İçeriğe geç

KENDİNİ BEĞENMİŞ REX

Bölüm 1 · 10 dk okuma

KENDİNİ BEĞENMİŞ REX

Bölüm 1

。・゚゚・1・゚゚・。

┍━━━━━ 𝐊𝐞𝐧𝐝𝐢𝐧𝐢 𝐁𝐞ğ𝐞𝐧𝐦𝐢ş 𝐑𝐞𝐱 ━━━━━┑

Ellerimde on-onbeş poşetle yağmurdan sığınacak yer ararken rosa'nın kafesinin civarlarında olduğumu fark ettim. Yağmurdan kurtulmak için kendimi kafeye attım. Islak üstümü gören müşteriler ve rosa bana balık görmüş gibi bakıyorlardı. İçeride genelde tekli masayı tercih eden alexa bana laf atmaya çalışarak; "Yine mi alışveriş gününde yağmur yağdı? Yağmurla aranda alıp veremediğin bizim bilmediğimiz bir kan davası mı var diana?"

Onu duymamış gibi yaptım. Ellerimdeki poşetleri yere koydum ve bir hafifleme sevinciyle rosa'ya seslendim.

"Rosa kuru giysilerin var mı?" elindeki kahve bardağını önüme bıraktı. "Şimdi getiririm, sende sıcak kahveden iç de hasta olma." kahveyi yudumlarken annabel'i gördüm. Kafamla selamlarken kahveyi bir dikişte bitirip (sıcak olduğu için ağzım yansa da belli etmedim) yanındaki sandalyeye oturdum.

"Eee roman nasıl gidiyor annabel?"

"Buralar ilham kıtlığı çekiyorum onun dışında gayet iyi gidiyor diana."

"Bir gün boş olursam ilham bulman için seninle gün geçirmek isterim."

"Neden olmasın? Boş olduğun her zaman benimle zaman geçirebilirsin."

"Teşekkürler." masadan kalkıp rosa'ya bakmak için içeri özel odaya girdim. Oraya sadece çalışanlar girebiliyordu ama benim için bir torpil vardı zaten olmalıydı da.

Rosa'nın verdiği giysiyi giyince kendimi çuval giymişim gibi hissettim. Bu giysi mandy'indi

O bu günlerde kafeye gelemiyordu, bu yüzden ne zaman buraya gelsem onun iş giysisini giymek zorunda kalıyordum. Mandy 120 kilo olduğundan giysileri çuval gibi boldu.

Yağmur durana kadar rosa'ya yardım etmeye başladım. Elime kahve bardağı ile alexa'nın masasına gittim. "Kahveniz..." deyip oradan kaçacaktım ki üzerimdekileri fark ederek; benimle dalga geçmeye başladı. Her defasında bana çubuk diana şakasını yapıyor ne edip bir şekilde kafede ki herkesi güldürmeyi başarıyordu (Ben hariç) yağmurun duruşunu fark ederek kurtuluşa, dışarıya özlemle çıktım. Kafede geçirdiğim bir saat bana bir ömür gibi gelmişti.

Ama poşetleri içeride unutmuş ve kendi giysilerimi giymeyi unuttuğum için kafeye yavaş ve sessiz adımlarla girerken rosa'nın çıktığını gördüm. Ellerinde poşetlerim vardı.

"Bunları ben taşırım, hadi seni evine bırakayım."

"Buna gerek yok."

"Var, itiraz etme ve yürü..."

Rosa'yı çok seviyordum, abim eldon ilk kez doğru bir seçim yaparak onunla sevgili olmuştu.

Rosa sıcakkanlı, sevecen, elinden geldiği kadar yardımcı olan biriydi. Eğer erkek olsaydım herhalde bende onu seçerdim.

İki katlı mucizevi evimizin önüne geldiğimizde

Abim rosa'nın elindeki poşetleri alarak; bana söylenmeye başladı. Bazen diyorum da keşke biri de benim elimdeki poşetleri böyle alsa...

Abim ve rosa konuşmaya başlayınca bahçeye ait olmadığımı anlayıp içeri girdim.

