geldiğinde elleri titriyordu. O her zamanki "soğuk kılıç ustası" maskesi paramparça olmuştu. Tedirgin bir şekilde:
-Akari! Akari, bak bana!
Yukoshi, Akari’nin omuzlarından tutup onu hafifçe kendine doğru çevirdi. Akari’nin yüzü bembeyazdı, dişlerini sıkarak can havliyle karın bölgesini tutuyordu. Yukoshi, az önce yaptığı sert hamlenin suçluluğuyla kahrolurken sesi çatallandı:
-Neden savunmadın? Neden tahtanı havaya kaldırdın? Seni aptal kız... canını yakmak istememiştim.
Akari, kesik kesik nefes alırken gözlerini hafifçe araladı. Canı o kadar yanıyordu ki Yukoshi’nin o tanıdık alaycı tonu yerine sesindeki gerçek korkuyu ve endişeyi ilk kez bu kadar net duyabiliyordu. Yukoshi, çekinerek elini Akari’nin yüzüne götürdü, saçlarını alnından çekti. Göz göze geldikleri o saniyede, aralarındaki o bitmek bilmeyen inatçılık duvarı ilk kez çatladı.
Yukoshi’nin gözlerinde biriken o karanlık hüzün ve şefkat, Akari’nin sinirini bile unutturmuştu. Yukoshi bir süre sonra kendini toparlayıp:
-Sen şu banka otur. Ben de revirden bir şeyler getireceğim.
Akari sendeleyerek ayağa kalktı ve destek alarak banka oturdu... Yukoshi döndüğünde elinde 5 tane ilaç ve su vardı. Akari'ye verdi ve:
-Ben böyle şeylerden anlamam. Hangisi iyi geliyorsa onu içersin.
Akari, her ne kadar yaralansa da espiri yeteneğini kaybetmemişti:
-Bir de kılıç ustasıyım diye havalara giriyordun.
Dedi gülerek. Yukoshi isteksiz bir gülüş attı. Akari, hemen bunu fark edip:
-Ne o, beğenmedin mi şakamı şifacı.
Yukoshi espiriyle cevap vermeyi tercih edip:
-Ne yapabilirim, bu sözü çerçeveletip duvarmıma mı asayım?
Akari güldü ve gözünü ilaçlara çevirdi. İlaçlardan anlardı. Aralarından yararlı olanı alıp geri kalanını Yukoshi'ye verdi. Yukoshi bıkmış bir sesle:
-He ben zaten ilaçları getirip götüriyim.
Akari, Yukoshi'nin bu tembelliğini komik buldu...
O anda Ren ve Haneri antrenmanlarını yaparken Haneri sessiz ve yavaş bir sesle:
-Mola verelim mi?...
Dedi. Ren evet dercesine kafasını salladı ve eğitim tahtasını yere bırakıp banka oturdu. Haneri, suyunu içerken Ren bir anda:
-Özür dilerim...
Dedi hafif isteksiz bir sesle. Haneri, şaşkınlıkla Ren'e bakıp:
-Ne?... Ö-özür mü?
Ren hiç bir şey demeden Haneri'nin gözlerinin içine baktı. Haneri utanıp önüne döndü ve:
-Neden? Neden yaptın?
Ren, gözleri dolmuş bir şekilde:
-3 sene önce... Yeni yeni kılıç ustası olduğum zamanlar, çok sevdiğim bir arkadaşım vardı; Kaito Kazama...
Ren, konuşmakta zorlansa da, güçlükle konuşmaya devam etti:
-O, benim ailemden sonra en güvendiğim kişiydi.
Haneri dinlerken buz kesilmişti. Ren soluk alarak devam etti:
-Biz beraber büyüdük, katanalarımızı beraber sakladık. O, rüzgar kadar hızlıydı. Gülüşüyle en karanlık geceyi bile aydınlatabilirdi... Ama, aydınlatamadığı bir gece...
