İçeriğe geç

Kendi Düşen Ağlamaz

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Kendi Düşen Ağlamaz

Bölüm 1

Giriş

𝙂𝙄̇𝙍𝙄̇𝙎̧ “𝓑𝓪𝔃ı 𝓰𝓮𝓻𝓬̧𝓮𝓴𝓵𝓮𝓻 𝓲𝓷𝓼𝓪𝓷ı 𝔂ı𝓴𝓶𝓪𝔃; 𝓚𝓲𝓶 𝓸𝓵𝓭𝓾𝓰̆𝓾𝓷𝓾 𝓱𝓪𝓽ı𝓻𝓵𝓪𝓽ı𝓻.” Hayatımın her dönüm noktası üzerime düşen bir gölge gibiydi. Kimse o gölgelerin ağırlığını anlamazdı; çünkü herkes kendi ışığında parlamayı tercih ederdi. Benim ışığım ise çoğu zaman kaybolur gibi klişe laflar söylemeyiceğim benim için o ışık her zaman kendim olmalıydı. Annem her zaman, “Toplumun içinde kaybolmayı öğrenmelisin,” derdi. Ama ben kaybolmayı değil, gözlerden uzak durmayı seçerdim. Onun için bu bir eksiklikti; benim içinse güvenli bir sığınak çünkü insanlar her zaman parlak kişileri aramaktan bıkmazdı. Göz önünde olursam kolay bir hedef, potansiyelimi gizlersem asıl oyunu başlatmış olurdum. O gece saray yavrusu gibi bir köşkün salonunda, kadifelerin arasından süzülen ışıklar ve kristal avizelerin altında yankılanan kahkahalar arasında yalnızlığım daha da belirginleşmişti. Herkes şık, herkes özgür görünüyordu. Ben ise kendi gölgemin içinde sürükleniyordum. “Annesinin gurur duyduğu mezun kızı” rolü üzerime tam oturmuyordu. Ceylin’in bana doğru yaklaştığını fark ettiğim anda omuzlarım gerildi. Bir arkadaşına bir şeyler anlatırken zarif ve neşeliydi. Fakat göz göze geldiğimizde kahverengi gözlerinde açık bir küçümseme gördüm. Refleksle kendime baktım. Beyaz, dizlerimin iki karış üstünde biten fırfırlı elbisem düzenliydi. Kokmuyordum. Saçlarım düzgündü. O hâlde neden bana öyle bakıyordu? Yüzümde mi bir şey vardı? Bakışlarını üzerimden çekmeyince bu kez ben onu süzdüm. Şarap kırmızısı, kare askılı elbisesi ve eteğindeki büyük gül desenleri dikkat çekiciydi. Sarı saçlarını beyaz taşlı tokalarla süslemişti. Makyajı abartılı ama kusursuzdu; sanki kırmızı halıya çıkacak gibiydi. İtiraf etmeliyim ki şıktı. Tam karşıma dikildi. Gülümsemesi tatlı değildi; keskin bir şey saklıyordu içinde. “Ee… Sen niye burada ezik gibi sindin de ortalığın tadını çıkarmıyorsun?” Ezik mi? Dakka bir gol bir demek Ceylin. İçimde bir şey kıpırdadı. Yalnız duruyor olmam, savunmasız olduğum anlamına gelmezdi. Cevap vermedikçe kendine güveni artıyordu. Madem öyle… Güvenini kırardık. “Senin olduğun bir ortamın pek tadı yok zaten,” dedim sakin bir sesle. “Dert etme beni, zaten edemezsin.” Yüzündeki ifade bir anlığına çözüldü. Beklemiyordu. Sinirlenince hep yaptığı gibi birkaç saniye konuşamadı. Sonra birden güldü. açık konuşmak gerekirse şaşırmıştım niye gülüyordu? Bu düşünceledimin bir yanıtını almak için onu dinledim... “Bak, senin gibiler hep böyle oluyor. Özgüven havada ama herkesin gölgesinde kaybolmuşsun. Neyse… Kendini fazla kasma. Ben buradayım çünkü herkesin gözünde parlamak istiyorum.” “Parlamak mı?” dedim hafifçe başımı eğerek. “Bir erkeği kullanıp onun kız kardeşine ‘kasma’ diyorsan, biraz ironik olmuş. Evlenince yüklü bir tazminat alıp hayatımızdan kaybolacak kişinin sen olduğunu biliyorum. Hatta tahmin edeyim… Abimin parasıyla yurt dışında yeni aşkını bulup yaşayacaksın.” Bu kez gerçekten suskun kaldı. Yüzü gerildi. Çenemi tutup başımı hafifçe kaldırdı. Biz de kolay lokma değiliz diğelim Ceylin hanım. “Sen o küçücük aklınla bana laf mı sokmaya çalışıyorsun?” küçük deme canım benim mezniyetteyiz notlarını alıp herkese açtırma şimdi... daha ne kadar ileri gidiceğini içten içe merak ettiğim için onu dinlemeye devam ettim. “Öz bile olmayan abini bu kadar koruman komik. Sen zaten evlatlıksın. Yerini bil.” O an zaman bir saniyeliğine dünyam durdu. Güldüm. Gerçekten güldüm. ‘Evlatlık’ kelimesi o kadar saçma gelmişti ki… Ama gözlerindeki ciddiyet mideme bir düğüm attı. Sonraki hareketimi düşünmedim. Tokadım yanağına çarptığında salon bir anlığına sessizleşti. Kahretsin Herkes bize bakıyordu... Hayır kendinden ödün verme Eftal. Yapabilirsin Eftal. Kendini küçük düşürme Eftal! olabildiğince sert olarak ona söylediklerim yüzünden şuan neddiyiceğimi bilmiyordum ancak aniden ciddileştim