Kapının yanında duran hector oraya sıvışmış horlayarak uyuyordu.

Üstümdeki çuvalı çıkarıp üstüne örttüm.

(Çuvalın altında atlet var;)) mutfaktan gelen sesleri duyunca onun nasıl uyuyabildiğini merak ederek mutfağa gittim.

Onlara sessiz olmalarını söyleyecekken birden kendimi onlarla iş yaparken buldum.

Elimdeki ceketin etiketlerini teker teker çıkarıyor, iplerini favori makasımla kesiyordum.

Bir yandanda dedikodulara eşlik ediyordum.

"Geçen gün rosa ile konuşurken birşeyler duydum."

eğer önemli birşey biliyorsanız bu birkaç saatliğine de olsa özel bir muamele görmenizi sağlar. Özellikle de çok önemliyse.

"Kafede çalışan mandy var ya..." dedim mutfaktaki kız topluluğuna

"Evet var ne olmuş ona?" dedi henrietta merakla.

"O... Evleniyormuş!" sesim evdeki bütün sesi ortadan ikiye ayırmıştı.

Ceketin işini bitirip aralarından kalktım.

Onlara verdiğim bu önemli bilgi beni üç saatliğine rahat bırakacaktı.

Güzel bir duş alıp evde yalnız kalabileceğim tek yer olan odama geçtim. Kapıyı sıkı sıkı kapadım.

Önümü dönünce odamda olan felix'i gördüm.

"Felix? Ne yapıyorsun odamda?" dedim.

"Felix değil, abi diyeceksin." yine başlamıştı aramızda üç yaş vardı sadece.

"Sana bir soru sordum. Odamda ne yapıyorsun?"

"Ders çalışmak için sessiz bir yer lazımdı."

"Sende benim odamı kaçamak kullanmak istedin,

Sorması ayıp kendi odan ne iş görüyor acaba?"

"Abim... Rosa ablayla yalnız kalmak için beni kovdu."

"Ve sende benim odama geldin... Felix. Defol."

Bazen sana ait olan şeyleri kabaca sahip çıkmak zorunda kalırsın.

"Diana... Lütfen izin ver. Odanda kalayım, yer yatağında yatarım. Lütfen..." masumca bakışlara başa çıkacak kadar alışmıştım.

"Olmaz."

"Diana..."

"Beleşe olmaz. Ama eğer karşılığında birşey yaparsan olabilir." hayatta kalmak zordur. Özellikle böyle bir evde yaşıyorsan.

"Ne istiyorsun... para?"

"Daha önemli birşey... Şu kahrolası dersin bitince yarın ikizlere bak."

Yarın ikizlerden ben sorumluydum.

"Herşey olur ama onlar olmaz."

"O zaman kapı orada."

"Peki tamam yapacağım. Yeter ki eniştem ile uyumayım."

"Neden eniştem ile uyuyacakdın?"

"Rosa abla bugün abimle benim odamda kalıcak ve bende otomatik olarak mutfakta eniştem ile yatacaktım. Hayatımı kurtarıyorsun."

"Sende benim. Neyse ben biraz kestircem, iki saate kalmadan uyandırmayı unutma."

"Unutmam. Sakın horlama."

"Ben horlamıyorum."

Felix 23 yaşında ve bu ailenin üçüncü çocuğu.

Önceden adı güveçti, annem ona hamileyken canı her zaman güveç çektiği için ona güveç adını vermişti ama felix adını değiştirmişti.

Kendini bu evden kurtarmak için açıktan okuyor,

İleride zengin bir adam olacağını söylüyordu.

Gözlerimi uykudan açtığım da felix bana sesleniyordu.

"Ne zor uyanıyorsun, herkes yemeğini yedi bir sen kaldın. Kalkta gidip yemek ye."

"Sen yedin mi?" gözlerimi ovuşturarak yataktan kalktım.

"Saat on, ben sekiz den sonra yemek yemiyorum."

"Kim on dan sonra yemek yemez?"

"Ben yemem. Birde mutfağa gittiğinde bana kahve yapar mısın? Bu gece boyu ders çalışmalıyım."

