1634 yılının şubat ayı , İngiltere’nin Arundel kasabasında oldukça sert geçiyordu.Yıllardır görülmemiş bir soğuk karabasan gibi hanelerin üzerine çökmüş ,insanlar zaten verimsiz geçen yaz hasadının ardından , ellerinde avuçlarında kalanı tüketmeye başlamıştı. Arundelin dindar insanları bunu Tanrının bir gazabı olarak görüyor ve günlerini kilisede geçiriyordu. Kilisenin başrahibi Peder Potelemyer ise bu cezanın, Arundelin kötü şöhretinden yani içerisinde barındırdığı cadılardan dolayı başlarına geldiğini düşünüyordu. Bu fikrini meydanlarda ve kilise ayinlerinde sık sık dile getirip halkı örgütlemiş ve küçük çaplı bir cadı avı ekibi kurmuştu. Bu ekip toplumda dışlanan, garip tavırlarda bulunan ve birkaç şahit tarafından suçlanan kadınlara bir dizi cadılık testi uyguluyor, testin sonunda cadı olduğu kesinleşen suçlular kasaba meydanında yakılarak infaz ediliyordu. O gün yağan kar şiddetini iyice artırırken iki komşusu tarafından cadılıkla suçlanan Ella, testin ilk iki aşamasını geçmiş son aşamaya gelmişti. Son aşamada suçlanan kişi çırılçıplak soyuluyor ve vücudunda şeytanla yaptığı anlaşmadan ötürü kaldığı düşünülen bir leke veya iz aranıyordu. Ella soyulup iz aranırken yaşlı komşusu heyecanla sağ kasığının çaprazını göstererek:
“Bakın işte bakın! Buldum. Şeytan ısırığı bu , Tanrı korusun diğerlerinden farklı , bu belki de baş cadı.” diye haykırdı.
Ella çaresiz: “ Yemin ederim ki ben cadı değilim doğuştan var o leke sonradan olmadı inanın bana.” diyerek gözyaşlarıyla kalabalığa haykırırken bir yandan da elbisesinin ucuyla vücudunu örtmeye çalışıyor, düştüğü durumdan utanç duyuyordu. Kilise duvarının önünde sorguyu sessiz ve vakur bir tavırla izleyen Peder Potelemyer yavaşça yerinden doğrulup yerde uzanan zavallı kadına doğru yürüdü. Gayet sakin bir tavırla:
“ Evet dostlarım, sorgu bitmiştir. Hakikat Tanrının lütfuyla kendini gösterse de biz heyet olarak kararımızı vereceğiz, unutmayın Tanrı bizim için en iyisini bilen ve bizi gözetendir.”
Nihai kararı veren sorgu heyeti dört kişiden oluşuyordu. İlk üyesi Peder Potelemyer , ikincisi kilisede bulunan bir yedek rahip , üçüncüsü bir ayağı Londra’da olan işgüzarlığı ile nam salmış Avukat Haumen, dördüncü ve son üyesi ise Arundelin saygıdeğer bir ailesinden gelen ve halk arasında itibarı yüksek olan Bayan Mitadel .
Sorgudan hemen sonra heyet toplanıp sanığın cadı olduğuna oy birliği ile karar verdi. Peder kalabalığa cadının ilk iki testte kendini iyi gizlediğini ama son testte açıkça ele verdiğini , hızlıca cadı ateşi yakmak için odun toplanılmasını ve akşamüstü ateşin yakılması gerektiğini söyledi. Akşamüstü kalabalık daha da hiddetlenmiş ve cadı aleyhinde sloganlar atmaya başlamıştı. Hücresinden çıkarılıp ateşe götürülen cadıyı gözü dönmüş halktan korumak için bir insan bariyeri kurulmuştu. Odun yığınına gelince Ella ortada dikili kazığa bağlandı ve son bir söz hakkı isteyip istemediği soruldu. Ella cevap vermedi sabah ki haline göre daha bitkin ve duygusuzdu, bunu cadının ifşa olunca gerçek yüzünü ortaya çıkarmasına yordular. Peder elinde yanan meşaleyle odun yığınına yaklaştı:
“ Dostlarım, çektiğimiz sıkıntıların sebebi, kendini şeytana satan bu bedeni ,ruhu ahirette özgür olsun diye bu ateşle yakıyorum” diyerek odunları tutuşturdu. Alevler bedenini sarınca Ella acıyla bağırdı. Kalabalık sevinçle çığlıklar atmaya ve cadıyı yuhalamaya başladılar. Kasaba meydanı yuh sesleriyle inliyor, kalabalığa karışmış fakir işi birer ketenden yapılı pelerin giyen üç kadının konuşmaları da bu sebeple duyulmuyordu:
“ Komşusuyla kavgalı bir kadını daha kurban verdik görüyor musun Sonara ?”
“ Kendi aptallıklarına yansınlar , sen ne düşünüyorsun Belina ?”
“ Masum bir kadını daha kurban verdik ,
bizim yüzümüzden.. bizim yüzümüzden..”