Kapı kapandıktan sonra odada yine yalnızlık çöktü. Gökçe, derin bir nefes aldı ama nefesi bile acıyordu sanki. Sessizce yataktan kalktı. Sol kolunu tutarak adım attı, odanın köşesindeki küçük lavaboya yöneldi.Titreyen elleriyle musluğu açtı. Soğuk su avuçlarına dolduğunda bir an gözlerini kapattı. O serinlik biraz olsun ayıltmıştı onu.Başını hafifçe eğdi, avucundaki suyu yüzüne çarptı.Bir, iki, üç kez...Sanki yüzünü değil, içine oturmuş korkuyu silmeye çalışıyordu.Aynaya baktı. Karşısında tanıyamadığı biri vardı.Gözleri kan çanağına dönmüş, dudakları solgun, yüzü yorgun…“Bu ben değilim…”diye fısıldadı.“Ben... bu kadar çaresiz değildim. Hiçbir zaman olmadım.”Sol eliyle yüzünü silerken sağ kolunu istemsizce tuttu yine. Ağrı hâlâ oradaydı, sızlayarak hatırlatıyordu kendini.Ama Gökçe, aynadaki o kırık bakışlara daha fazla bakmak istemedi. Yüzünü çevirdi.Kurulama bezini aldı, ellerini hafifçe kuruttu. Aynaya son bir kez daha baktı ve kendi kendine, neredeyse dudaklarını oynatarak mırıldandı:“Buradan çıkacağım… beni buraya kilitleyen kimse, pişman olacak.”Yavaşça yatağa döndü. Ama bu kez gözlerinde korkudan çok direnç vardı.---
Gökçe yatağın kenarına oturdu. Sırtını duvara yasladı. Gözleri boşluğa bakarken zihni bir satranç tahtası gibi çalışıyordu. Her hareketini düşünmek, her detayı hatırlamak zorundaydı. Buradan çıkmak istiyorsa bir zayıf nokta bulmalıydı. Kapının kilit sesi hâlâ kulağında çınlıyordu. Boran’ın sözleri ise beynine saplanan iğneler gibiydi: “Eğer gerçekten çıkacaksan… bunu görmek isterim.” Bu bir meydan okumaydı. Belki de bilerek yapıyordu bunu. Onu harekete geçmeye zorlamak için. Ya da sadece onunla oyun oynuyordu. “Göreceksin Boran…,” diye fısıldadı Gökçe, sesi çatallanmıştı ama gözlerindeki alev netti. “İstediğin kişi olmayacağım. Hiçbir zaman…” Tam o sırada odanın yukarısındaki havalandırmadan küçük bir ses geldi. Gökçe anında irkildi. Tüm bedenini hareketsiz kılıp kulağını kabarttı. Tıkırtı. Bir daha. Ve sonra... minik bir kağıt parçası süzülerek yere düştü. Gökçe şaşkınlıkla yerinden fırladı. Canı acısa da umursamadı, yerdeki kağıda uzandı. Açtığında titreyen parmaklarıyla yazılmış kısa bir not gördü: “5 dakika sonra sağ duvara dikkat et. Sessiz ol. –M” Kalbi hızla atmaya başladı. “M” kimdi? Bu bir tuzak mıydı? Yoksa dışarıdan yardım eden biri mi vardı? Gözlerini sağ duvara çevirdi. Baktı, inceledi. Sıradan bir betondu… ama ortasında çok hafif, neredeyse belli belirsiz bir çizgi vardı. Yalnızca dikkatli bakınca fark edilen cinsten. Bekledi. 1 dakika. 2 dakika. Kalbi göğsüne sığmaz olmuştu.