"Belki bunu beleşe yapabilirim." birbirimize ciddi bakış attık sonra odadan çıkıp aşağı indim ilk kez mutfağı boş olarak buldum. (Genelde hiç boş olmaz, ya horlayarak uyuyan eniştem yada telefon konuşması yapan carla olurdu) Kahveyi yaparken birşeyler tıkındım. Sonra miles'in bana geldiğini gördüm. Onu kucakladım. Bir elimle onu tutarken diğer elime kahveyi aldım. Salona gittiğimde ev ahalisinin ceket işine giriştiğini gördüm.

"Diana sende gel." dedi ablam amy.

Miles'i carla'ya vererek "şunu felix'e götürüp geliyorum." dedim. Kahveyi bırakıp geldiğimde carla miles'i bana verip telefonla konuşmak için mutfağa gitti.. Miles ile yere oturup ceketlerden

Birini temizlemeye başladım.

"Düşünsenize yukarı da abim ve rose abla yaramazlık yapıyormuş." dedi hector.

Babam onu azarlayarak; başkaları hakkında böyle konuşmamasını söyledi.

Annem kanepeye uzanmış güveç gömüyordu.

Yerde işe girişen kişilerin sayısı giderek azaldı.

Önce eniştem peter sonra amy ve hanrietta kalktı. İş yapan sadece babam ben ve hector vardı. "Benim uykum var gidiyorum." deyince hector da gitti. Babam annemi yatak odalarına gitmesine yardım ederken odada yalnız kalmıştım.

Fazla uzun sürmeden carla geldi uyuyan miles'i alıp bana döndü birşey diyecek gibi bakıyordu.

"Yine para mı isteyeceksin?" dedim ciddi ifade ile.

"Hayır, ama onun gibi birşey..."

"Ağzında geveleme de söyle."

"Abla senin için bir iş buldum."

"Benim zaten ceket temizleme işim var carla."

"Bak biliyorsun ki paraya ihtiyacımız oluyor, annemin hastane masrafları...felix'in okul parası...abim ile rosa'nın düğünü de yaklaşıyor.

Bir an önce para kazanmalısın."

"Neden sen çalışmıyorsun bulduğun işte?"

"On sekiz yaş üstü çalışan aranıyor abla."

"Henrietta'ya deseydin?"

"O kabul etmez."

"Bende etmiyorum."

"Abla eğer orda çalışırsan sana söz paranın %20'si senin olacak."

"Kazanacağım paranın %20'sini bahşettiğin için çok teşekkür ederim carla." elimdeki son ceketi temizlemeye devam ettim.

"Abla... İkizlere bez dayanmıyor paramız giderek azalıyor. Bu işten asgari ücretin altında kazanıyoruz. En azından biraz düşün."

İkizler benim en zayıf noktamdı.

"Beni nereden vuracağını çok iyi biliyorsun carla.

Bulduğun iş ne işi? Maaşı ne kadar?"

"Bir çocuğa bakacaksın. Bakıcılık işi. Maaşı asgari ücretin iki katı."

"Engelli bir çocuğa mı bakacağım?"

"Hayır, aklı da bedeni de sağlam."

"O zaman niye maaşı bu kadar yüksek?"

"Ev işi filanda var, bulaşık yemek çamaşır gibi işlerde yapacaksın."

"Tamam numarasını bana ver, iki güne ararım."

"Ben zaten aradım." ona sinirli bakışımı attım.

"Yarına saat onda bir görüşme yapacaksınız."

"Ne? Yarın olmaz!"

"Neden?"

"Yarın annemle hastaneye gideceğim."

"Merak etme ben giderim, sen sadece o görüşmeye git." ceketi bitirmiştim kenara koyarak

Carla'ya tamam deyip odama çıktım.

Yer masasında ders çalışan felix'e iyi geceler dileyip pijamamı giyip yatağa uzandım.

Biraz gergindim istemesem de ikizler için gidecektim.

Gözlerim ağırlaşıp kapandı...

Bu sabah rahatlamış bir şekilde uyandım.

Saate bakıp sekiz olduğunu gördüm felix masanın üstünde uyumuştu. Masaya dayalı yüzündeki gözlüğünü çıkarıp üstünü örttüm.

