İçeriğe geç

Kelimeler arşivi

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Kelimeler arşivi

Bölüm 3

Kavanozda ki kelime

Nael ertesi sabah uyandığında, pervazda hâlâ o küçük yaratığın kıvrıldığını gördü.Göz kapaklarının kenarı titreşiyor, sanki uykudaymış gibi yavaşça soluk alıyordu. Nael’in içinde bir karar şekillendi. Onu böyle serbest bırakamazdı; çünkü göğe yükselecek hâli yoktu. Bu yüzden çalışma masasının altından boş bir cam kavanoz çıkardı, kapağını açtı ve dikkatle yaratığı içine yerleştirdi.Kavanozun cam yüzeyi şeffaf bir hapishane gibiydi. Yaratık çırpındı, sonra vazgeçti. Nael kapağı kapatıp masasına koydu. Işık vurdukça yaratığın üzerindeki gri kabuk daha net görünüyordu; sanki kelimenin kendi üstüne kapanmış bir yarası vardı.Nael kavanoza baktığında, içinde garip bir huzur hissetti.İlk defa bir kelime-canlısını yanında tutuyordu. Nael, her sabah okula gitmeden önce kavanozun yanına oturup yaratığı izlemeyi alışkanlık haline getirdi. Onun kıvrılıp yatışına, kanatsız gövdesinin titremesine, zaman zaman camı tırmalayışına baktı. Defterine notlar aldı:“İkinci gün: Sanki benden bir şey bekliyor.”“Üçüncü gün: Camın üzerinden gözlerime baktığını hissettim.”Birkaç kez kavanozu açmayı düşündü ama yapmadı. Onu serbest bırakırsa yeniden kaybolacak gibi geliyordu. Nael’in gündelik hayatı sessizdi ama insanlarla iç içeydi. Şehrin kalabalığında, insanların konuşmalarını görür, bazen içinden tek tek ayırırdı. Herkesin arkasında iz bırakan kelimeler uçuşuyordu.Okulda da farklı değildi. Öğretmenler ders anlatırken sözleri ince kuşlara dönüşüyor, öğrencilerin kafalarının üzerinde daireler çizerek dolaşıyordu. Çoğu öğrenci fark etmezdi ama Nael için dersler, uçuşan canlılarla dolu bir bahçeye benziyordu.Arkadaş olarak yalnızca bir kişi vardı: Mira.Mira, Nael’in sınıf arkadaşıydı. Onu küçüklükten beri tanıyordu ve Nael’in sessizliğini hiç yadırgamamıştı. İnsanların çoğu ona acır, konuşamayan birini yarım görürdü. Mira ise onu bütün kabul ederdi. Nael yazıyla ya da işaretlerle anlattığında sabırla dinler, bazen de kelimelere hiç ihtiyaç duymadan bakışlarından ne demek istediğini anlardı.Mira’nın kelimeleri genellikle parlak renkte olurdu. Gülümserken dökülen “merhaba”sı sarı bir serçe gibiydi. Nael onu izlerken içi hafiflerdi. Ama bazen, Mira üzgün olduğunda, ağzından çıkan kelimeler griye çalar, yavaş uçardı. Nael işte o zaman onun yükünü görmekten rahatsız olurdu. Çünkü insanlar kendi sözlerinin ağırlığını fark etmez, ama Nael her şeyi görürdü. Akşamları eve döndüğünde, kavanozdaki kelimeye bakar ve günün sessizliğini onunla paylaşırdı. Konuşmazdı elbette, ama gözleriyle sorardı:“Sen kimsin? Niye göğe çıkmadın? Niye benim yanımda kaldın?”Bazen kavanozun içinde yaratık titrer, boğuk bir uğultu çıkarırdı. Bu ses, duyulması imkânsız ama hissedilmesi mümkün bir şeydi. Nael, odanın sessizliğinde o uğultunun kalbine dokunduğunu hissederdi.

Ve giderek daha fazla şunu anlamaya başladı:Belki de o kelime, sadece bir kelime değil, bir sır taşıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.