ve “Bana evlatlık dediğin o dilini keserim, Ceylin,” dedim alçak ama titremeyen bir sesle. “Haddini bil.” Çantamı alıp kapıya yöneldim. Bir an önce burdan gitmeliydim...Bakışların üzerimde olduğunu hissediyordum ama umursamadım yani umursamamaya çalışıyordum. Annemi arayıp adresi verdim ve araç istedim. Tam arabaya binecekken kolumdan tutuldu. Ceylin ile karşılaşınca büyük bir nefes aldım. Yeterdi ama bana bu kadar kaos lğtfen hayatımdan git artık Ceylin! “Gerçekten evlatlıksın,” dedi dişlerinin arasından. “İnanmıyorsan abine sor.” Bu kez kahkaha atmadım. net bir kanıtı olmadığı sürecede inanmayacaktım. “Kanıtın yoksa sus Ceylin. Beyan ettiğin laflar boyundan büyük!” Titredi. Yalnız pıssırık biriydim değil mi? Hayır, yani Evet ama içimde o pıssırık dışımda öz benim vardı titreyen benim olmam lazımdı sanarsınız, söyleyeyim ben titremem titretirdim. Ceylin bana gına getiricek şekilde savunma yapmak için konuşmaya başlamıştı... “Kanıtım yok ama sana şunu söyleyim bana vurduğunu abine söylersen zaten tüm gerçekleri öğrenmiş bir şekilde gidiceksin” çok boş yapıyosun ya bak gerçekten, seni dinlemek zerre kadar ilgimi çekmiyor üzgünüm ama bizimle değilsin Ceylin “Ceylin,Senin gerçeğin bile yalan kızım ben buna nasıl inanayım?” “Hepsi senin yüzünden Baran'ın ölen kardeşinin yerine geçtin bilerek yaptın değil mi kedi kılıklı,pis yobaz!” Durdum. Ben bunu döverdim... o kadar laf atması yetmedi bir de suçluyor kızım kimsin sen, ne oluyorsun? “Tek tokat yetmedi mi paşam?” “Seni abine söyleyeceğim!” onu taklit ettim “ ‘Seni Abine söyleceğim!’ Söylersen söyle be benden büyük olması öz kardeşine kızıcağı anlamına gelmez, ki bana kimse kızamazda Ceylin! Benim olduğum yerde hüküm benimdir seni veya bir başkasını dinlemem ben!” “Güzel git o zaman!” ukala,gıcık,şerefsiz seni... “Sesini bana yükseltme seni ukala!” “Bu dediklerimi araştırıcağını biliyorum” tabikide araştıcaktım şüphe her şeyi bitirirdi ve oda beynimde şüphelerden uyandırmıştı... “Yorma Ceylin, Yorma!” -: ✧ :-   Eve girdiğimde annemin yüzündeki ifade farklıydı. “Hayırdır Eftal? Bu erkencilik ne?” “Abimi çağır,” dedim. Sesim sandığımdan daha sakindi. Baran geldiğinde ikisini de koltuğa oturttum. Ortalarına geçtim. “Bugün Ceylin bana evlatlık olduğumu söyledi. Ona tokat attım. Ama arabada düşünürken aklıma takıldı. Ben size soruyorum… Doğru mu?” Baran bir anda ayağa fırladı. “Sen ne diye Ceylin’e vurursun?” “Çünkü kimse bana ‘evlatlık’ diyemez! Yetim değilim koskaca bu evin ikinci hanımıyım ayaklarını denk alıcaklar!” diye bağırdım. Bir anlık sessizlik oldu. Annem gözlerini kaçırdı. Baran çenesini sıktı. “Sen zaten evlatlıksın,” dedi sertçe. “Sana söylememiştik.” Kulaklarım uğuldadı. “Kanıt?” dedim, sanki şaka devam ediyormuş gibi duruyordu Ceylin onlarıda mı ikna etmişti beklerdim o yılandan.... Duraksadı. Sonra yavaşça konuştu. “İstanbul. Bebek. Kalembar Sokak 48. Daire 3.” Adresin ağırlığı odanın ortasına düştü. Annemin gözleri dolmuştu. “Eftal… Seni bebekken evlat edindik. Seni hep kendi çocuğumuz bildik. İstersen gerçek aileni bulabilirsin ama bizimle kalmak istersen de—” “Sevgilime vuran birini bu evde istemiyorum,” diye kesmişti bir anda Abim. O an anladım. Benim kırılan hayatım değil, onun sevgilisi önemliydi. “Gerçek ortadayken sizin gibi sahtelerle kalmam zaten,” dedim. Yukarı çıkıp bir valize birkaç parça eşya doldurdum. Kimse arkamdan gelmedi. Hiç mi umursanmıyordum gidiyordum geçiçi sanıyorlarsa üzgünüm ama yanılıyorlardı bir çok projeye onlar sayesinde yatırım yapmıştım kartlar benim üzerimdeydi bloke olamazdı beni geri çağırabilmrk için hiç bir tehdit yolu yoktu... Kapıdan çıkmadan önce son kez baktım onlara. Bir ev, bir aile, bir geçmiş… Hepsi bir gecede yabancı olmuştu. Ne kadar komik değil mi? Ailen sandığın insanlar bir yabancı çıkıyor komşuya bırakılmış çocuk muydum ben? Ve ben artık gölgemde değil, boşluğun tam ortasındaydım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.