Bunu hissetmiş gibi gözünü açtı.

"Saat kaç?" dedi alçak bir sesle.

Tekrar saate bakıp; "dokuz." dedim. Dokuz? Az önce sekizdi? Ne zaman dokuz oldu?

Aceleyle üstüme bir gömlek ve etek giyerek makyaj yapmaya başladım.

"Diana?" diyerek odaya dalan carla benim daha saçımı yapmadığımı görünce huzursuzlanarak;

Boşver şimdi saçı! Gitmezsen görüşmeyi kaçıracaksın! Dedi çantamı kaptığım gibi evden dışarı çıktım. Carla arkamdan koşarak bana turuncu renkli en sevdiği ve göz bebeğinden daha iyi baktığı kısaca ilk aşkı olan topuklu ayakkabılarını bana verdi.

Otobüse zar zor yetişmiştim. Biraz daha geç kalsam kaçıracakmışım.

Görüşeceğim yerde inip konuma baktım.

Konum karşımda ki bir malikaneyi gösteriyordu.

Neredeyse bizim evin iki katıydı.

Kapıyı bana açan kişinin; yüzünde kocaman gülümseme ve yüzünün yarısını kaplayan bir sakal vardı. Ciddi derecede korkutucu görünüyordu. Ben "bay gwen burada mı?" demesem iki saat bana gülümsecek gibiydi.

"Buyrun." dedi ve yürümeye başladı. Arkasından giderken evin içini araştırıyordum. Büyük olmasına rağmen evin içi hiçte boş değildi.

Duvarlarda tablolar resimler, yerlerde upuzun halılar ve kenarlarında çekmeceler, yerlerde çocuk giysileri ayakkabıları vardı. Burada bir hayat olduğu açık bir şekilde görünüyordu.

Güleç sakal bir kapının önünde durdu. Kapıya tıkladı ve birşeyler dedi. Kapı açılınca "lütfen içeri geçin." dedi. Topuklu ayakkabılarla zarla zorla içeri geçtim. Karşıda büyük bir masa ve dönen sandalye vardı, üstünde de babam yaşında bir adam oturuyordu.

"Siz bayan carmensiniz değil mi?"

"Evet." ayaklarım topuklu ayakkabıyı giymekten acıyordu.

"Lütfen oturun..." eteğimi oturduğumda bacağımın üst tarafını kapatacak şekilde koydum.

Gülümsemeye çalıştım.

"Ben bruce, bakacağın çocuğun babası sayılırım.

Cyrus çok tatlı bir çocuktur."

"Bende Dikana-diana." biraz heyecan yapmıştım.

Yinede gülümseyerek belli etmemeye çalıştım.

Adam çocuktan bahsederken kapı aniden açıldı.

İçeri büyük, otuz yaşlarında biri girdi.

"Oğlum kapı çalma diye bir görgü kuralı var." dedi bay bruce.

"Bu mu bakıcı kadın?" bu adamda kimdi? Yoksa... Düşündüğüm şey olamaz değil mi? O bakacağım çocuk olamaz değil mi? O çocuk bile değil!

"Bayan carmen bu benim oğlum. Lütfen kusuruna bakmayın." o-oğlu mu...?

"Yok ne kusuru... Şey bakacağım çocuk nerede?"

"Burada." bir bay bruce'ye bir otuz yaşlarındaki adama baktım durdum.

Sonra bay bruce devam etti.

"Oğluma yemek yedirecek, onu eğlendireceksin.

Gerektiğinde ona banyo yaptıracaksın."

"Banyo mu?" otuz yaşındaki adama baktım.

"Kendisi yapamıyor mu?" dedim.

"Hayır tek başına yapamıyor." içimden "çüş!" diyesim gelse de kendimi tuttum.

"Bu cinselliğe giriyor ama."

"Merak etmeyin, o daha küçücük" —baş parmağı ile işaret parmağını birbirine yaklaştırarak küçük demeye çalıştı— "böyle şeyleri bilmiyor." diye devam etti.