Haneri, elini Ren'in elinin üzerine koydu. Ren, Haneri'nin bileğindeki Kurayami izine odaklanarak devam etti:
-O gece... Tepede parlayan bir dolunay vardı... Kaito ile ormanda ilerlerken karşımıza, aynı senin bileğindeki gibi, bileğinde Kurayami'nin karanlık izi vardı. Tıpkı senin gibi güzel, narin ve kibar biriydi.
Haneri, Ren'in hem ona ettiği iltifata sevindi, hemde olayın derinleşmesini pür dikkat dinledi. Ren zorla yutkunup konuşmasına devam etti:
-İkimiz de onu çok tatlı biri olarak tanıdık. Fakat... O kız Kurayami'nin etkisindeydi. Bir anda Kaito'ya saldırmaya başladı. Kaito, o hâlde olmasına rağmen beni düşünüp, "K-kaç Ren..." demişti. Hiç bir şey anlamadan geri çekildim.
Haneri zorlanarak:
-Peki... Kaito...?
Ren katanasına bakarak:
-Bir daha uyanmamak üzere uyudu. Yani... Öl...
Cümlesinin devamını getirememişti. Haneri, hiç bir şey demeden Ren'e sarıldı. Göz yaşlarına hâkim olamadı. Ren, Haneri'nin sarılmasına karşılık vererek Haneri'nin boynunu kavradı...
Ren ve Haneri her ne kadar aralarını ısıtsa da İtsuki'nin aklı hâlâ kardeşindeydi. Ren'in ona sert tepki verdiğini düşünüyordu. İtsuki'nin bu dalgınlığını gören Miyori İtsuki'nin yanına gidip:
-Hadi ama, tamam kardeşini düşünüyorsun ama Ren sandığın kadar kötü biri değil.
İtsuki derin bir nefes alıp:
-Nasıl kötü biri değil? Az daha kardeşimin kolunu kıracaktı.
Miyori, İtsuki'nin bu kararlılığına ve inatlaşmasına şaşırıyordu. Aynı ses tonuyla:
-İnan ki... Onun bir geçmişi var... Ama kimseye anlatmıyor. Amaan, sonra konuşuruz. Hem bu bir antreman yüzleşme alanı değil. Ama gerçekten Ren'in amacı kötü değil... Bir dakika, sen bana güvenmiyor musun?
İtsuki az da olsa yumuşamıştı, ses tonunu kısarak:
-Aslında güvenmekle alakalı değil... Fakat... Ya, sen demedin mi burası antreman yeri diye, hadi antremana devam...
İtsuki ve Miyori katanalarını ustalıkla sallarken, Sousuke ve Hana da antrenmanlarını ustalıkla yapıyorlardı. Bir süre sonra Hana, Sousuke'ye dönüp:
-Biraz mola mı versek?
Sousuke tebessüm ederek evet dercesine başını salladı. Oradaki banka oturdular, Sousuke kolunu Hana'nın omzuna attı. Hana da buna karşılık verdi. 2-3 dakika sonra Hana Sousuke'ye doğru irkilip:
-Sence... Haneri gerçekten kötü biri mi?
Sousuke, Hana'nın omzundaki kolunu gererek:
-Bence Ren, gizemli geçmişinden dolayı tepki verdi.
Hana, dudağını büzerek:
-Acaba şu anda Haneri ile ne yapıyorlar?
Sousuke sesini biraz kısarak:
-Bilmem...
Dedi. Hana, kafasını Sousuke'nin omzuna yaslayarak gözlerini kapattı...
O anda Miyu ve Yuto, hiç yorulmamış şekilde katanalarını sallıyorlardı. Bir kaç dakika sonra Yuto, katanasını yere sabitleyerek:
-Helal sana, kendini bayağı geliştirmişsin.
Miyu gülümseyerek:
-Teşekkür ederim, sen de.
Dedi... Uzun bir antremandan sonra kılıç ustaları, yine aynı yerde toplandılar. Ay ışığı hepsinin bir bir yüzlerini parlatıyordu. Artık kavga yoktu. Kimse kimseyle konuşmadan Ryota'yı bekliyordu.