Bende baş parmağım ile işaret parmağımı birleştirip otuz yaşlarındaki adama doğru tutarak baktım. Uzaktan vücudunun üstünü parmakların arasından görebiliyordum ama altı taşıyordu.

"Şey şu küçücük çocuk kaç yaşında?" dedim.

"O..." otuz deme lütfen...

"O... Beş yaşında." bir günde bu kadar çok şaka da fazla ama!

"Afedersiniz bakacağım çocuk şu mu?" diyerek parmağımla kapının önünde duran adamı işaret ettim.

"Tabiki hayır. Sen onun küçüğüne bakacaksın."

Aklımda biran onun küçük versiyonunu düşündüm. Babam gibi sarı saçlı, mavi gözlü ve yakışıklıydı büyük versiyonu ve küçük versiyonu.

"Baba belli ki istemiyor, hem daha saçına bakamamış cyrus'a mı bakacak?" küçümseyici bir bakışla bakıyordu. İçimden bir ses inadına çalışmayı kabul etmeye zorluyordu.

"Tamam. Şunun küçük versiyonuna bakıcılık yapacağım." kıvırcık saçımı galibiyet almışım gibi savurdum.

"O zaman bu pazartesi yeniden görüşüp daha detaylı konuşalım." dedi bay bruce.

"Tamam." sesim net ve dolu dolu çıkıyordu.

"Rex bayan carmen'i yolculayı ver." dedi bay bruce. Kapının önündeki adam arkasını dönüp gitti ben hâlâ oturduğum yerde rex'i bekledim.

Kafasını kapıdan uzatıp "ne bekliyorsun? Gelsene." dedi. Rezil olmuştum ama düzeltmek için ayağa kalkıp odadan çıktım. Arada hızlı adımlarla yürürken bir çocuk oyuncağına takılıp dengemi kaybettim. Kendimi otuzlunun kollarında buldum. Aniden geri çekildim.

Utanarak yere baktığımda topuklu ayakkabının topuğunun çıktığını gördüm.

"Ayakkabı..." dedim üzülerek, kız kardeşim carla beni öldürecekti.

Otuzlu kasıtlı öksürerek "yeni ayakkabı getirtebilirim." dedi. "Acaba bu ayakkabının aynısını getirseler olur mu?" dedim endişeli sesle. Güleç sakal bize yaklaştı.

"Bu ayakkabının aynısını bul ve getir." dedi otuzlu. "Bide hızlı olursanız sevinirim." dedim.

"Ayakkabı markası neydi?" dedi güleç sakal.

"Bilmiyorum..." dedim sessizce; ikisi de bana garip garip baktılar. Sonra da otuzlu "Bilindik markalardan olsun." dedi. "Bilindik olur." dedim.

Büyük bir iç çektim. Salondaki topluluk benim ağzımın içine bakıyordu. İşe girmişmiyim diye marak ediyorlardı. Benim konuşmadığımı görünce herkes yavaş yavaş dağılmaya başladı.

Carla yüzüme bakarak; keşke ümitlenmeseydim gibi birşeyler geveledi. Odada sadece ben, felix ve ikizler vardı. Miles felix'in kucağından inerek bana geldi onu kucaklayıp sessizce oturdum.

Bana kendine göre kocaman bana göre küçücük sarıldı. Ailem deki en anlayışlı kişiydi. miles'in yaşı iki olsa bile zekası yaşından fazlaydı.

Felix lowell ile yanımdaki kanepeye oturdu.

Miles'ten sonra anlayışlı ikinci kişiydi.

Saçlarımı okşayarak; ileride zengin olacağını arabasıyla beni gezdireceğini söyleyerek kendince teselli etti. Evde yine sesler yükselmeye başlamıştı ki "Tekrar bir görüşme yapılacak." dedim. bunu duyan felix, lowell miles yüzümdeki mutluluğu görünce rahatlamışlardı.

Carla, Eldon, Hector, Henrietta, Amy, annem ve babam kapıdan kafalarını uzatırken "İşe girme ihtimalim çok yüksek." dedim. Herkes mutlu olmuştu. Sonuçta böyle kalabalık bir aile evde ceket işi yaparak geçinemez ya.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.